İki ‘TEVHİT’ ten koparılmadan yetiştirilmeli gelecek kuşaklar.

Birincisi, tevhid-i tedrisattır; ikincisi ise tevhit inancıdır.

Tevhid-i tedrisat, eğitim-öğretimdeki birlikteliktir.

Tevhit inancı ise TEK Allah’a olan imanımızı şekillendirir.

Ama ne yazıktır ki, FETÖ belası her ikisine de çok ağır zararlar vermiştir.

Şöyle ki;

FETÖ belası, her ilde, hatta ilçede açmış oldukları dershanelerle ve özel okullarla eğitim-öğretim alanında adeta tevhid-i tedrisata başkaldırmış ve muhalefet etmiştir.

Okullarıyla, dershaneleriyle milli eğitim sistemi içinde ayrı bir yapı meydana getirmiştir. Özerk bir yapı misali...

Ve bir kuşağın, tevhid-i tedrisata aykırı olarak dershanelerle ve okullarla oluşturulan ve kurulan bu alan ve yapılanma içinde kurban ve heba edildiğini anlıyoruz.

Eğitim-öğretim birlikteliği bozulduğunda, gelecekte ülkeyi emanet edeceğimiz çocuklarımızı, ideolojik ya da dinsel kisvesi ne olursa olsun bir örgüte teslim etmiş oluyoruz.

Ve bu örgütlenmeler, kendi anlayışlarına ya da felsefelerine ya da misyon ve vizyonlarına göre çocuklarımızı şekillendirip kendilerinin çıkarlarına ve faydalarına hizmet edecek biçimde istismar edebiliyor.

Bunun en bariz örneği, 40 yıla yakın bir süre FETÖ’nün eğitim-öğretim içinde, devletin boş bıraktığı alanda inşa ettiği yapılarla gerçekleştirdiği ve 15 Temmuz 2016 günü ayan beyan ortaya çıkan bozgunculuktur.

Bu bozgunculuk, TEVHİD-İ TEDRİSATI darmaduman etmiştir. Ve devletsel kurumları da...

Her ne kadar dershanelerin kapatılması ile ilgili devletimiz gerçekten doğru ve yerinde bir hamle yapmış olsa da, ne yazık ki, bu noktada biraz geç kalındığı anlaşılmaktadır.

Milli eğitim sistemi içine çöreklenmiş, bu sistem içinde kendisine özerk bir alan açmış, bu alandan nemalanmış, kendisine kazanç ve çıkar sağlamış, bu vatanın öz çocuklarının birtakım duygularını istismar etmiş bu ve buna benzer yapıların, ancak Tevhid-i Tedrisata sadık kalınarak borusu ötmez duruma gelir, hükümranlığı biter, egemenliği sona erer ve esamesi okunmaz.

Unutmayınız, tevhid-i tedrisat demek, fırsat ve imkan eşitliği demektir.

Tevhid-i tedrisat demek, eşit ve özgür yurttaş yetiştirebilmek demektir.

Tevhid-i tedrisat demek, bilim üreten, vatanına hizmet eden, vatanının çıkarlarını gözeten bir nesil meydana getirebilmek demektir.

Tevhid-i tedrisat demek, belli yapıların ya da örgütlenmelerin eğitim sistemi içinde çöreklenememesi, egemenlik ve hükümranlık kuramaması demektir.

Tevhid-i tedrisat demek, özellikle milli şuuru ve vatansal duyguları birleştirmek demektir.

Tevhid-i tedrisat demek, tam bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve anti-emperyalist duruşun ve motivasyonun yoğrulması demektir.

Ve tevhid-i tedrisat demek, MİLLİ-YERLİ olabilmenin zemini, gövdesi ve ön koşulu demektir.

İkincisi ise tevhit inancıdır. Dinsel bir anlam yüklüdür...

Tevhid inancı; Allah’tan başka ilahlar edinmemektir, Allah’tan başkasına kul olmamaktır, Allah’a ortak koşmamaktır, inandığımız dini Allah’a özgülemektir (has kılmaktır). Has kılmak konusu, Zumer Suresi, 2. Ayette şöyle ifade ediliyor:

‘Biz bu kitabı sana gerçekle indirdik, öyleyse ALLAH'a kulluk et; dinini sadece O'na has kılarak...’

