Türkiye’nin en büyük sorunu ya da böyle bir sıralama yapılırsa sorunları nelerdir? Cevap olarak o kadar maddeyi alt alta sıralayabiliriz ki, inanamazsınız. Ve her bir maddeden de mevcut siyasileri, bürokratları, STK’ları, zenginleri, meslek örgütlerini sorumlu tutarız. Aynanın karşısına geçip kendimize yöneltmemiz gereken sorular var mı? Ya da bu sorulara verilecek cevaplar yukarıdaki listede yer alan grupların içine beni de yerleştirir mi acaba? Kesinlikle biliyor ve inanıyorum ki, bir toplumun her bir ferdi o toplumun genel karakteristik özelliklerini taşır. Birileri biraz daha fazla, birileri biraz daha az… Sahi nedir bu ülkenin en büyük problemleri?

-Terör,
-İşsizlik,
-Adalet,
-Liyakat,
- Ehliyet
-Güven
-Eğitim…

Sıralama yer değiştirebilir lakin bu dizin uzayıp gider. Herkesin vurulduğu yerden öncelik sırası başlar. Kimi yüreğinden, kimi ruhundan, kimi de bedeninden… Bu sorunlara yönelik eleştirel eylemler; dili lal ederken enerjiyi tüketir, ruhu da bitiriverir. Hayat alıp başını gider, bir daha yakalamak belki de mümkün olmaz. Ve nihayetinde kalabalığa uyup ortalama yaşamlara talip olur insanoğlu. Aslında bu yoldan bir kez gelip geçtiğini iyi bilmektedir. Buna rağmen uğrar her sıkıntının insanı meşgul ettiği duraklara… Yolunu oralardan ırak kılamaz bir türlü. Başına buyruk duygular hakimiyeti ele geçirir böylece. Gelecek kaygısı başlar.

Çocuklarının geleceği, kendi geleceğinin önüne geçmiştir bile… Zaman mekan tanımaz zalimlik, eğrileri doğru yapar. İyi niyetler Karacaahmet Mezarlığına çoktan gömülmüştür. Tüm bu gidişata bir dur diyebilecek yüreklerin olmasını görmek ister insan. Levent Kırca’nın” tam yerine denk geldi manzara koyduk” ifadesiyle hayatı süslendirebilecek ve gidişata bir es verecek yürekler aranır. İşte tam da burada yol ayrımı başlar, kalabalığa uymanın ortalama yaşamlara talip olmanın diğer adı olduğunu fısıldar, ruhunu kaybetmemiş yürekler… İrkilir, kendine gelir ve sorar. Ben ne yapmalıyım? Bu soruya yazının son cümlelerinde cevap verelim inşallah.

Teknolojinin değişim ve dönüşümü çok hızlı olduğu halde insanın değişim-dönüşümü o kadar hızlı değildir. Bunu hızlandırmaya çalışanlar ortalama yaşamlara talip olanlardır. Bir kez gelip geçilecek yolda bu kadar uzun süreli kalacakmış gibi mekanlara sahip olma isteği, “hızlı yaşa erken öl, cesedin yakışıklı olsun” mantıksızlığını tetikler. Kendi bütün hayatı boyunca karşılaştığı olaylarla deneyimleme yaparken, farklı farkındalıklı insanlar başkalarının hayatlarındaki deneyimlerden faydalanırlar. Çünkü vakit kıymetlidir. Aynı olay karşısında tekrar tekrar farklı deneyler yaparak doğru sonuca ulaşacağını düşünen insanoğlu tecrübe edinme biçiminin bedelini pahalı öder. Kaldı ki bu ücretin karşılığını hesap etmek mümkün değildir. Gelip giden zamandır çünkü. İrfani sohbetler etmeye çalışıyorum şu sıralar. Kendimle baş başa veriyor kendimi eleştiriyorum. Nefsim yapılan bu kadar haksız hukuksuz uygulamaları dillendirirken sürekli üretken tarafıma darbeler indiriyor. Buna bir dur demenin vaktini kaçırmamak adına direniyorum. Ve kurtuluş yolunu keşfetmeye çalışıyorum tüm beni benden eden olumsuz duygulardan. Nasıl mı?

