Twıtter’da Kaya Avşar isminin TT olduğunu görünce ‘‘Allah, Allah neler oluyor? Kim bu?’’ diye sordum kendime.

En son bu soruyu Merve Nur UÇAR ismi TT olunca sormuştum.

İki isim…

İki genç…

İkisi de tıp fakültesi mezunu…

İkisi de mezuniyet törenindeki konuşmalarından ötürü TT olmuş.

Yani benzerlikleri epey var.

Cinsiyetleri dışında farklılıkları da söz konusu elbette.

Merve Nur’un konuşma içeriği ile Kaya Avşar’ın konuşma muhtevası birbirinden farklı…

Merve Uçar, yurt dışına giden doktorlara göndermede bulunarak diyor ki, eleştiri hakkını kullanıyor tabii ki, gayet tabii:

‘‘Aynı okuldan mezun olmanın gururuyla yetinmeyip yeni Aziz Sancarlar olacağız. Şu an yurt dışında var olan imkanları ülkemize kazandıracağız. İlim yolunda var gücümüzle çalışacağız. Rasim Özdenören'in deyimiyle hem bu deveyi güdecek hem bu diyarda kalacağız. Çünkü deve de bizim diyar da... Ülkeyi elin memleketine garson kazandıranlar değil kendisini okutan ve büyüten bu topraklara borcunu ödeyenler kalkındıracak.’’

Merve’nin idealist, bir o kadar da rahat bir doktor edasıyla ve ses tonuyla söyledikleri salonu coşturuyor ve salondakiler onun bu sözlerine alkışlarla karşılık veriyor. O anlarda kimse Merve’ye müdahale etmiyor. Herkes olan bitenden ve söylenenlerden memnun… Memnun olmayanlar olmuş olsaydı da ifade özgürlüğü kapsamında Merve’nin konuşmasını savunacaktık. Kimse, Merve’nin yukarıdaki sözlerini problem etmiyor. Ne güzel tablo bu böyle, diyoruz bizlerde. Merve, olabildiğince özgür… Ve bu tablo karşısında gülüyor, mutlu oluyor. Bir gencimizin böyle bir hal içinde olması elbette bizleri de sevindirir. Mutlu insan, mesleğinde daha verimli olur. Merve de mesleğini icrası sırasında öyle ki verimli olacaktır diye öngörüyoruz.

Gelelim Kaya Avşar’a…

Kaya Avşar da bilime ve bilim ortamlarına (rektör seçimine ilişkin yöntem) burnunu sokan siyasetçilere göndermede bulunarak diyor ki:

‘‘Bilim baskıların, siyasi kaygıların olmadığı, demokrasinin ön planda olduğu özgür platformlarda ilerler. Aidiyet duygusu yüksek akademisyenlerimiz kendi kaderlerini kendileri belirlediğinde daha ileriye gidebileceğimizi düşünüyorum. Üniversite idare kadrolarımızın önceliği de siyasilerin beklentilerini karşılamaktan çok üniversitemizdeki bilim insanlarının isteklerini değerlendirmek olmalıdır.’’

Kaya’nın tedirgin, kaygılı ses tonu ve  rahat olmayan bir tavırla söyledikleri salondan alkış alıyor. Salondan alkış alıyor almasına ama bir kişi yani fakülte dekanı (hemen dibinde) konuşmasına jest ve mimikleriyle üzerine de birkaç söz ekerek müdahale ediyor. Arı kovanına çomak sokar gibi… Ve Kaya’nın yukarıdaki sözlerinin (baskıyla ilgili) somut örneği de böylece herkesin gözünün önünde tezahür etmiş oluyor. Dekan hazretleri,  jest-mimikleriyle ve sözleriyle Kaya’ya müdahale ettikçe seyircilerin alkışları şiddetleniyor ve süreklilik arz ediyor. Dekan, çekiştirme vs. teşebbüslerle ileri gittikçe seyirci alkışı kesip yuhalamaya başlıyor. Seyirciler arasından bazı insanların ‘‘Bırakın, konuşsun!’’ ikazları işitiliyor. Kaya, 6 sene okuduğu fakülteden mezun olurken yalnızca 1-2 dakika daha kendisine tahammül edilmesini ve konuşmasını tamamlamayı aciz, tedirgin ve bir o kadar da gergin bir hal ile telaşe dekanından yalvarırcasına adeta talep ediyor. Gencimizin düşürüldüğü duruma bir bakınız Allah aşkına… Yazık, yazık, yazık… Bu hareketi ile rektörlüğe göz kırptığını düşündüğümüz dekan, neyse ki seyircilerin tepkilerinden çekindiğinden olsa gerek Kaya’nın konuşmasını tamamlamasına müsaade ediyor. Kendisine göre ihtimal ki lütfediyor. Düşünün ki bu ortamda ne kadar rahat olabilirsiniz? Kaya da müdahalenin verdiği üzüntü, tedirginlik ve aceleyle konuşmasını şöyle bitirmek mecburiyetinde kalıyor, eleştirisine tahammül edemeyen telaşe dekanın etkisiyle… Merve kadar rahat tamamlayamıyor konuşmasını, Merve kadar eleştiri hakkını kullanamıyor sonuna kadar, ne kadar üzücü, aleni ayrımcılığın ve baskının örneği olarak tarihe not düşülüyor şu bitişle:

‘‘Ülkemizdeki tüm akademisyenlerin desteklenmesi, bilimin aydınlattığı üniversitelerde demokrasinin hakim olması gerektiğine inanıyorum. Hayattaki en hakiki mürşit ilimdir.’’

Merve, doktorlar gitse de biz varız ve buradayız sözünü verip topluma güven aşılıyor.

Mutlu… Verimli olacak…

Kaya da öğretmenlerinin sesi olmak için üniversite ortamlarında özgürlük talep ediyor. Özgürlükle bilim yuvalarının ilerleyeceğini savunuyor.

Mutsuz… Verimli olur mu sizce?

Her ikisi de konuşmayı sonuna kadar hak ediyor.

Lakin siyasi havayı soluyan işgüzar ve telaşe dekan yüzünden Kaya konuşuyor ama sonuna kadar konuşamıyor.

Bence burayı iyi düşünmek lazım.

Çünkü üniversitelerde her dönem yaşıyoruz bu ayrımcılığı.

Dün başörtülüler üzerinden…

Bugün iktidara laf atma üzerinden…

Halbuki gençler her zaman iktidarları, siyasetçileri eleştirecekler.

Dünyanın her yerinde bu böyle…

Medya bile ikiye bölünmüş, konuşmalara reaksiyonları farklılaşmış.

Google’a girip Merve Nur Uçar yazınca öne çıkanlar: gazetevatan, TGRThaber, ÜlkeTV…

Google’a girip Kaya AVŞAR yazınca öne çıkanlar: sözcü, bainet, tele1…

Ayrıldıkça ve ayrıştıkça buram buram ayrımcılık kokuyor medya ortamında.

Ama devran dönünce bunlar bir bir yüzünüze vurulur.

O devir gelince şaşırmayın sakın.

Gençleri bugün konuşturmazsanız, böyle müdahale ederseniz yarınlarda muhakkak konuşacaklardır. Emin olun ve daha sert konuşacaklardır.

Ne diyor Allah Kuran’da:

‘‘O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah'ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.’’

Her zaman bu hal üzerinde olmayacaksınız.

Onun için bu haliniz hal değil.

Halinizi bir an evvel hale yola koyun.

İş işten geçmeden…

Her konuşmaya tahammül ile başlayınız….

Saygılarımla…

Yusuf SEVİNGEN