Kanunlarda yapılan değişikliklerin İzin Yönergesine işlenmesini işin doğası gereği zaten olması gereken rutin bir durum olması hasebiyle bir kenara bırakırsak; hakkını teslim etmek gerekir ki bazı kolaylıklar da getirilmiştir. Örneğin aylıksız izinlerin dışındaki tüm izinlerin okul müdürlerinin yetkisine verilmiş olması, bilhassa amirin takdirine bağlı olan 10 günlük mazeret izninin okul müdürünün yetkisine verilmiş olması son derece kolaylaştırıcı olumlu bir adımdır. Keza yurt dışında geçirilecek olan izinler için mülki amirden izin alınması şartının kaldırılarak yalnızca adresin izin belgesinde yazılması ya da öğretmenlerin yarıyıl ve yaz tatillerini geçireceği yurt dışı adreslerini okul idaresine bildirmesinin yeterli görülmesi yine son derece olumlu gelişmelerdir.

 

     Ancak geri adım sayılabilecek ve eleştiriye açık olan noktalar da ne yazık ki vardır. Şöyle ki; ikili eğitim yapan okullarda haftada sekiz saatten fazla çalışan hizmetliler için her sekiz saat için bir gün izin verilmesi okuldaki işlerin aksaması açısından her ne kadar uygulanması pratikte zor olsa da en azından 10 günün yıllık izinlerine ilave edilmesinin -Zaten daha önce de vardı ama okullarda uygulanmıyordu- hayata geçirilmiş olması olumludur. Ancak aynı durumda olan ikili eğitim yöneticilerinin aldıkları haftalık iki saatlik ekders bahane gösterilerek bu haktan mahrum bırakılması ciddi bir çelişkidir. Çünkü haftada iki saatlik ekders gerçekten komik bir rakamdır. Bu hakkı ortadan kaldırmaya yetmez. Bir diğer konu ise Lisansüstü öğrenim görenlere daha önce verilen haftada iki yarım günlük izinlerin kaldırılarak yalnızca “Kolaylık sağlanır” gibi geçiştirmeyi amaçlayan ifade geri adım olmuştur. Fakat bu konuda da Yüksek Lisans'ı sırf yönetici atamada 8 puan almak için özel üniversiteler aracılığı ile ayağa düşürenlerin kulakları çınlasın!

 

     Bir diğer eksiklik ise gerçi öncelikle 657'de yapılması gereken yasal bir düzenleme olması gerekir ancak yine de bu konu gündeme gelmişken dikkat çekmekte yarar görüyorum. Bu konu ise “Memurlara bir günlük cenaze izninin mazeret izni kapsamında ayrıca verilmesi” konusudur. -Allah gecinden versin- ama her ne kadar eşin, çocuğun, anne-babanın, kayın babanın, kayın validenin, kayın biraderin ve baldızların ölümü halinde yedi gün izin verilmekte ise de bu durum bizim ülkemizin inancı, örfü, adeti, değerleri ve toplumsal yaşantısı açısından yetersizdir ve hatta bir ayıbı da içinde barındırmaktadır. Zira amcanın, halanın, teyzenin ve birinci derece akrabaların ölümü çok mu uzak ve hafif acılardır? Dahası bırakalım akrabaları bir arkadaşının ve komşusunun cenazesine katılmayan bir insanın insanlığı, arkadaşlığı ve komşuluğu sorgulanmaz mı bu ülkede?  Doğru olanı ve hatta bana göre eğer bu kişi çocuklara örnek olan bir öğretmense yalnızca kendi yakınlarının, arkadaşlarının, komşularının değil, okulundaki öğrencilerinin cenazelerine bile katılması bir zorunluluktur. Ve katılıyor da haklı olarak… Ancak böylesi hassas bir konunun izin konuları arasında yer almaması, memurları mağdur etmekte ve bazı işgüzar müdürlerin keyfi uygulaması ile insanların vicdanını incitmektedir.  Ayıp olmaktadır yani…

 

