Nitekim bu uygulamalarıyla Bakanlığın kronik sorunlarına neşter vuracağına dair ciddi bir algı oluşturmuş ve adeta eğitim camiası Bakandan ziyade Müsteşara umut bağlamış durumdadır. Çünkü Bakan Sayın Nabi AVCI'nın babacan tavırları, bilge kişiliği ve en önemlisi işletişim Profesörü olması nedeniyle eski Bakan Sayın Ömer DİNÇER'in öğretmenler üzerinde yaratmış olduğu tahribatı düzelteceğine ve olumlu bir iletişim geliştirerek kronik sorunları öğretmenlerin görüşlerini de alınarak çözeceğine dair bir beklenti oluşmuştu. Bir başka ifadeyle Bakan Sayın Nabi AVCI büyük umutlarla ve olumlu bir hava ile karşılanmıştı. Ancak ne yazık ki bir yanlışı tüm doğrularını götürecek şekilde, içinde “Mülakatı” barındıran 28 Şubat tarihli yönetmeliğin altına gözü kapalı imzasını atmasıyla tüm umutlar boşa çıktı, büyük bir hayal kırıklığı oluştu ve nihayet eğitim camiası Bakandan ümidini keserek bu defa aynı beklentiyi Müsteşara yöneltti. Dolayısıyla artık Müsteşarın prestiji ve sorumluluğu eğitimcilerin gözünde Bakanın bile önüne geçmiş durumdadır.

 

 Haliyle tüm bu olumlu bekleyiş “Mülakatlı/ Sözlü sınavlı” bir yönetmeliğin çıkıp çıkmayacağı noktasına kilitlenmiş durumdadır. Zira öğretmenlerin ve sendikaların görüşlerini aldığı halde eğer mülakatlı bir yönetmelik çıkarsa bu defa tüm olumlu duygular, Müsteşarın “blöf” yaptığı şeklindeki bir algı nedeniyle tam tersi yönde gelişmeye başlayacaktır. Eğer öğretmenlerin ve sendikaların görüşlerini dikkate alarak mülakatsız bir yönetmelik çıkarsa Müsteşar imtihanı geçmiş olacak, prestijini perçinlemiş olacak ve hatta Bakanın bile önüne geçerek eğitim camiasının gözünde bakanlığın bir numaralı ismi olacaktır. Dolayısıyla yönetici atama yönetmeliğindeki mülakat konusu müsteşarın en büyük imtihanı olduğu kadar aynı zamanda bundan sonraki kariyerinin de belirleyici kaderi olacaktır.

 

 Zira defalarca söylediğim gibi bakanlığın en hassas konusu ve yumuşak karnı yönetici atama konusu olduğu gibi, yönetici atama yönetmeliğinin en hassas konusu ve yumuşak karnı da “Mülakat/ Sözlü sınav” konusudur. Bu köşede yazılan yazıları takip eden okurlarımızın hatırlayacağı üzere bu konu basit bir koltuk meselesi olmadığı gibi bu kısa yazıyla gerekçeleri anlatılamayacak kadar da derin bir mevzudur. Bu konuyu yalnızca bir koltuk meselesi olarak görenlerin sadece buz dağının görünen yüzünü görebildiklerini ya da Mevlana'nın “Fil metaforu”nda olduğu gibi gözü kapalı ellerini dokundurdukları yer Filin en pis yeri olsa gerek ki dev cüsseyi idrak etmekten çok uzak olduklarını söylemek mümkündür.

 

Nitekim Bakanlığın resmi sitesinden eğitim camiasının görüşlerine sunduğu yönetici atama yönetmeliği taslağında, sendikaların önerilerinde ve en önemlisi tüm eğitim camiasının görüş ve önerilerinde “Mülakat yani Sözlü sınav” aşağıdaki şekilde yer almaktadır:

 

 Bakanlık:Eğitim Kurumu Müdürlüğüne  yazılı sınavın % 50'si, sözlü sınavın % 30'u ve  Ek-1 Değerlendirme Formuna göre hesaplana puanın % 20'si hesaplanan puana göre atama yapılır.”

