Efsane şudur ki:

Ekmek kıtlığının şahikaya ulaştığı bir zamanda Fransız Kraliçesi Marie Antoinette’nin halktan yükselen isyan dalgasına karşı ‘‘Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!’’ dediği iddia edilmiştir.

Bu söz, Kraliçe Marie Antoinette’ye mal edilerek adeta şöhret kazanması sağlanmıştır.

Ne zaman ekmek lafı açılsa insanların aklına öyle ya da böyle bu efsane gelir.

Artık nasıl bir etki tepki ilişkisiyse 200 yılı aşkın bir süredir dilden dile nakledilmiş, dillere dolanmış, akıllara kazınmıştır. Hal böyle olunca ekmek ile ilişkilendirilerek çağrışımda bulunuyor olması gayet olağandır.

Pekala  bayram değil seyran değil ekmeğin benim aklıma gelmesinin nedeni ne ola acaba?

Hemen onu da izah edeyim:

Sayın Mahmut ÖZER, bir açıklamadan bulundu birkaç gün evvel.

Dedi ki:

‘’81 ilde meslek liselerimize ekmek fabrikası kuracağız.’’

Ekmek, temel besin kaynağımız.

Amenna…

Enflasyona da maruz kalıyor.

Ona amenna…

Siz de malum durum karşısında Fransız Kraliçesi gibi bir tavır takınarak diyorsunuz ki:

‘‘Olur da bir gün ekmek bulamazsanız o zaman ekmek fabrikaları açınız.’’

Elbette kendinizce özgün ve nokta atış bir çözüm yolu ortaya koymuşsunuz.

Yalnız bizlerin bu çözüm yolunuza ilişkin bakış açımız biraz farklıdır.

Söz konusu açıklamadan hareket ederek şunları söyleyebiliriz:

1-    Demek ki ekmek kıtlığı yaşayabilme ihtimalimiz var, önüne geçmeye çalışıyorsunuz. Önleyici bir çalışma o zaman ortaya koyduğunuz. Ama o kadar amenna dememize rağmen bu önleyici çalışma MEB bünyesinde tutar mı? Tanzim satışları gibi akamete uğrarsa ne olacak? Bir anda mı aklınıza geldi bu fikir? Altyapısı ve fizibilitesi var mı?

2-    İlgili ve yetkili kurumlar bu konuda pasif davrandığı için siz MEB olarak işe el atıp inisiyatif almış oluyorsunuz almaya lakin MEB için artı bir iş yükü değil mi? Yani eğitim öğretim (öğrenme) alanına ekonomik sonuçlar çomağını sokmak olmuyor mu bu?

3-    Tamam, cesaret ettiniz ve inisiyatif aldınız. Bu çalışmalarda size arka ve destek çıkacak kurum ve kuruluşlar -özel ya da kamu- var mı? Yoksa yine okulları kaderine mi terk edeceksiniz? Sahi ekmek işine bakan hangi bakanlık? Öncü rol oynayan neden MEB? Bunu yetkili bakanlığın başındaki kişiler yapsa daha uygun olmaz mıydı? MEB’i de olayın içine dahil edeceklerini ilgili ve yetkili kişiler açıklardı. Bence kamuoyu nezdinde MEB’in asli görevi bu mu ki gibi bir algı yarattı?

Söz konusu açıklamadan sonra bizde oluşan beklenti:

1-    Hazır ekmeğe el atmış iken şeker de enflasyona maruz kalıyor ha bire Sayın bakan, malumunuzdur, bu durumda sizden 81 ilde meslek liseleri bünyesinde şeker fabrikası açmanızı bekliyoruz.

2-    Atanamayan öğretmen enflasyonu yaşıyoruz, o denli büyüdü ki atanamayan öğretmen camiası son birkaç yılda, milyonlara yaklaştı ya da geçti, hazır ekmeğe el atmışken ekmek paralarını çıkarmak için atanamayan öğretmenleri atamak için şöyle güzel bir planlama yapacağınız ‘‘öğretmen atama/boşta öğretmen bırakma’’ fikir fabrikası kurunuz. Bu, bakanlık bünyesinde olmalı elbette.

3-    Enflasyon karşısında mevcut öğretmenler müthiş eziliyor. Nazım’ın deyişi ile üzüm gibi adeta… Hazır ekmeğe el atmış iken ekmeklerini öğretmenlikten çıkaran mevcut öğretmenlerimizin geçim sıkıntılarını giderecek fikir fabrikaları kurunuz.

4-    Çocuklar bir an evvel ekmeklerini kazansınlar isteniyorsa onlara mesleğe giden özel yollar sunmalıyız. Ve bunun için de 81 ile meslek ortaokulları hatta ilkokulları (atölye tarzında) kurarak işe başlamalıyız. İçine berber de açın, fırın da açın, elektrikçi de açın, hayatta görünen ne varsa hepsinin bir simülasyonu olmuş olur o zaman. Yoksa sorunlara anlık ya da aklımıza esen hamlelerle yaklaşırsak uygulamalarımızın hiçbiri uzun vadeli olmaz. Ve fikirler gelişmez. Saman alevi olur çıkar. Fikirlerin gelişmemesi ve anlık olması bir yana pratiğe istikrarlı bir biçimde geçmesi de inanılmaz zorlaşır. Zaten en büyük sıkıntımız bunlar değil mi: istikrarsızlık, pratiğe geçememe, uzun vadeye yayılamama, hayatta görünenlerle okulda görünenlerin uyuşmazlığı…

Kusura bakmayınız, genel müdürlük, daire başkanlığı gibi birimler demedim.

Konjonktürün dili ile ‘‘fabrikalar’’ kurunuz diyerek beklentilerimizi arz ediyoruz sizlere.

Gerçi bunları dinlemeyeceğinizden eminim.

Fakat olsun, olur da bir gün geçmişi okumak isteyenler olursa burada dursun.

Geçmiş derslerle doludur.

Geçmişten ders alınırsa gelecek daha iyi kurgulanır.

Ve herkese yarar sağlar, bir kesime değil.

Sonuç olarak anlaşılan şudur ki MEB, fabrika işine de girmiş oldu.

Gözlerimiz bunu da görecek.

Mevlam görelim neyler neylerse güzel eyler, teslimiyeti içinde izleyelim.

Yalnız bunun ileriye dönük riskleri de barındırdığını söylemeden geçemeyeceğim.

Teslimiyetin yine bir yerinden yırtıp kafayı uzattım. Tüh!

Zira yarın asgari ücretli için öğretmenler fedakarlık etsin derlerse…

Zira yarın MEB’in üzerine tüm işler yıkılırsa ya da öğretmenler fedakarlık veyahut feragat etsin talebi olursa işte o zaman eğitim camiası ayvayı yedi demektir.

Sayın Özer, bence daha ileri gitmemeli.

Herkes işine bakmalı.

Gelin görün ki öyle bir ekonomik konjonktürün içine düştük ki MEB bile ekmeğini kazanacak.

Öğretmenler de artık ekmeğini taştan çıkarır.

Saygılar…

Yusuf SEVİNGEN