Çok uzun süren meslek hayatımda kürsüm oldu, makam odam oldu, kitaplarım oldu ama köşem olmamıştı. Geçen haftadan beri de Kamu Ajansta bir köşem oldu. Artık haftada bir kendi köşemde her konuyla alakalı görüşlerimi, önerilerimi, eleştirilerimi yapacağım bir köşem var.

Ama köşe olmadım. Çünkü köşe olmak; Hiçbir çaba göstermeden, kısa sürede zengin olmak, kısa yoldan ve büyük bir emek harcamadan sosyal ve ekonomik güç edinmektir.

Hepimiz geçimimizi sağlamak için, çocuklarımızı okutmak için, meslek ve kariyer sahibi yapmak için dişimizle- tırnağımla kazarak yaşıyoruz. Yani toplumumuzun büyük bir çoğunluğunun hayatı, mücadele ederek, çalışarak, çok çalışarak geçiyor.

Buna karşılık, bir kesim var ki, bir anda zengin olmak için, köşe olmak için, köşeyi dönmek için, dört köşe olmak için alın terlerini, yıllarca kazandığı birikimlerini bu amaçla kaybediyorlar. Bu konuyu açmak için,  iki arkadaşımın başından geçenleri anlatarak başlayacağım;

Bundan 20 yıl kadar önceydi. O zaman yüzde iki yüz veren Kıbrıs merkezli bir bankanın Kızılay semtinde bulunan şubesinin önünden geçerken daha önce birlikte çalıştığım bir arkadaşıma rastladım. Hal hatır sorduktan sonra, yirmi milyar emekli paramı buraya yatırdım, şimdi 50 milyar oldu. Çalışırken olamamıştım ama şimdi köşe oldum, tekrar vadeyi uzatmak için burada olduğunu, söyledi. Bana sordu ;”sen birikimini nasıl değerlendiriyorsun”. Ben de,” devlet bankasından şaşmayacağımı” söyledim. Bana,” sen aptalın tekisin, beni biraz örnek al” diye takıldı. Aradan bir iki ay geçmişti ki bizim arkadaşı televizyonda Başbakanlık binasının üstünden intihar edeceğini bağırırken, izledim. Bizim arkadaş köşe olayım derken, ters köşe olmuştu. Kendisinin aç gözlülüğünü, öngörüsüzlüğünü bırakıp yurt dışı merkezli bir banka için devleti, sistemi suçlamaya hala devam ediyor.

Yine  bir meslektaşım sattığı evinin parasını, inanç sömürüsü yapan, yüzde yüz elli kar payı veren (güya faiz değil ) bir şirkete yatırmış..Kısa bir süre  sonrada şirket iflas etmiş. Bizim arkadaşın otuz yıllık birikimi bir anda buhar olmuş. Ancak arkadaşımız suçu, kendi aç gözlülüğüne, hoca görünümlü dolandırıcılara değil de, tüm hocalara bulmaktadır.

2000”li yıllarda bir furya haline gelen, yurt dışındaki işçilerimizi “faiz değil, kar payı”  adı altında kandırarak, inanç sömürülüğü yaparak, onların yıllarca biriktirdiği alın terlerini, birikimlerini istismar eden, hoca kisvesi altında, öğretmen kisvesi altında toplumun değerini kazanmış kişiler, Yimpaş, Kombasan,Jet-Pa gibi şirketler kurarak köşe dönme sistemini başlattılar. Binlerce kişi kısa dönemde zengin olmak amacıyla tüm birikimlerini bunlara peşkeş çekti. Ancak, hepsi  nasıl hüsrana uğradıklarını kısa bir süre sonra anladılar ama iş işten geçtikten sonra..Şimdi, kandırılmış işçilerimiz, içi boşaltmış ,iflas etmiş şirketlerden alacaklarını mahkemelerde aramaktadırlar.

Davanın yıllardır avukatlığını yapmış olan eski asliye ceza hakimi  Av. Habip Kılınç, euronews  Türkçe’ye verdiği özel demeçte, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen yasa teklifi ile, Avrupa'da Kombassan,Yimpaş, Endüstri Holding ve Jet-Pa gibi holdinglere vaktiyle para yatırmış olan yurtdışında yaşayan Türklerin paralarını geri alma mücadeleleri büyük zarar gördüğü anlaşılıyor, bu yasayı Yargıtay’ın daha önce verdiği emsal niteliğindeki hukuki kararların ihlali olarak görerek, bunun sadece bir şirkete yönelik olarak yapılan bir düzenleme olduğunu düşünüyor.

Yukarıdaki karara göre de mağdurlar, boşa kürek çekmektedirler. Umarım bu musibetten ders alırlar. Her gördüğü sakallıyı dedesi sanıp, kanmazlar.

Yine bir başka dolandırıcılık örneği de çiftlik Bank adında 2016 yılında kurulan bir köşe dönme aracı bir şirket. Bu şirket 2018 yılında suç örgütü iddiası ile yapılan soruşturmada mahkeme duruma el koyunca, şirketin kurucusu  ardında binlerce mağdur bırakarak ,511 Milyon dolarla Urugay”a kaçtığı ortaya çıktı.

