Hafta içi bir gün, o gün hangi gün, bilemedim şimdi.

Sosyal medyada geziniyorum.

Karşıma bir haber düştü.

Haberin başlığı şöyleydi:

‘‘Müdür, Öğretmenin Kıyafetine Karıştı.’’

İlgimi ve dikkatimi çekti bu başlık.

90’larda önüme böyle bir başlık düşmüş olsaydı müdürün öğretmenin başörtüsüne ya da feracesine kafayı taktığını düşünürdüm.

Malum Türkiye konjonktürü değişti.

İnsanlar da bu konjonktüre göre yasaları vs. evirip çevirebiliyorlar.

Çevir kazı yanmasın hesabı…

Bizde yasalar değil konjonktüre o gün ne gidiyorsa onlar -yani eyyamcı temayüller- yasa gibi tatbik ediliyor.

Her neyse haberi baştan sona okudum.

Neyin nesi neyin fesi anlamak için…

Haberin hülasasını geçeyim hemen sizlere.

Okul müdürü, bayan öğretmenin kıyafetinin bulundukları çevreye uygun olmadığına dair bir kanaat geliştirmiş.

Tabii sübjektif bir mütalaa bu… Objektif yanı yok. Laiklik ve hukuksal tarafı zaten hak getire…

Ve bu sübjektif mütalaasını içinde tutamamış, siyasi atmosferin ve iklimin kendisine tanıdığı yüreklilikle bayan öğretmeni ikna odasına çağırıp şunları söylemiş:

 “Ben sizle çoktandır görüşecektim. Hatta kıştan beri görüşmek istiyordum fakat fırsat bulamadım. Sizin giyiminiz yöremize uygun değil. Bu şekilde eleştiri alırsın. Buradan çıktığında, yolda yürüdüğünde başına gelmedik kalmaz.”

Son cümlesi aleni tehdit içeriyor.

Bayan öğretmen bu sözlere ram etmiyor.

Kızıyor. Elin adamı kıyafetine karışıyor.

Eşine söylüyor ve müdürün bu yaklaşımına sonuna kadar itiraz ediyorlar.

Bu kadının başörtülü olduğunu düşünün, kızılca kıyamet kopar.

Bu kadının bir an için sizin kızınız olduğunu düşünün.

Ne yaparsınız?

Elin adamı kızınızın giyimine kuşamına karışıyor.

Yalnızca tarafsız, ideolojisiz düşünün ve hissedin de şu müdürlere prim vermeyin.

Biz gerçeklere dönelim şimdi. Bu kadar empati yeter, ağır gelebilir size, eee hayatında hiç empatik düşünmemiş insanlara bir anda yüksek doz empati hiç iyi gelmeyebilir. Öyle değil mi? Neyse…

Sonrası malum, tipik Türkiye halleri… Müdür, siyasi iklimin kendisine tanıdığı yüreklilik ve sonuna kadar karışma yetkisine sırtını dayayarak olayı Kılık Kıyafet Yönetmeliği’ne kadar götürmüş. Hukuk kılıf elbette… Her şekilde hukuku kafasındakilere uydurur. Orası en basit olanıdır. 28 Şubat döneminde de bir grup, hukuku ideolojik fantezilerine uyduruyorlardı. Başörtüsü yasak, diyorlardı. Siyasi simge olduğuna dair odalarda ikna konuşmaları yapıyorlardı. Ne oldu? Hepsi o gün ahkamcıydı, şimdi lanet okunanlar…Bence bu ibretlik vesikayı yabana atmayınız mübarekler…

Bu okul müdürüne ses çıkarmayanlar hatta bıyık altından gülenler, şunu çok iyi biliniz ki bir gün siyasi iklim değişirse bu tip okul müdürleri o siyasi iklime hemencecik uyum sağlayacaklardır ve bugünden farksız bir yaklaşıma sahip olacaklardır. O gün geldiğinde haklılığım bir kez daha yüzünüze vurulacaktır. O gün geldiğinde kızınızın kıyafetine karışılırsa yandım anam deme hakkınız yok. Sırf bugünkü yaklaşımlarınız ve tepkilerinizden ötürü… Çünkü böyle adamlar kaz gelecek yerden tavuğu esirgemezler. Yani oluşan siyasi havanın huyundan suyundan giderler. Dümende kim varsa o dümenin suyunu takip ederler. Etrafındakileri de ona göre şekillendirmek isterler. Serde nam salma, tribünlere oynama, ideolojik fantezilere bir nefer edasıyla selam çakma vardır içlerinin derinlerinde. Edalı işveli ideolojik neferlerdir. Haberiniz olsun.

Bakınız tarih Akif’in deyimi ile resmen ibretliktir. Ama ibret alınmaz ve tekerrür eder. Muhtemelen tarihsel döngüde yine aynı şeylerle karşılaşacağız. Bu vaziyet topun bir sende bir rakibinde olması gibi… Topu elinde tutan rakibini topun ağzında sınıyor. Sınanan da topu ele geçirince kendisini sınayanı sınıyor. Kısır döngüdür bu hal aslında. Lakin anlayan yok. Bir dönem başörtüsünü kamusal alana sokmayanlar, nerede? Kamusal ve özel alan, ayrımını ortaya koyup bu minvalde milletin kızının başörtüsüne el uzatanlar ne halt yiyor şimdilerde? Büyük bir ihtimalle yazlıklarında yine ahkam kesiyorlardır. TV’yi açıp baksınlar bu ideolojik fantezileri olan cenah. TV’de görecekleri ilk başörtülü vali olacaktır. Zorlayarak devlet yönetilmez. Zorlaya zorlaya geleceğiniz yer her zaman burasıdır. Kimlere kışkış yaptı iseniz o kışkışladıklarınız bir gün başörtülü vali gibi karşınıza dikilecektir. Ve siz de yaş yetmiş iş bitmiş bir şekilde bakarsınız artık.

Zamane mübarekleri, bu ibretlik anlardan ders alın. Buna göre hareket edin. Zorla güzellik olmaz. Halihazırda özgürlüklerinizi ve haklarınızı dibine kadar -sünnetleye sünnetleye- kullanıyorsunuz. Onunla yetinin, millete sakın karışmayın. Karışanlara ise tepki koyun. Yoksa sizin akıbetinizin de 28 Şubatçılardan farklı olacağını sanmıyorum. Müzik yasağı imiş, kimin sütyensiz olduğunu ifşa etme ve bunu suç gösterme imiş, namazı cennetteki huriler için kılma imiş vs. lütfen bu kadar ileri gitmeyin. Sınırsız özgürlükte şımarıklıktır bu. Ölçülü olun. Abartmayın, karışmayın. Yoksa karışa karışa onlar ikna odası kurdu, siz odalar birliği kuracaksınız. Yeter!

Saygılarımla…

Yusuf SEVİNGEN