Sen beni anlamıyorsun? 
Senin zamanında değiliz.
Benim özgürlüklerim var.
Senin dediklerini yapmak zorunda değilim.

Yukarıdaki cümleler kulağımıza uzak diyarlardan fısıldanmıyor. Yanı başımızda, bizimle dünya denen mekânın seyir halindeki yolcuları bunlar. Ben sana baktığımda sen, sen bana baktığında ben… Yani biziz aslında. Bunun adına kuşak çatışması mı desek, çıkar çatışması mı? Kimse kendi elindeki gücü bir başkasıyla paylaşmak istemiyor. Büyükler, siyasiler, mevcut otorite(!) gücün derdinde, küçükler ve gençler ise sorumluluk almamanın… Hal böyle olunca da ortaya çıkan manzara ülke geleceği açısından sıkıntılı gözüküyor. Bir yolu olmalı bu işin, hayatın yolcularını aynı gemide buluşturabilecek bir anlayış geliştirilmeli… Yapılabilir mi? Elbette… Ama bunun için önce “sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” sözünün yananları tarafında olmaya gönül vermek gerekir. Karanlıkların aydınlığa dönüşmesini istiyorsak, hepimizin buna talip olması kaçınılmaz duruyor.

Konumuzu iki ana başlıkta özetlemek isterim. Birincisi “ kuşak çatışması” kısmını oluşturuyor. Bu alana kafa yoranların ifadesiyle başlayalım. 2000 yılından önce doğanlar bu dünyada göçmendirler. Ait olmadığımız bir dünyada yaşıyoruz demektir özetle… Yani iki binli yıllardan sonra doğan çocukların teknolojinin kucağına oturtulduğundan hareketle bu kadar hızlı bir teknolojik değişime ayak uyduramayan büyüklerin kuşak çatışmasına şahitlik ediyoruz. Süreci doğru yönetebilirsek sorunu çözebilecek güce de sahip olacağız. Biraz teknolojinin üzerimize etkilerini kabul edip kendimize format atmamız gerekecek, biraz da çocukların ve gençlerin gerçek dünya ile olan ilişkilerini güçlendirmek üzere toprakla olan bağımızı diri tutacağız. Yani “ sen benim bu hayatta kaç yıllık tecrübeye sahip olduğumu biliyor musun?” diye başlayan soru cümlelerinin gençler için çok mana ifade etmediğini görmek lazım. Hayata dair bilmeniz gereken her şeyi bildiğinizi iddia ediyorsanız, ölüyorsunuz demektir. Çünkü tecrübe insanı geliştirmez. İnsanı geliştiren sürekli geri bildirimlerdir.”Ha! Öyle değil şöyle yapmalıyım, bunun yerine şu yolu izlemeliyim…” düşüncesi içindeyseniz gelişirsiniz. Ve böyle olunca da çocuklarda, gençlerde algılanma, anlaşılma frekanslarını yakalama şansı bulursunuz. Bilginin davranışı değiştirmediğini bilmek, duygusal alana köprü kurulmasını sağlar. Ve inanın duygusal alan köprüsü kuşak çatışmasının önüne geçmek adına yapılan en güzel inşaattır. Sigaranın zararlarını bilmeniz o mereti bırakmanızı sağlıyor mu? Hayır, değil mi? Peki, bırakmak için neye ihtiyacınız var? Elbette duygularınıza… Ya sevdiğiniz birisi için terk edersiniz. Ya da doktor size “son aşamadasınız, artık ya ölümü ya da yaşamı seçeceksiniz” dediğinde… Ne olur o zaman düşünceniz? “Yeter, kırk yıldır içiyorum. Biraz eşime, çocuklarıma, doyamadığım torunlarıma zaman ayırayım” dersiniz. İşte çocuklarla ve gençlerle kurulacak bağ, bilginin somut haline duygularınızı eklemenizle mümkün olur. Yaşarsınız, yaşatırsınız. Yaparsınız, yaptırırsınız. Söylem eyleme dönüşmedikçe kuşak çatışması şiddetlenerek devam edecektir.

