15.01.2005 tarihinden sonra göreve başlayanlar ise bu haktan hala mahrumlar. Esasen 2005 yılında verilen bir derece 1991 yılından sonra göreve başlayan memurlar için “adalet” getirmişti. Oysa 2005 yılından sonra on yıl geçmiş olması, adalet getirmesi için çıkarılmış bu kanunun günümüzde artık adaletsizliğe yol açması anlamına geliyor. Her geçen sene de (yeni göreve başlayan memurlarla birlikte) bu adaletsizliğe uğrayanların sayısı katbekat artıyor. Defalarca yazılı - görsel basında “Memura Müjde”, “1 Derece Tamam” şeklinde haberler yapılmasına rağmen memurlar torba yasa tasarısından da umutsuz, yapılan açıklamalar da bu yönde.

Konu Kamu Personeli Danışma Kurulu, toplu sözleşme masası ve meclis gündeminde defaatle gündeme gelmiş, her platformda mutabık olunmuş, ama derece bekleyenler arasında huzursuzluk kaynağı haline gelmiş bir derecenin verilmesi bir türlü gerçekleşememiştir.

 

Gözler Torba Yasa ve 15 Ocak 2015'te!

              2005 yılında kamu personeline bir derece verilmesinin yol açtığı adaletsizliğin ortadan kalkması için en uygun tarih 15 Ocak 2015 olacaktır. Ancak 15 Ocak 2015 tarihi baz alınarak bir derece verilse dahi, durumun memurların kaçıncı yılında bu dereceyi aldıkları ve bu kez de 15 Ocak 2015 tarihinden sonra işe başlayanlar açısından yine bir adaletsizliğe yol açacağı, bu muammanın bu şekilde sürüp gideceği kesin. Hâlbuki devlet memuruyla vücut bulan bir olgudur. Memur devletiyle, devlet de memuruyla barışık olmalı, iyi geçinmelidir. Devlet memurunun mutlu olduğu ölçüde güçlüdür. Üçüncü dünya ülkelerindeki gibi böyle ufak tefek konular 2023'te ilk on ülke arasına girmesi hedeflenen ülkemizde, memuru devletine karşı küstürmemelidir. Sadece bu konu da değil. Disiplin affı ve emeklilikte 30 yıl sınırlaması da bir derece gibi ivedi çözüm bekleyen konular arasında.

 

             Memurlar arasında bir huzursuzluk kaynağı, moral - motivasyon eksikliği ve adaletsizlik teşkil etmemesi, ileride de yeni beklentiler oluşturmaması adına, adının en başında adalet bulunan, tek başına iktidar hükümetimizce bu üç konuyla ilgili ileriye dönük, köklü yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

 

                                                                                                                                                   Gürdal KARABIYIK

                                                                                                                                         [email protected]