Buna benzer bir başka örnekte güya  çiftlik kurup, buradan süt satarak ,ortaklarına büyük kar payı vereceğini iddia ederek kurulan Süt Bank.Binlerce kişiden 120 milyon para toplayıp iflas bayrağı çeken bir oluşum..Çiftlik sahibi ve muhasebecisi halen yargılanmakta.Maalesef bu organizasyonun içinde genellikle cahil insanlar olduğu düşünülürken  üst makamlarda görev almış memurların ve yüksek rütbeli askerlerin de olması ne kadar düşündürücüdür.

Aslında buraya para yatıranlar da, şirketleri batıranlar gibi kısa vadede, hiçbir çaba göstermeden zengin olma hayali, yani köşe olma düşüncesi ile yola çıkmalaradır. Yani hiç kimsenin kafasına tabanca dayanıp paranı şuraya yatıracaksın, denmiyor. Tamamıyla kendi istekleriyle oluyor. Bir başka deyişle ava giderken avlanıyorlar. Nasrettin Hoca”nın dediği gibi hırsızın hiç suçu yok mu? Hep üçkâğıtçılar, dolandırıcılar mı suçlu, buna benzer basında çıkan dolandırıcılık haberlerinden ders almayarak aynı tuzağa düşenlere, safa yatıp, emek sarf etmeden köşe olmak isteyen inananların hiç suçu yok mu?

Köşe olmak veya zevkten dört köşe olmak deyimlerinin bir diğer anlamı ise; çok sevinip keyiflenmek ve aşırı zevk duymak.

Ha, hepimizin zevkten dört köşe olduğu zamanlar olmuştur. Takımımız galip gelince, girdiğimiz bir iddiayı kazandığımız zaman. Mesela, ben FB galip gelince, hele Galatasaray”ı yenince zevkten dört köşe olurum.

Gelelim köşe yazarlığına. Televizyon ve sanal medya çıktıktan sonra insanlar okumaya pek önem vermiyorlar. Dolayısıyla da, gazetelerin, dergilerin tirajları epey düştü. Bir başka deyişle köşe yazarlığı eskisi gibi değerli değil. Ama eski köşe yazarlarından , Türk Edebiyatı,(5 Cilt)  ansiklopedisi ile mesleğimizi yaparken yanımızdan ayırmadığımız  kitapların yazarı  rahmetli Ahmet Kabaklı, ,rahmetli Abdi İpekçi,rahmetli Hasan Pulur, Rauf Tamer, hele Yavuz Donat .Bir çırpıda okuduğumuz çok farklı bir tarz, Hala ilgiyle takip ediliyor.Siyasetçilerin  özel hayatlarını, çevresini, siyasi arkadaşlarıyla özel ilişkilerini, duyulmayanları vb. kendine özgü bir şekilde anlatım, ben ona siyasi magazin diyorum.. Böyle köşe yazarlarının köşe yazılarını unutmak mümkün mü?

Ama eskiden, bu ülkede köşe yazarı olup, patronuna iş kovalayan köşe yazarlarını çok gördük.

Bu ülkede köşesini tehdit-şantaj aracı olarak kullanan köşe yazarları da gördük.

Bu ülkede kendisinin ve patronun menfaati için bürokratları sürgün ettiren köşe yazarlarını da gördük.

Bu ülkede şirketinin ve holdinginin âli menfaatleri için Bakan düşüren, Hükümeti düşüren patronlar ve onların silahşorları köşe yazarlarını da gördük.

Bu ülkede tarafsız olduğunu söyleyerek,  bölücülere kucak açan, sözde demokrat köşe yazarlarını da gördük.

Bunun yanında namuslu, vatansever, halkını-milletini seven köşe yazarları gördük ve göremeye devam edeceğiz.

Ama günümüzde insanlarda pek okuma alışkanlığı olmadığı için daha ziyade bunları görsel medya olan televizyonlarda görmekteyiz. Kalem yerine mikrofon, köşe yazarlığı yerine de yorumcu sıfatı ile düşüncelerini dile getirmektedirler..

Demokratik bir hak olan görüşlerini, eleştirilerini sorumluluk duygusu çerçevesinde yapan yorumcu, sunucu, medya mensupları oldukça fazla vardır.

Buna karşılık eleştirilerini, farklı görüşlerini özgürce ifade ederken Yüksek Yargı Organlarına, Yargı mensuplarına, Diyanete, hatta şu an insan sağlığından başka bir düşünceleri olmayan Bilim Kuruluna bile, hakaret ve tehdit etmeyi bir hak olarak gören medya mensupları da var. Hatta daha da ileri giderek, istekleri yerine getirilmezse halkı sokağa davet etmekte bir beis olarak görmeyen, pravokötör medya silahşorları da pek çok var..

Bereket bunların tahrikine kapılmayan sağduyulu bir halkımız, kurum ve kuruluşlarıyla dimdik ayakta duran,güçlü bir.devletimiz var.. 

NOT. Geçen haftaki yazımda,”Üretimi teşvik amacıyla Tarım ürünleri için alım garantisi verilmeli” başlığı ile yazılan yazım karşılık buldu.Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli, AA Ajansına,22 Nisanda yaptığı açıklamada “Üreticilerimiz endişe etmesin, gerekirse  Devlet olarak tüm ürünleri biz satın alırız” demiştir. Yazımızın karşılık bulması doğru yolda olduğumuzu göstermektedir..

Şemsettin Ceran
Eğitimci-Yazar