Doğal olanı çok sevmeye başladık özellikle son yıllarda.

Bu bağlamda dilimize pelesenk oldu bazı sözcükler.

Söz gelimi doğal, organik, natürel.

Sözcük ihracında üstümüze yok tabii. Bu noktada dilimize kimse su dökemez, pardon elimize olacaktı. Övülüne sözcük zenginliğimizin kaynağı da budur zannedersem. Keşke ‘eş anlamlılar’ adıyla sözcüklerin kaynaşması gibi kaynaşsa insanlık da. Her neyse.

Mesela organik adıyla nam salan meyveler ve sebzeler revaçta son zamanlarda. Eee, anladık inorganik olanların zararlarını, kötü niyetlerini ve amaçlarını. Kafamıza bir şeyler dank etti. Soner YALÇIN ‘Saklı Seçilmişler’de afişe etmiyor mu bu zararları ve kötü niyetleri/amaçları. Para kazandıran gıdanın raf ömrü uzasın diye nasıl insan ömrünün kısaltıldığını...

Acaba bu yapay tehlikelerin çanları boğazımıza sokulunca mı aklımız başımıza geldi? Ama görülen şudur ki DARBOĞAZDAYIZ sanki. Hem de nasıl! Öyle ki kelimeler kifayetsiz! İnsanın gırtlağına kadar geldi yani bu yapay tehlikeler. Sonra bu darboğazda ara bir çıkış kapısı. Her neyse.

Mesela burjuvazi tabaka bir zamanlar şehir hayatında caka satarak köyden şehire göçü özendirmemiş miydi? ‘Gelin!’ izlenimi verip ‘şehir hayatında yaşam var!’ mesajı vermemişler miydi? Göz boyayan yapay melanetleri gözümüze gözümüze sokarak yutturup şehirlere kazık çaktırmamışlar mıydı? Sonra gele gele şehirlere yalnızlığa demir atmamış mıydık? Yalnızlıklarımızda kaybolmamış mıydık? Hatta şimdilerde ‘insan kendisini bu denli nasıl kaybeder?’ sorusuna cevap arıyoruz. Veryansınlar içinde ... Çevir kazı yanmasın ahbap! Çevir kazı yanmasın! Başka ne denebilir ki!

En nihayetinde ise son zamanlarda aynı tabakanın ya da kesimlerin, organik bir yaşam için tepeden baktığı köylü gibi yaşamaya çalışması da yaşam tarzının tersine döndüğünü gözler önüne sermiyor mu? Sanki insanın içindeki derinlikte onu oraya çeken bir iyilik perisi var. İnsana özünü ve tözünü göstermek isteyen... İnsana, ‘ben kimim?’ sorusunu sordurup en sonunda ‘ben neymişim!’ sonucuna ulaştırmak isteyen... Yani ona kendisini anlatan ve tanıtan... Aslında Aziz NESİN de soy ismini bu maksatla ‘Nesin’ koymamış mıydı? Yunus Emre de ‘sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır’ dememiş miydi?

Kabul edelim artık insanlar yapay yerleşim yerleri olarak görülen şehirlerden doğal ortamlara kendilerini atmaktadırlar. Çünkü insan, doğayı ve doğal olanı bir çıkış kapısı olarak görmektedir.

Zira insanlığın içi, yaşamda yapaylığı kaldıramıyor. Hatta yapaylığı içi almıyor. Tıkanmış ve dolmuş durumda yapay olana karşı. Şehirler bu nedenledir ki patlamaya hazır bir bomba!

Evet bu bakımdan kesinlikle şunu diyebiliriz:

İnsan yaşamında yapaylığın tuzu koktu.

Bundan dolayıdır ki insanlık bir yol arayışındadır. Velhasıl yapaya değil, doğala bir özenme ve özendirme söz konusudur. İşte tam da bu noktada eğilim bu yöne doğru denilebilir.

Sanki dünya tersine dönüyor yukarıda dediğimiz gibi. Ve insanlık, hayatı yapay zekaya terk etmeye evrilirken yaşamın tadını da doğal olanda bulacağına inanıyor ve bu inanç-duygu-düşünce eğilimi içinde kendisine türlü doğal yaşam yolları arıyor.

İşte geleceğin mihenk taşıdır bu inanç-duygu-düşünceye eğilim noktası. Unutmayınız bu eğilim, insanlığın yaşayacağı bir evrimin de habercisidir. İnsanlık için tipik ama özgün bir evrim olacaktır.

Böyle bir evrim sürecinde insanlık, dünya dönerken içine dönmezse kendini kaybedebilir. İyi belleyiniz ki insanın hayatını kaybetmesi değil kendini kaybetmesi çok fena bir hadisedir. Bu bağlamda bir grup insan ne güzel ifade etmiş bunu bir şiir ile:


KENDİNİ KEŞFET

İnsan kendine dönecek
kendini bulunca sonsuza erecek

kendini kaybedince harbiden ölecek
kendini bulunca harbiden yaşayacak

bir insanın ölmesi demek
hayatını kaybetmesi demek değildir
bir insanın ölmesi demek
kendini kaybetmesi demektir
kendini kaybeden insanın vukuatları neler midir?
Ördek ördekliğini yaparken
tavuk tavukluğunu yaparken
kedi kediliğini yaparken
insanın insanlığını yapmamasıdır
unuttuğu için midir?
ONU DA VARIN SİZ DÜŞÜNÜN!
(İYİLİK İÇİMİZDEDİR, DÜNYA DÖNERKEN İÇİNİZE DÖNÜN DİYENLER)

Ve eğitim ile ilgili geleceğe dönük her türlü hazırlık bu esas noktadan hareketle kurgulanmalı ve yapılandırılmalıdır.

YOKSA HALİMİZ HARAP OLUR. VE İNSANLIK KENDİNİ KAYBEDEBİLİR.

Not:

Ben insanım
hayatın bir gerçeği
yaşamın ise doğal bir parçası
ben bozulursam ekosistem bozulur

unutma
doğa ana bir ekoldür
doğal alanlar birer okul
engin
uçsuz bucaksız
özgürlüğü hissettirip
yaşamı tattıran
insanın kimliğini keşfettirip
ona kendisini insanlık tepsisinde sunan...

Yazımız bağlamında https://www.yenisafak.com/yazarlar/mustafakutlu/kalbin-sesi-16861 bağlantı adresindeki yazıyı okumanızı salık veriyorum.



Saygılar ...

Yusuf SEVİNGEN