Bilindiği üzere Milli Eğitim Bakanlığında soruşturmalarla ilgili Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanmış olan “İnceleme-soruşturma ve ön inceleme rehberi” bulunmakla beraber, bu rehber daha ziyade bir  formattan ibaret olup, bu konuda soruşturmaların hangi yöntemle ve kimler tarafından yapılacağına dair belli bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla muhakkiklik görevinin de kim tarafından yapılacağı herhangi bir yasal düzenleme ile belirtilmediği için Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un “Ön inceleme” başlıklı 5. Maddesine kıyaslama yapılarak “mümkünse üst konumdaki memurlar, değilse en azından aynı düzeydeki memurlar” tarafından kıyasen yapılmaktadır. Nitekim Milli Eğitim Bakanlığında bu görevi yapmakla asli görevli olan müfettişler bulunmakla beraber, sayıları bir hayli azaldığı için halihazırda yeni alımlar da olmadığı için, muhakkiklik görevi okul müdürleri tarafından yapılmaya çalışılmaktadır.

Bu konudaki yasal boşluğu ise yargı kararları doldurmaya çalışmaktadır. Ancak yargı kararları da yalnızca dava konusu olan bazı konulara çözüm getirmekte olup, kapsamlı, sistemli bir yasal düzenleme olmadığı için yorumlar, teamüller ve bazen keyfi uygulamalar kural haline dönüşmektedir. 

Zira bu konudaki yargı kararlarına bakıldığında, 2010 yılına kadar disiplin amirlerinin doğrudan soruşturma açarak delilleri toplayıp savunmayı aldıktan sonra ceza vermeleri şeklinde yürürken, bu uygulama şeklinin dava konusu edilmesi üzerine Danıştay On ikinci Dairesi’nin Esas No : 2007/1731 ve Karar No : 2010/1647 kararıyla” okul müdürlerinin hem soruşturma yapıp hem de ceza vermelerinin hukuka uygun olmadığına” karar verilmesiyle  yeni bir içtihat oluşmuş, uygulama yeni bir boyut kazanmıştır. Yine bir yıl sonra aynı konudaki Danıştay On ikinci Dairesi’nin Esas No : 2008/7739 ve Karar No : 2011/1108 kararıyla “disiplin amirinin doğrudan ceza vermesinin tarafsızlık ilkesini zedelediği” gerekçesiyle iptal edilmesiyle yerleşik içtihat halini almıştır. Dahası  aynı yıl yine aynı konuda açılan bir başka davada Danıştay On ikinci Dairesi’nin Esas No : 2008/6557 ve Karar No : 2011/1482 kararıyla “Usulüne uygun bir soruşturma açılmaksızın davacının cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı” yönündeki kararıyla artık “usulüne uygun soruşturma  yani muhakkiklik” tartışmasız uygulamadaki yerini almıştır.

Ancak söz konusu” bu usulüne uygun soruşturmanın” kimler tarafından nasıl yapılacağına dair herhangi bir bağlayıcı yasal düzenleme olmadığı için kurumlar kendi içinde ara formüller üretmeye çalışarak bu boşluğu doldurmaya çalışmışlardır. Lakin bu yöntemle ne yazık ki boşluk dolmamış aksine daha da karışmıştır.

Bu konudaki bir diğer sorun ise yetki gaspı meselesidir ki bu durum tamamen hukuk dışına çıkmaktadır. Nitekim Devlet Memurları Kanunu’nun 126. maddesine göre; uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezaları disiplin amirleri tarafından verileceği belirtilmiştir. Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmelik’in 18. Maddesinde ise  “durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre, 657 sayılı Kanunda yazılı disiplin cezalarından yetkisi dahilinde bulunanları vermeye, yetkilidirler.” Şeklinde hüküm bulunmaktadır. Aynı yönetmeliğin 19. Maddesinde ise Disiplin amirleri, disiplin işlerinde kendilerine 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve özel kanunlarla verilen yetkileri …kullanmak ile yükümlüdürler.” Şeklindeki hüküm ile yetkiden de öte sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Millî Eğitim Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliğinde disiplin amirlerini belirleyen çizelgede okul müdürü 1. Disiplin amiri, ilçe milli eğitim müdürü ise üst disiplin amiri olarak belirlenmiştir. Hal böyleyken okul müdürleri kanunda ve yönetmelikte var olan yetkilerini kullanamamaktadırlar. Bir başka ifadeyle yetkisi olmadığı halde bir mahkeme, kanun hükmünü ilga ederek okul müdürlerinin yetkilerini kullanamaz duruma düşürmüş durumdadır.

Oysa hukuk devletinde yargı kararlarını uygulamak ne kadar zorunlu ise yürürlükteki kanunları uygulamak da o kadar zorunludur. Ne yargı kararları yürürlükteki kanunlara feda edilir ne de kanunlar yargı kararlarına. Kaldı ki yargı kararlarının ülkeyi yöneten bir yasal düzenleme haline dönüşmesi kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğu gibi, ülkeyi hangi iradenin yönettiğine dair soru işaretlerine neden olmaktadır.

Özetle muhakkiklik konusu, okul müdürlerinin yetkilerini gasp ederek hukuksuz bir duruma neden olduğu gibi, daha önce müfettişler tarafından maaş, yolluk ve yevmiye karşılığı yapılan şimdi ise okul müdürleri tarafından her hangi bir ücret almadan ek görev olarak yapılan bu görev, Anayasanın 18. Maddesinde yer alan “Angarya” kapsamına girmektedir.

 Çözüm Önerisi:

Bu konuda açıklanan tüm bu belirsizliği ortadan kaldırmanın yolu öncelikle bu yasal boşluğu dolduracak bir düzenleme yapılmasıdır. Bir başka ifadeyle bu konuda bir yönetmelik çıkarılmasıdır. Bu görevi müfettişlerin yapması isteniyorsa yeni müfettiş alımı yapılmalıdır. Müfettiş alımı yapılmayacaksa okul müdürlerinin de kanun ve yönetmelikte verilmiş olan 1. Disiplin Amiri yetki ve sorumluluklarını “Usulüne uygun bir soruşturma yaparak” yerine getirecek şekilde düzenleme yapılmalıdır. Aksi halde bu yasal boşlukta yapılan tüm soruşturmalar “usulsüz ve hukuksuz” olarak yargıda bozulacaktır.

MİZAN