Bu günlerde sosyal medyada 20 yaş fotoğrafları modası çıktı. Dayanamadım ben de bu akıma uydum. 

Albümümde o döneme ait fotoğrafı görünce, yaşayamadığım, yaşatılmayan gençliğim aklıma geldi. Bu, 1970-80 yıllarında yaşayan herkesin yaşayamadığı gençlikti.  

Bu başlığı 50-55 yaşın altındakiler okuduğu zaman, acaba 12 Eylül öncesi ne oldu, diye kendi kendilerine birçok soruyu sorabilirler. O yüzden neler olduğunu, o dönemleri yaşamış bir eğitimci olarak , ülkemizin o yıllardaki görüntüsünü bir kez daha ürpererek anlatacağım. 

Dış güçlerin etkisiyle ,kardeş kardeşi düşman gördü, her gün aynı marka, aynı merkezden verilen silahlarla onlarca cinayetlerin işlendi, kurtarılmış mahalleler, caddeler, şehirler oluştu, enflasyonun %130 ve üstüne çıktı, karaborsa had safhaya çıktı. Askere davet çıkarıldı. 

Ülkenin bu hale gelmesinin tek nedeni siyasi istikrarın olmamasıydı. Ülke koalisyonlarla idare ediliyordu. Bundan dolayı ülkede çok başlılık vardı. Her siyasi lider bir başbakandı. 

Ülkenin sokakları gibi bakanlıkları da kurtarılmış yerlerdi. Bir bakan 5.000 yandaşını hiçbir sınava tabii tutmadan, üstelik adaletin dağıtıldığı bakanlığa bir gecede yerleştirmişti.  

Yabancı ajanların tertipleriyle Maraş’ta, Çorum’da, Madımak ’ta mezhep çatışmaları çıkartıldı.  

Kobani bahanesiyle büyükşehirleri yakıp yıkanlar, onlarca insanı hunharca katledenler , ittifak içerisinde birkaç bakanlığı idare ettiğinde neler yapacağını sizler düşünün. 

Çok partili döneme geçeli 70 yıl oldu. Türkiye her alandaki sıçramayı siyasi istikrarın olduğu ,tek partinin iktidar olduğu dönemlerde; Menderes’in 1950-60, Demirel’in 1965-69, Özal’ın 1983-87 ve Erdoğan’ın 2003-sonrası yılları arasında yapmıştır. 

   Yani yetmiş yılın yarısı koalisyonlarla ve bir santim ilerleme olmadan, taş üstüne taş koymadan , çok başlı hükümetlerle , bir kargaşa içerisinde geçmiştir. 1970-83,1989-2003 dönemlerinde ülke idare edilemediği gerekçesiyle ,ya bir ihtilal olmuş ya bir muhtıra verilmiştir. Ama ülkeyi yönetenler seslerini çıkaramamışlardır. Hiçbir koalisyon uzun süre    gitmemiştir. Tabii bundan da en çok halkımız zarar görmüştür. 

 2003 Sonrası da birçok muhtıra, darbe, ayaklanma girişimi olmuş, ama hepsi mevcut siyasi irade tarafından püskürtülmüştür. 

 Çünkü halk seçtiklerine sahip çıkmış, darbe heveslilerini kovalamıştır. Bugün bunların çoğu yargılanmış ve cezalarını çekmektedirler. 

Son yıllarda ittifak adı altında,  benzemelerin, iktidar hırsı ile bir araya gelmeleri,  bu güzel ülkeyi tekrar 12 Eylül öncesinin kaos ortamına getirme tehlikesini ortaya çıkarmıştır. 

Aslında bu partiler, kendi siyasi düşüncelerini iktidar yapma yerine, mevcut iktidarı ortadan kaldırma amacıyla iş birliği , ittifak yapmaktadırlar. Bunun sonucu çok başlılık ve kaostur. Çünkü ittifak, bir şekilde koalisyon demektir.   

İttifak(koalisyon) demek; geçmiş dönemlerde olduğu gibi , çok başlılık demektir, enflasyon demektir, karaborsa demektir, anarşi demektir, darbeye zemin hazırlamak demektir. 

Koalisyonu-ittifakı önlemenin tek yolu; mahalli, milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimini aynı anda yapmaktır. Her parti kendi adaylarıyla seçime girmelidir. Ülke barajını geçmek şartıyla bir çırpıda en çok oyu alan partinin genel başkanı cumhurbaşkanı, ilin en çok oy alanları milletvekili ve ilin-ilçenin en çok oy alanları da belediye başkanını olarak seçilecektir.  

Böylelikle her parti kendi siyasi hedefleri için, kendi kadrosuyla milletin kantarına çıkacak, ittifak(koalisyon) ortadan kalkacaktır. Birinci olan parti otomatikman iktidar olacaktır. Seçim iş birliğini ve hülleyi önlemek için, seçimden sonra İstifa ya da ihraç edilen kişinin vekilliği ve başkanlığı düşürülecektir. 

Böylelikle çok başlılığın , kaosun, darbenin ,anarşinin ,karaborsanın yerini; siyasi istikrar, kalkınma ve huzur alacaktır. 

İnanıyorum ki; ferasetli Türk halkı ve Z Kuşağı kendi gelecekleri için ,asla kaosa müsaade etmeyecektir.  

Şemsettin CERAN   
Eğitimci-Araştırmacı/YAZAR