     Şimdi başlığımızda belirttiğimiz ve kaba tabirle “Ahırda unutulan eşek” konusuna gelecek olursak bilindiği üzere her okulda farklı uygulanan, yöneticilerin yorumlarına ve keyfi uygulamalarına terk edilmiş olan, birçok kişiyi de mağdur eden ve bu nedenle yargı konusu olan “Süt izninin okullarda öğretmenler tarafından nasıl kullanılacağı” konusudur. Zira her ne kadar kanunda yer aldığı şekliyle “Kadın memura, çocuğunu emzirmesi için doğum sonrası analık izni süresinin bitim tarihinden itibaren ilk altı ayda günde üç saat; ikinci altı ayda günde bir buçuk saat süt izni verilir.” Hükmü İzin Yönergesinde yer almış olsa da bu cümlelerin okullarda bu konunun uygulanması için asla yeterli olmadığı, mutlaka açıklığa kavuşturulması gereken bir konu olduğu açıktır. Nitekim daha önceki İzin Yönergesinde ders programlarında bu durumda olan öğretmenlerin durumunun dikkate alınacağı hükmü yer almakta idi. Şimdi bu bile unutulmuştur.

 

     Dolaysıyla şimdi bu konuyu biraz daha analiz ederek derinlemesine anlamaya çalışırsak karşımıza şu sorular çıkmaktadır: Örneğin okullarda öğretmenler süt izni kullanacak mı, kullanmayacak mı? Eğer normal eğitim yapan okullardaki öğretmenler süt izni kullanacaksa ders programlarının hazırlanması konusunda onlara kolaylık sağlamak okul idaresinin keyfine mi terk edilecek? İkili eğitim yapan okullarda zaten topu topu altı saat ders yapılmakta iken 3 saat süt izni kullanan bir öğretmen 60x3=180 dakika okuldan ayrılırsa günde dört derse giremeyeceği anlamına gelmektedir ki bu durumda yalnızca günde iki saat ders yapan o sınıftaki öğrencilerin eğitimleri felç olmuş olmayacak mı ve böylesi bir uygulama mümkün mü? Dahası her okulda farklı uygulanan bu izin şeklinin öğretmenleri ve yöneticileri ne kadar zor durumda bıraktığı bilinmiyor mu? Bu konudaki yargı kararları da mı bir şeyler hatırlatmıyor? Soruları daha da uzatmak mümkündür.

 

     Ancak gerçek olan bir şey var ki bu konunun mutlaka izin yönergesinde açıklığa kavuşturulmasının ve tek bir standart uygulama getirilmesinin zorunluluk olduğudur. Bu denli önemli bir konuyu atlayan, gözden kaçıran bir İzin Yönergesi doğrusu çıkmasa da olurdu. Nitekim zaten diğer konular kanunlarda yazdığı için ona göre uygulanmakta idi. Şahsen ben izin yönergesinin bilhassa süt izni konusunun açıklığa kavuşturulması için çıkarılması gerektiğini bekleyenlerdim ve bu konuyu yazmayı da düşünmüştüm. Zannediyorum okul yöneticilerinin de böyle bir beklentisi vardır.

 

     Şimdi bence “Zararın neresinden dönülürse kardır” anlayışından hareketle izin Yönergesi de henüz yeni çıkmışken sıcağı sıcağına bu konuyu da açıklığa kavuşturarak yeni İzin Yönergesine eklenmesi bir zorunluluktur. Ve bakanlık bu işi mutlaka yapmalıdır. Bir günlük cenaze izni konusu ise kanuna eklenmesi gereken bir konu olduğu için izin yönergesine yazılmasını beklemek belki anlamsız olabilir; ancak bu konuda da okul müdürleri kendilerine verilmiş olan 10 günlük mazeret izin süresinden izin vererek gerekli kolaylığı sağlamalı, daha doğrusu empati kurarak o hassas anlarda insanlara yardımcı olmalı, daha açıkçası o an için müdürlüğü, kanunu, yönergeyi bir kenara bırakıp birazcık insani yönünü ön plana çıkarmalıdır. 24.01.2013

 

Cafer GÜZEL

[email protected]