Korona karantisini harmanladık.
"Korontina" çıktı meydana..

Absürd bir başlık olsa da hayatımızı zehirleyen bu virüs de gelip geçip gidecek..

Ümitvârız..

Peki bu süreç, bu zalim süreç bitince neler olacak dersiniz;

Haydi keyifle okuyalım:

1. Kuaförlerden 6 hafta sonrasına randevu alabilen sevinecek.

2. Spor salonları 24 saat açık tutulacak. Koşu bantlarına aynı anda 3 kişiden fazla çıkmak yasaklanacak.

3. Sevip özlediğimiz restoranlardan en erken 3 hafta sonrasına 1 saatlik kullanımlı sınırlı masa bulabilenler şanslı sayılacak. Daha öne çekebilmek için nüfuzlu tanıdıklar araya sokulacak.

4. Mağazalardaki küçük bedenli giysiler stoklarda şişecek, büyük beden giysiler tükenecek.

5. Aile fertleri ve eşler bir süre görüşmeyelim diyerek ayrı ayrı tatillere çıkacak.

6. Televizyonlar kutulanıp uzun bi süre bakılmamak üzere kilere kaldırılacak.

7. Karantinada okunmak üzere alınıp kapağı açılmamış tonlarca kitap kolilerle köy okullarına gönderilip bol hayır işlenecek.

8. Yolları unutulan okullar için her kavşak ve köşeye işaretli tabelalar konulacak.

9. Sokaklarda gezmeye doyamayacak yaşlıları gece toplayıp evlerine götüren özel belediye timleri kurulacak.

10. Bakışmayı ve kesişmeyi unutan gençlik bir süre mahcubiyet içinde sadece önüne bakacak. Toplu terapiler düzenlenerek sorun aşılacak.

11. Sokağa çıkma yasağı sayesinde bir çok görevden azat olan evin küçükleri bir daha asla bakkala,markete gönderilemeyecek.

12. Ehliyet kursları şoförlüğe dönüş adında hatırlatma amaçlı özel sınıflar açacak.

13. Bagajlarda koliler dolusu makarnayla market market gezilecek, yarı fiyatına geri alır mısın diye marketlere yalvarılacak.

14. Toplumun gelişen yeni becerileri sayesinde en gözde yeni girişim alanı kafecilik yerine ekmek fırıncılığı olacak.

15. Uzmanlar, televizyon programlarında evlerdeki atıl kolonyalardan hangi farklı alanlarda yararlanabileceğimizi anlatacak.

16. Hastanelerde corona bakımı için ayrılan geniş alanların çoğu doğum ve doğum sonrası bakım servislerine çevrilecek.

Espri yapsak da korona hayatımızda mutasyona yol açacak. O kesin..

Carpe diem, Latin edebiyatının ünlü ozanı Horatius’un bir dizesinde geçen , zamanın tadını çıkar, günü yakala, anı yaşa veya günü yaşa gibi anlamlardaki özdeyiştir.

Bu özdeyiş hazcı felsefenin bir savunucusu gibi gözükse de aslında gelecek hakkında endişelenmek yerine yaşanılan ânın değerini vurgulamak için yapılan bir uyarıdır.

19. yüzyıl başlarında Byron’ın yapıtlarında sık sık geçen "günü yakala" (seize the day), deneyimdeki hazzı, yaşanmış yaşanmıştaki önemi gözden kaçırmamayı salık verir. Yarının (geleceğin) ne olacağı bilinmediği için, içinde bulunulan zamanın kıymetinin bilinmesi, yarına (geleceğe) mümkün olduğunca az güvenilmesi gerektiği vurgusu var.

Bu sözün çok geçtiği Ölü Ozanlar Derneği filminde "Sadece bir tane hayatınız var ve şimdi yapmayacaksınız da ölünce mi yapacaksınız?" ifadeleri ile anın değerinin bilinip ona göre hareket edilmesi gerektiği anlatıyor.

Rasim Özdenören de Carpe Diem isimli makalesinde ;

"Bize anı yaşamak hiç öğretilmedi sanırım.
Biz anı değil, ya geçmişe takılı kalmayı öğrendik ya da geleceğe doğru uzun emeller ardında koşmayı...

Oysa an, elimizin altındaydı...

O anın değerini takdir etmeyi öğrenseydik, onunla, bir süre sonra geçmişi değerlendirmeyi de öğrenmiş olacaktık.

Geçmişi değerlendirmeyi öğrenmekle belki bir gelecek inşa etmenin yöntemini de ele geçirecektik!

Ânı yaşamak nedense gözümüzde hep küçük düşürüldü..." demektedir!

O zaman diyoruz ki bir ânın değerini bilmek için anı olmasını bekleme!

Yaşadığın her anı hissederek doyasıya yaşa!

Hakkını vererek yaşadığın hiçbir şeyden pişman olmazsın!

Başlangıçların büyüsüne güven ve yeniden başlamaktan asla korkma!

Bircan Yıldırım'ın dediği gibi "Hayat sadece cesurlara torpil geçer..

Unutma Mirim!

Carpe Diem*
Başka ne diyem?
Vesselâm!

Erhan Ziya SANCAR
Eğitimci Yazar