Bugünlerde okullar hareketli vakitler geçiriyor. Sınav haftası ya da rutinin içinde başka meşguliyetler olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bir taraftan TÜBİTAK 4006, diğer taraftan birbiriyle çakışan toplantılar, toplantılar..

Yönetim ve organizasyon alanında uzman bir arkadaşımdan duymuştum. "Bir yerde sık toplantılar yapılıyorsa bir şeylerin doğru gitmediğini söyleyebilirsiniz." Elbette bu tespit,toplantıları değersiz gören, toplantısız bir yönetim anlayışını öngören bir hayalcilik anlamına gelmez. Planlanan faaliyetlerin, proje ve toplantıların kurumların aslî işleyişine zarar vermeden hayatın olağan akışı içerisinde tam da olması gerektiği kadarıyla yapılmasını tavsiye eden bir bakış açısını ortaya koymaktadır.

Bir ara eğitimin birinci dereceden sevk ve idaresinden sorumlu yöneticilerin bulunduğu ortamda-biraz da ironi katarak- okullardaki eğitim dışındaki proje ve toplantı yüküne atıfta bulunarak alandan gelen yakınmalara tercüman olmuş ve bir sendikal tepkiyle;

"Bu Okulda sadece eğitim öğretim yapılmaktadır" pankartını asmak zorunda kalırsak şaşırmayın demiştim. Bu sözün üzerinden neredeyse iki yıl geçti ve değişen bir şey yok.

Gelişim planlaması kapsamında olması gereken hiçbir toplantıya ve projeye elbette karşı değiliz. Ancak, bugünlerde okullarda yapılan toplantılar o kadar çoğaldı ki bu toplantıların sevk ve idaresinin planlaması için -deyim yerindeyse- bir toplantı yapmaya ihtiyacı var.

Çapa Tıp birincisinin ayakta alkışlanan konuşması: Bu diyarda kalacağız Çapa Tıp birincisinin ayakta alkışlanan konuşması: Bu diyarda kalacağız

YÖGEP 'den başlayalım mesela. Hangimiz, okul müdürlerinin yönetsel becerilerini artırmaya dönük eğitim yapılmasına karşı olabilir? Ancak siz bu eğitimleri okulların müdüre en fazla ihtiyaç duyduğu bir zamanda planlarsanız yaptığınız işin hiçbir anlamı kalmaz ve faydadan çok zarar getirir.

Ya da, başlıklarını değiştirip sürekli aynı konuların işlendiği eğitim programlarına ve projelere ne demeli?

Tabi biz kitabın ortasından konuşunca "Bu sendikacılara da hiçbir şey beğendiremiyoruz. İşleri güçleri eleştirmek" şikayeti ile de karşılaşmıyor değiliz. Bürokrasideki bu şaşı bakış, kendini yeterli görmenin, STK'ların yöneticiler için bir kendilerini çek etme anlamında "ayna" vazifesi gördüklerini unutmanın bir başka ifadesidir.

Biz -üzerimize düşen görevin hakkını vererek-yanlış ve eksik gördüklerimizi gündeme getirmeye devam edeceğiz. Gerek bakanlık gerekse taşra düzeyinde gördüğümüz sorunları gündeme taşımak ve -danışırlarsa - çözüm önerisinde bulunmak bizim üyemize ve ülkemize karşı sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluğu yerine getirirken elbette "kınayıcının kınamasına da aba altından sopa göstermesine de " eyvallah edecek değiliz.

İdris Şekerci

EBS İstanbul 6 Nolu Şube Başkanı