Ak Parti, 1 Kasım’da tek başına iktidara gelirse (ki, gelecek yüzyılımız için mutlaka gelmeli); mahalle temsilcisinden Genel Başkanına kadar tüm kademelerde görev alan millete hizmet sevdalı neferlerinin de diğer siyasi partilerin de, vatandaşlarımızın da, memurlarımızın da en önemli, en başat görevi, bu devletin paralel yapıdan bir an önce temizlenmesini sağlamak olmalıdır! Bu konuda asla duygusal davranılarak gevşeklik gösterilmemelidir.

Varlığıyla onurlandığımız, insan onurumuzun gereklerini özgürce yaşayabildiğimiz devletimizin bekâsı için,

Dinini, ülkesini, mefkûresini gerçekten seven, "bağımsızlık karakterimdir" diyen her bir fert/Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, tüm insani ve kişisel hedeflerinin önüne bu mücadeleyi geçirmeli ve taşın altına vücudunu koymalıdır. Bu, "olmak ya da olmamak" meselesidir.

Ancaaak;

Paralel yapı ile mücadelede asla zalim olunmamalı, insanlar haksızca hukusuzca kırıp dökülmemelidir. Bu yapı içerisinde bir şekilde inanarak ya da zorunlu olarak durmuş olan hiç kimseye halel gelmemelidir.

Hapislerle, zindanlarla, sürgünlerle bu mesele çözülemez. Çözülemeyeceği gibi adalet duygusu zedelenip, küçük hesapları olan nefsani/dünyevî hedeflerine ulaşmak isteyen münafık tıynetli alçakların oyuncağı ve aleti haline getirilmesine de çanak tutulmuş olur. Hele de çakal tabiatlı birileri için, kendilerine yol açmanın, rakiplerini yoldan çekmenin veya intikamlarına alet etmenin aracı haline gelirse bu mücadele, toplum olarak infilak ettiğimizin ve doıayısıyla da sonumuzun geldiğinin işareti olur.

Paralel örgütün “parasal desteklerini, para kaynaklarını keserek başlamalı. Sonra milletimize ve dünyaya; olayları manipüle edip yalan ve iftiralar sunarak zehirleyen, devasa büyük binalardaki televizyon, radyo, gazete, dergi ve matbaalarını bitirerek devam etmeli. Zaten tabanı dağılmış durumda. En sâdıklarının bile kafalarının çok karışık olduğu biliniyor. Üst tarafın, bizi biz yapan değerler manzumesi olan dinimize, müslümanlara, varlığıyla onurlandığımız devletimize, milletimize apaçık ihanet içinde olduğunu net görüyorlar artık.

Ama 1 Kasım'dan sonra bu tablonun tam tersi olursa; onlar gerçekten zalimler oldukları için, “Bu günler geçsin size dünyayı dar edeceğiz” tehditlerini zaten şimdiden alenen yapıyorlar. Biz, 3 yüz kişi ile Bin kişilik orduyu Bedir'de, 3 bin kişi ile 100 bin kişilik orduyu Mute'de, Malazgirt'te, İstanbul'da, Çanakkale'de darmadağın etmiş, tepeden tırnağa imanıyla dağları yerinden oynatan, tüm modern araçları pes ettiren bir medeniyetin çocuklarıyız. Allah için, vatanı için, namusu için, canını korumak için, bağımsızlığı için; "Madem ölüm tek bir defa gelecek, o da neden Allah için olmasın" diyerek, şehadete düğünümüze gider gibi heyecanla koşan bir milletin fertleriyiz. Sizin tehditlerinizin hepsi vız gelir bize, komik gelir.

Hedefe Recep Tayyip Erdoğan'ı koyarak, AK Parti üzerinden bağımsızlık mücadelemizde bize zokayı yutturarak üzerimize pranga vurup bizi her türlü kandırmacayla esir etmeye kalkan "Küresel Emperyalist Şer Konseyi"nin mühendislik ürünü argümanlarla yaptığı algı operasyonlarına inanarak yanlış karar verirsek, ekonomik olarak da, sosyo-kültürel olarak da, inanç kimliğimiz olarak da üzerimize serpilen bu esaret ağından 200 yıl daha kurtulamayacağımızı açıkça beyan ediyor ve tarihe kayıt düşüyorum.

Aç gözlü, insan kanını sömürüsüne alet eden küresel siyonist emperyalist üst aklın/şer cephesinin, kuklaları olan paralel yapılanmalar ve terör örgütleri vasıtasıyla, başımıza balyoz indirmeye çalışarak Anadolu'yu peşkeş çekmelerine gelin müsade etmeyelim.

Bu süreçte ne yaptığınızı/yapacağınızı en iyi Allah görüyor. Bir kenara sinerek, bu mücadele beni ilgilendirmez, kim gelirse gelsin, aman ben kategorize olmayayım deyip oturacak mısınız yoksa elinizi taşın altına koyma cesaretini gösterecek misiniz?

Şartlar ne olursa olsun, rahatı bozulsa da, sorumluluk hissedip dertlenerek "bir şey" yapma iradesi göstermek için insiyatif alanlar,

malım mülküm hatta canım feda diyerek zalimlere boyun eğmeyenler,

SİZ NE GÜZELSİNİZ!

Fi Emanillah

M.Emin Sofuoğlu