Aynı şekilde, ‘dini has kılmak’ mealini Lokman Suresi, 32.ayette de görebiliyoruz:

‘Onları koca dalgalar sardığında, dini sadece ALLAH'a has kılarak O'na yalvarmaya başlarlar...’

Yukarıdaki ayetlerde de görüleceği üzere ‘dini Allah’a has kılmak’ olarak da niteleyebileceğimiz tevhit inancına, FETÖ ve ona benzer yapıların çok zarar verdiğini kabul etmeliyiz.

FETÖ, Allah’a inanmışlığın yanına, haşa! bir de kendisine inanmışlığı ve adanmışlığı eklemlemiştir.

Hatırlayınız, FETÖ sempatizanları, milisleri ve militanları kamu içerisinde ya da sosyal alanlarda, kur’an-da sapkınlık ve şirk olarak nitelendirilen FETÖ’ye inanmışlığı ve adanmışlığı, haşa! Allah’ın yanına eklemlemede adeta birbirleriyle aşık atmakta idiler.

Bu çürümüşlüğü, bu kokuşmuşluğu görüp bu ‘cemaat’ yapılanması için ‘şirk’ tanısı koyanlar, o dönemlerde kafir ilan edilmekte idi.

Ama şükür ki, FETÖ’nün ve ona benzer yapıların halk nezdinde maskeleri 15 Temmuz 2016 günü düşmüştür.

Artık, İslam kisvesi altındaki şirk dini mensuplarını tanıyabiliyoruz.

Tipik özellikleri, kendi şeyhlerini, hocalarını ve cemaatlerini/tarikatlarını yüceltmek; sonra kendi şeyhlerine ve hocalarına, haşa! fizikötesi bir varlıkmış gibi muamele etmek ve birtakım uydurulan rüyalarla ve kerametlerle/mucizelerle örgütlenmelerine adam devşirmek, devşirilen adamları kendi emelleri için (kesinlikle Allah rızası gözetilmiyor) tepe tepe kullanmak vs...

Bu yapıları, hala tanımıyorsanız, Allah ile sizleri aldatmaya çalışanları hala teşhis edemiyorsanız, biliniz ki tevhit inancınızı sarsabilecek bir yapının hedefindesiniz demektir.

Bu yapılar, şeyhlerine yani başlarındakilere hastalık derecesinde bağlıdırlar, yani şeyhlerini hastasıdırlar, bu nedenledir ki hastalıklı bir tutkunun esaretinde tevhit inançlarına zarar vermekte, hatta bir müddet sonra da yitirmektedirler.

Bu yapılar, biliniz ki, sizi kıvama getirip kendi yücelttikleri kişilere, hiç hissettirmeden ve fark ettirmeden tapar duruma getirmektedirler. Bu noktada diyebilirim ki, bedeniniz onların önünde kıvrılırken, ruhunuz adeta acı çekercesine kıvranmaktadır. Çünkü ruh, yalnızca Allah’a ibadet ederek ve yalnızca ondan yardım dileyerek huzur bulur, kendine gelir, ferahlar ve rahatlar.

Hiçbir vakit şunu unutmayınız, İslam inancında, yüceltilen ve övülen yalnızca Allah’tır.

İslam inancında, yukarıda da ifade ettiğim üzere yalnızca Allah’a ibadet edilir ve yalnızca ondan yardım istenir.

Ama ‘....’nın yüzü suyu hürmetine’ sözleri ile başlayan dualar, FETÖvari şirk yapılarının mabetlerinde seslendirilmektedir. Ve bu dualar eşliğinde o mabetlerde şeytani danslar yapılmaktadır. Allah, tüm insanları bu mabetlerin şeytani büyüsünden ve süsünden korusun.

Ve bu şirk mabetlerinde, Allah yerine haşa! bir insandan yardım dileme, ondan medet umma adeta imanın içine sokuşturularak tevhit inancı ortadan kaldırılıyor.