-Kitap okuma alışkanlığım için ayırmış olduğum zamanı çoğaltıyorum.
-Kaliteli sohbetler etmeye çalışıyorum.
-Kendime vakit ayırıyor, zaman zaman kendimle dertleşiyorum.
-Entelektüel insanlarla vakit geçirmeye özen gösteriyorum.
-Aile bir terapi yolu, onlarla geçirdiğim zaman dilimini çoğaltıyorum.
-Keyifli zamanlar geçirmemi tetikleyen içsel dürtülere kulak asıyorum.
-Dünyaya yönelik büyük beklentileri rafa kaldırıp biraz daha içe dönük yolculuklar yapmaya çalışıyorum.
-Nefret ve kin duygularını törpülemeye, buna sebep olanları hayatımdan ve düşüncelerimden ayıklamaya çalışıyorum.
-Bir dönem siyasi arenada kurban olduklarıma şu sıralar sabretmeye özen gösteriyorum.
-Kütüphanelere, Kitap kafelere gitmeye çalışıyorum.
-Çocuklarla daha fazla vakit geçiriyorum.
-Fazla insandan kendimi izole ediyorum.
-Sosyal kulüplere destek veriyor, çalışmalarında yer alıyorum.
-Projeler içinde boğulmadan sonuç odaklı çalışmaya özen gösteriyorum.
-Günlükler tutmayı şiir yazmayı zaten seviyorum. Kitap yazım çalışmalarına ayırdığım zamana eklemeler yapıyorum.
-…
Kalabalığa uymanın derdinde değilim artık. Sizlere de tavsiye ederim. Eğer bunu başarabilirsem başarabildiğim kadar yaşama anlam katacağımı biliyorum. Kaliteli bir yaşamın içinde olacağıma inanıyorum. Hayatı yaşlanmak için değil yaşamak ve yaşarken gelişmek amacıyla kıymetli buluyorum. Çevremdeki insanlara biraz daha fazlaca el uzatmaya, yürek yangınlarına ortak olmaya, sorunlarına çözüm aramaya gayret ediyorum. En yakınımdakilere “mum dibine ışık vermez” algısını yaşatmak istemiyorum. Tüm bunları yaparken karşılaştığım sorunları yeniden deneyimleyerek tecrübe edinmek peşinde değilim. Daha önce bu durumlarla mücadele etmiş büyüklerin hayatlarına bakıyorum. Bir ihtiyar delikanlıyı dinlerken ağaran her bir sakalının ne kadar kıymetli olduğunu görüyorum. Yamacına yaslandığım ninemin umutlu gözlerinde dünyanın bütün güzelliklerini keşfettim. Biraz uzaklaşmak taş yığınlardan, yüreğinizi deniz esintilerine teslim etmek gerekiyor, ya da bir dağ yamacında coşkuyla akan şelaleye… Huzurun istifini bozmadan sarılıp beline, dökmek eteklerde ne kadar kötü düşünce varsa… Altmışında yetmişinde söyleyeceklerimi düşünüyorum. Yirmisinde otuzunda kaçırdıklarımın neler olduğunu film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiriyorum. Birilerine göre yaşamanın, kendin olabilme duygusunu yok ettiğinin farkındayım. Sizler de kime neye göre yaşadığınızı sorgular mısınız? Bence yüzleşmenin tam vaktidir. Kime neye göre yaşıyorum? Hayat amacım nedir?

Evet, hayır kavramlarının kıymetini iyi kavramalıyız. Evet kıymetlidir ancak “hayır” çok daha kıymetli… Çünkü “evet”ten” önce “hayır” gelir ve hayır kelimesinin içinde, “teşekkür ederim”,”afedersiniz” ve “özür dilerim”, doğruları yatar. Bunlar dilinize yakıştığı, yüreğinizde yer edindiği kadar insan kalırsınız, kalırız.Mutlu olabiliriz.

Yukarıdaki sorumuza dönecek olursak: “Ben ne yapmalıyım?”sorusuna sizleri de dahil edip “bizler ne yapmalıyız?” diyerek cevap vermeye çalışayım. Her gün, her hafta, her ay ve her yıl için planlar yapın. On beş yıl sonrasını ve o zamanda yapacaklarınızı düşünün. Bir gün için beş dakika, bir hafta için yarım saat, bir ay için birkaç saat ve on beş yıl sonrası için birkaç gün düşünün planlayın. Kin ve nefret kelimelerinin, seni kendi hapishanesinde mahkum etmesine izin vermeyin/vermeyelim. Bolca şükredelim ve duanın insan ruhuna olan olumlu katkılarını küçümsemeyelim. İyiler ve kötüler Kabil ile Habil’den beridir var. Önemli olan senin seçtiğin yoldur. Yolu adalet, liyakat, ehliyet ve samimiyet üzerine olanlardan olalım inşallah. Yunus’un öğüdü, Mevlana’nın yüreğinde yaşamak duasıyla, kalın sağlıcakla…

İrfan Ertav
Yazar