 

Türk Eğitim Sen: “Eğitim Kurumu Müdürlüğüne , müdür başyardımcılığına ve müdür yardımcılığına yazılı sınavın % 70'i ve Ek-1 Değerlendirme Formuna göre hesaplanan puanın % 30'undan elde edilen puana göre atama yapılır.” (Sözlü sınav yani mülakat yer almıyor)

 

Eğitim İş: “Gerek Danıştay'a taşınan 28 Şubat 2013 tarihli yönetmeliğin, gerekse şu andaki taslak yönetmeliğin en çok eleştiri alan bölümü ‘'Sözlü sınav'' bölümüdür. İllerdeki güvenilirliği olmayan Milli Eğitim kadroları eliyle yapılacak sözlü sınavların şaibeli olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Taslağın 8/3-a maddesinde ‘' ; her ilde ilan edilen eğitim kurumu yöneticiliği sayısının üç katı kadar aday, yazılı sınavda başarılı olmak kaydıyla puan üstünlüğüne göre sözlü sınava çağrılır'' ifadesi çıkarılmalıdır.

 

Eğitim Sen :  Mülakattın her türlüsüne karşı olduğunu hem 28 Şubat Yönetmeliğine dava açarak hem de defalarca yaptığı açıklamalarla göstermiştir.

 

Anadolu Eğitim Sendikası: Aynı şekilde mülakattın her türlüsüne karşı olduğunu hem 28 Şubat Yönetmeliğine dava açarak hem de defalarca yaptığı açıklamalarla göstermiştir.

 

Eğitim Bir Sen: Mülakatı isteyen tek sendikadır. Twiter'den bir yetkilisinin yaptığı paylaşımlar torpilin çıtasını daha da yükselterek parayla satılan yüksek lisans diplomalarının ve belli kişilere verilen ödüllerin belirleyici olmasına yönelik bir çaba görülmektedir. Nitekim bu paylaşımda Ek-1 puanının yüzdesini değil de tamamının esas alınmasını önermek suretiyle torpille alınan ödüllerin ve sadece bir kısım öğretmenin yararlanıp çoğunluğun mahrum bırakıldığı ve haksızlığı herkesçe kabul edilen uzman öğretmen/ başöğretmen puanlarının tamamının değerlendirilmesiyle mülakatın getireceği torpili daha da artırma ve perçinleme niyeti görülmektedir.

 

Ve Eğitim camiası: En önemlisi ve belirleyici olanı bence bu görüşler olup, bu konuda öncülük etmiş olan ve öğretmen camiasının nabzını tutan kamuAjansın yazarı olarak bu konuda Feridun Fikret AKSU ile birlikte yönetmelik taslağı hazırlamış, bu konuda çok sayıda yazı kaleme almış birisi olarak çok açık ve net olarak şunu tereddütsüz söyleyebilirim ki öğretmen camiasının en az % 90'ı mülakatı kesinlikle istemiyor.

 

Sonuç olarak gerek sendikalar bazında gerekse öğretmenler bazında inanıyorum ki bakanlığa giden görüşler de bu yöndedir. Geri kalan % 10 ise sınavdan alamadığı puanı birilerinin himmetiyle mülakatta telafi edeceğine dair umut besleyenler ya da belli kişilerden ya da sendikalardan söz alıp torpilini garanti etmiş olanlardır. Sendikaların neden mülakat istediğini zaten söylemeye bile gerek yoktur. Ülkemizde genel bir kural olarak hangi sendika olursa olsun hükümete yakın olan sendikalar mülakatı hararetle isterken karşıt görüşte olanlar kafadan istemezler …Ancak şu gerçeği de hemen belirtelim ki yarın hükümet değişsin bu sendikaların da görüşlerini aynı gün 180 derece değiştirip mülakatı kesinlikle istemeyeceğini herkes adı gibi bilir. Bu da acı bir Türkiye gerçeğidir maalesef…