İkinci bir husus daha var. O da koruyucu ve kollayıcı aileler olarak çocukların bütün potansiyellerine vurulan prangaların ortadan kaldırılmasıdır.”. Aman, çocuklar bizim yaşadıklarımızı yaşamasınlar” demekle bir yere varılmaz. Çocukların hayatlarını kolaylaştırdıkça, onların potansiyellerinin ortaya çıkmasını engelliyorsunuz. Yetmiyormuş gibi, çatışmalarla geçecek bir gençliğe kapı aralıyorsunuz, demektir. Unutmayın ki, cevher; baskı altında ortaya çıkar. Elmasa ve sonrasında pırlantaya dönüşen karbonun basınçla bu hale geldiğini unutmayınız. Hayat yolculuğu bir disiplin gerektirir. Bunun için evde sıradan ve düzenli vereceğiniz sorumluluklar, çocuklardaki cevherlerin ortaya çıkarmasına vesile olacaktır. Çocuklar gençliğe doğru yürürlerken yanı başlarında olmak büyükler için çok kıymetli bir yaklaşım olacaktır. Yaptığı hatalara şahitlik etmek, hatalardan elde edilecek tecrübelerin kıymetini anlamak ve yeni öğrenmelere kapı aralamak için size ihtiyaç duyacaklardır. Özellikle duygusal bağınız ileride ortaya çıkacak birçok kuşak çatışması eylemini ortadan kaldıracaktır. 

İki binli yıllar ve sonrasında doğan çocukların uyaranlarına bakıldığında korkunç bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Çünkü çocuğun kendiyle baş başa kalacağı vakit yok. Dünyanın öbür ucundaki bir olayı anında ekranına taşıyan, filtresiz yüzlerce binlerce habere erişim sağlayabilen kuşağın duygusal bağı gelişmeyecektir. Klavye, cep telefonu, aypet, bilgisayar gibi teknolojik aletlerin mengenesine sıkışmış çocuklar internetle buluştuğu andan itibaren beden olarak evlerde, ruh olarak evrende herhangi bir yerde geziniyor durumda olacaklardır. Son dönemde yaşadığımız pandemiden kaynaklı cam ekrandan eğitimle birlikte bu bağımlılık daha da artmış gözükmektedir. Bu ise yeni konu başlıklarında, kuşak çatışmaları demektir. Kültürel bağların, inanış biçiminin, değerlerin bir bir dumura uğramaması için biraz daha fazla empatik duruş ve biraz daha fazla birlikte zaman geçirmek kaçınılmaz bir hal almıştır. Tüm iyi niyetli davranışlar, yapılacak bütün güzel işlere rağmen hala kuşak çatışması yaşanıyorsa bunun adı “kuşak çatışması değil çıkar çatışmasıdır”. Sonuç bu olsa dahi, burada azimle sebat etmesi, sabır göstermesi gerekenler büyükler olmalıdır. “ Baktın anlamıyor onun anladığı dilden konuşacaksın” gibi bizim kültürümüze girmiş yanlış bir algıdan dem vurmamalısınız. Ne demek yani,” karşınızdaki havlıyorsa havlayacak, anırıyorsa anıracak mısınız?”. Hayat profesyonel olanları sever. Bu sebeple doğru ve güzel olanı yani, kendi kültürüne, inancına, değerlerine en uygun olanını duygusal bağ kurarak kuşak çatışmasının önüne geçebilirsiniz/ geçebiliriz. Aslında çıkar çatışmasını da işleyecektim bu yazımızda. Ancak belli ki konu uzayacak bu sebeple bu konuyu da bir sonraki yazımıza bırakalım inşallah.

Sonuç olarak yarenler, hayatta neyi arıyorsanız onu bulursunuz. Hata, kusur arıyorsanız, bulacağınız onlardır. Hayır, güzellik arıyorsanız, güzele giden yollarınız açık olsun. Kuşak çatışması evvelinden beridir vardı. Ama şiddeti daha azdı. Çünkü değişim ve dönüşüm daha yavaştı.Yeni neslin daha şiddetli bir kuşak çatışması yaşamasının sebebi teknolojik ürünler, sanal hayat ve ailelerin aşırı kollayıcı davranışlarıdır. Olabildiğinde gerçek hayatın içinde kalmalarını sağlamak adına birlikte etkinlikler planlayalım. Kariyer yapmanın önemli olduğunu ama iyilik yapmanın, kıymet bilmenin, birlikte var olmanın çok daha önemli olduğunu hatırlatalım, yaşayalım, gösterelim çocuklarımıza…  Ve olumlu, müspet değişimin bizim davranışlarımızda gizli olduğunu asla unutmayalım. Sağlık, huzur ve mutluluk dolu  güzel bir yıl diliyorum.

Selam ve dua ile…

İrfan Ertav
Yazar