Dünya şuanda bir sancı içinde kıvrana dursun insanlığını kaybeden milletlerin çekişme meydanı oldu. İnsanlığını kaybeden milletler mazlumun üzerine vahşice saldırırken bunu kuduz bir köpek edası ile yapmaları artık tuhafımıza gitmiyor. Her şey olağan normal gibi gelse de kaybettiğimiz insanlık değerlerimiz. Aklıma hemen orta çağ ruhban sınıfının güç kazanmak için Müslümanları hedef göstermesi geldi dersem yalan olmaz. Yüz yıllardır kiliselerin bitip tükenmeyen hırsları bu coğrafyayı yerle bir etti. Dünya da kin nefret söylemleri artarak yerini şiddete bırakalı asırlar oldu. Çağımızda da bu hastalık o kadar arttı ki dünyanın halini görüyoruz. Yıllardır gizli eller düzen kurma çabası altında dünyaya kaotik bir yapıya dönüştürmüşler buralardan çıkar sağlamışlar. Dünyayı savaş meydanına çevirip durumdan kaynaklanan fırsatları kullanarak güçlerine güç katmıştır. Peki, bu sistem koyucuları kuvvetlendiren nedir diye sorarsak? İnsanoğlunun bitip tükenmeyen ihtirasları, egoları ve istekleri olduğu apaçık meydanda olduğunu çıplak gözle görebiliriz. Rab insanı saflık ve tertemiz bir halde yaratırken insanoğlunun acımasızlığı neyin sonucudur diyesi geliyor insanın.  Rab, insanı bu kötü hallerini düzeltmek için birçok peygamber gönderdi. Ama insanoğlu her zaman olduğu gibi kolay olan kibri, ihtirası, gücü ve egoyu seçti. İnsanoğlu güvenilmez bir mahlûkata döndü. Çıkarlar uğruna geçmişini geleceğini bir çırpıda satan bir varlığa dönüştü. Bilinmeze giden dünyada bilinmez bir paradox insan.

Avrupa medeniyeti ile ne kadar övüne dursun karanlık tarihinde o kadar hunharca işlere imza attı ki insan olmaktan utanırsınız. Binlerce kadını cadı yaftası altında diri diri yakan bir kıta, insanın yaşam hakkının olamadığı karanlık bir kıtadır. Geçmiş Avrupa’nın karanlık yüzü günümüzde de görülmektedir. Avrupa tarihinin hiçbir döneminde insani değerleri olan bir yapısı olamadı. Çağımızın en büyük sorunlularından olan mülteci probleminde verdikleri tepkilerine hayretler içinde izlemekteyiz. İnsani değerlerini kaybeden Avrupa kıtası söze geldiğinde insan hakları savunucu olduğundan dem vursa da hep içlerindeki vahşi duygularını asla silememiştirler. Özellikle Yunan hükümetinin Suriyeli mültecilere yaptı vahşiliği görmezden gelen insan hakları savunucu Avrupa’nın gerçek yüzünü görmüş oluyoruz. İnsanlığını unutmuş değerlerini güç ve paradan olan bu cüruf kıta artık pisliklerinin içinde boğulacağı günlere hızla yaklaşırken, cağlar boyu kiliselerden aldıkları icazetle Müslümanlara eziyet etmelerinin karşılığını en kısa süre alacakları artık ayan beyan ortaya çıkmıştır. Geçmişten günümüze dünya coğrafyasına kan gözyaşı ve elem getiren bu kıta artık kendi ile baş başa kalacağı zaman koşarak giderken, kibir, ego ve hırs demeti içinde ironik davranışlarını cüretkâr olarak sergilemektedirler.

Tarihin en saygın milletidir Türkler. Asla aman dileyene kılıç kaldırmamış mazlumun yanında olmuş insanlığa değer katan millet olmuştur. Irk olarak saf ve temiz olan bu millet asla kötülüklere boyun eğmemiş hayatlarını hep adalet üzerine geçirmişlerdir. Tarihin en karanlık noktasın da dünya ya ışık tutan bu kavim ölümü Rabbe ulaşma aracı sayarak dünyaya nizam getirme çabası içinde olmuştur. Ölüm onlar için en şerefli tat olmaktadır. Türklerin asaletli bir millettir bağımsızlıkları için canlarını seve seve verirler. Tarihte bu özellikleri bolca görürsünüz hele Kürşat’ın 40 çerisiyle koca Çin sarayını basması Türklerin asaletini anlatan bir örnektir. Tarihin her safhasında görülen Türkler insan sevgisi ve adaleti ile dünyaya nam salmıştır. Avrupalı bu yüzden Türkleri sevmez çünkü Türkler geldiği yerde adalet, insan sevgisi ve ayrımın olmadığı bir düzen gelir. Suriye’de, Libya da ve birçok yerde nerde mazlum varsa bu millet her zaman yardıma gidecektir. Çünkü Türk demek beklene demek adalet ve mazlumun hakkını savunan demektir. Tarih bu olguları Türk ırkına yüklemiştir. Rab bu ırkın her zaman yanında olmuş ve tarihte birçok devlet kurmalarını sağlamıştır. 

Kim ne dersin Türk olmak şeref ve gurur kaynağıdır. Tarihe baktığımız da mazlumun yanında olmuş onlar için canını vermiş bir milleti tarihte bulamazsınız. Türklükten utanan veya umursamayan kendi insanımız dönüp arkalarına baktıklarında şerefli bir tarihten başka bir şey bulamazlar. Eğer bağımsızlığı ve vatan sevgisini ararsan bir Türk çocuğunun gözlerinde şerefli bir halde görebilirsiniz. Vatanı için hiç gözünü kırpmadan veren bu ırkı kimsenin hafife almaya ne gücü nede şahsiyeti yeter. Tarih bu yaklaşımlara asla izin vermez. Türklerin Müslümanlıkla bezendikten sonra günümüze kadar Ümmeti Muhammedin sancaktarlığını yapmış olmasının yegâne sebebi Rabbin bunu istemesidir. Allah, Türk kavmini şerefli kılıp dünya üzerindeki adaleti sağlayan ırk olmasını sağlamıştır. Yazımı Kaşgarlı Mahmud’un “Divanü Lügati’i Türk“de Türkün tarifini yazarak bitirmek isterim. ‘’  Talih Güneşinin Türklerin Burcunda doğduğunu ve Cenab-ı Hakk’ın Türk Hakanlığını Göğün felekleri arasına yerleştirdiğini, onlara “Türk” dediğini ve Egemenlik verdiğini, onları çağın hakanları yapıp dünyaya hükmetmenin dizginlerini ellerine verdiğini, onları tüm beşeriyete memur ettiğini, Doğruluğa yönelttiğini, onlara katılanları ve onlar adına çabalayanları güçlendirdiğini böylece istedikleri her şeyi elde ederler.’’

Yasin Erdem