 

Sonuç itibariyle Sayın Müsteşar onca sendikaya karşılık tek bir sendikanın görüşünü mü ya da % 90' a karşılık % 10'un görüşünü mü esas alacak bunu yönetmelik resmen yayınlandığı gün hep birlikte göreceğiz ve yine Müsteşarın mülakatla olan imtihanının sonucunu da aynı gün öğrenmiş olacağız.

 

Ancak şu gerçeği de hemen belirtelim ki müsteşarın işi hiç de kolay değildir. Zira bir tarafta en üst perdeden Sayın Başbakan'ın “Yatılı okullara müdür bulmakta sıkıntı çekiyoruz” yönündeki açıklaması, bir tarafta siyasi konumu gereği Başbakan'ın sözünü yerde bırakmak istemeyecek olan Milli Eğitim Bakanı, bir tarafta en çok üyeye sahip olan yetkili sendika, bir tarafta başbakanın açıklaması doğrultusunda kendi ikbalini düşünen bakanlık bürokratlarının arkadan çelmeleri, buna karşılık çok sayıda sendika ve % 90 gibi mülakat istemeyen ezici çoğunluk. Tüm bu cenderenin ortasında Müsteşarın uygulamaya çalıştığı demokratik yöntemin başarıya ulaşmasının zorluğu ortadadır.

 

İşte tam da burada sırf tıkanmayı açmak ve çözüme yardımcı olmak adına Müsteşarı tüm bu zorluklardan kurtaracak olan formülü biz kamuAjans olarak daha önce paylaşmıştık şimdi bir kez daha kendisine önerelim ki o da şudur: Başbakanın bahsettiği yatılı okullara müdür atanması konusundaki hassasiyet herkesçe malumdur ve bize göre de makuldür. Zira bu yatılı okulların hassasiyeti doğal olarak o okulda görev yapacak müdürün de hassas bir şekilde tüm yönleriyle ince elenip sık dokumayı zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle çıkacak olan Yönetmeliğe sadece ve sadece bu okullarla sınırlı olmak kaydıyla müdürler için mülakat sistemi getirilebilir ve bu okulların müdür atamasını da bakanlık yapar. Bunun dışındaki tüm eğitim kurumlarında mülakat kesinlikle olmaz bu şekilde tüm sorunlar çözülmüş olur. Bu sistemin şu anki tıkanmayı açacak bir formül olduğunu ve diğer konularda ise kamuAjansın hazırlayıp hem bakanlığa ham de kamuoyuna sunduğu yönetmeliğin kesin çözüm olacağını, eğitim camiasının da bunu kabul edeceğini düşünmekteyim.

 

Sözün özü “Ölümden başka her şeye çara olduğuna göre”  Müsteşarın işinin zorluğunun yanında eğer isterse bizim önerdiğimiz formülle pek ala sorunsuz olarak çözebileceği bir kolaylık da mevcuttur. Bizim tüm samimi dileğimiz Müsteşarın eğitim camiasının görüş ve önerileri doğrultusunda “Mülakatsız” bir yönetmeliği bir an önce yayınlayarak yaz tatilinde tüm atamaları yapmasıdır. Zira Müsteşar bu mülakatla olan imtihanını kazanırsa hem kendisi hem de tüm eğitim camiasıyla birlikte ülkemiz kazanmış olacaktır. Şayet kaybederse ülkemiz kaybetmiş olacaktır. Bu nedenle bütün samimi dualarımız Sayın Müsteşarın bu mülakat imtihanını başarıyla kazanması yönündedir…

 

27.06.2013

Cafer GÜZEL

[email protected]

www.kamuAjans/ÖZEL