Halbuki, Allah, bakınız, yüce kitap kur’an-da neler diyor:

‘Ve de ki: 'Övgü, ALLAH'adır. O çocuk edinmemiştir, yönetimde ortağı ve zayıflıktan ötürü de bir yardımcısı yoktur.' O'nu alabildiğine Yücelt.’ (İSRA SURESİ, 111.AYET)

De ki, 'O ALLAH bir tektir.'

'ALLAH Sonsuz ve Mutlaktır.'

'Doğurmamıştır, doğurulmamıştır.'

'Hiçbir kimse de O'na denk değildir.' (İHLAS SURESİ)

Bilmelisiniz ve tanımalısınız ki, bu gibi yapılar içinde, bir şeyh ya da hoca Allah ile adeta iktidarı paylaşmaktadır. Allah’a yüklenen özellikler, onlara yüklenerek, yalnızca Allah’a inanmış olanlar, belli zaman sonra Allah’a bilmeden ya da bilip de bilmemezlikten gelerek Allah’a onları ortak koşmaktadır.

Tevhit inancınızın zarar görmesini, temelden sarsılmasını istemiyorsanız;

Allah dışında bir beşerin, gereğinden fazla neredeyse Allah’a denk şekilde ve eşit derecede yüceltildiği, övüldüğü, dinin bir karşılık beklenerek anlatıldığı bir yerde, asla ama asla size ‘din’ olarak sunulan uydurmaları ve safsataları dinlemeyiniz.

Asla ama asla kendi çıkarları ve emelleri için ‘dar-ül harp’ diyerek ya da başka gerekçelerle dine dayandırıp, Allah adına yalan söyleyip, peygambere iftira atıp işledikleri günahları yıkayanlara (temize çekenlere) ya da günahı/kötülüğü zamanın bir gerekliliği gibiymiş gibi gösterenlere kulak asmayınız.

Ve Allah’ın kur’an-daki ‘zamana yemin olsun...’ diye başlayan şu ayetlerini okuyunuz ve aklınızdan asla çıkarmayınız:

‘Andolsun akıp giden zamana ki; İnsanlar zarardadır. Ancak inanıp erdemli davrananlar, birbirlerine gerçeği öğütleyenler ve birbirlerine sabretmeyi öğütleyenler hariç...’ (ASR SURESİ)

Bu suredeki ayetlerden anlaşılacağı üzere kur’an, insanın her zaman yani her daim erdemli-gerçekleri söyleyen-sabretmeyi telkin eden bir kişilikte olmasını istemektedir. Kur’an, tüm zamanların zararda olmayan insansal kişilik özelliklerini böyle sıralıyor. Onun için zamanları belli kalıpların içine girdirip belli takılarla niteleyip kendilerine dinsel olarak günah işleme özgürlüğü alanı açanlar, özellikle FETÖ ve ona benzer yapılar Allah adına, din adına ve peygamber adına devamlı uydurmaktadırlar. Bunu, bilmelisiniz ve asla unutmamalısınız. Bu, sizin inandığınız dindeki tevhit inancının teminatıdır. Ve ifade etmeliym ki, bu tip yapılar, insanları gaflet-dalalet ve cehalet içinde iken yakalayıp böyle böyle kandırmaktadırlar. TEDBİRLİ VE TEMKİNLİ OLUNUZ HER DAİM.

Ve yalnızca TEK olan Allah’a inanırken, güvenirken asla korkmayınız!

Biliniz ki, yardımcınız ve destekçiniz yalnızca Allah’tır. Siz, yalnızca ona yaklaşmak istedikten sonra o size hidayet yolunu gösterecektir.

FETÖ, bu ülke için acı ve kötü bir deneyimdi, ders alındı diye düşünmek istiyorum.

Bu nedenle de korkmayacağınızı umuyorum.

Ve biliyorum, ayrıca ümit etmek istiyorum ki, bir müslüman FETÖ ve FETÖvari yapılar tarafından aynı yerden iki kere sokulmaz.

Sonuç olarak, hem eğitim hem de din alanında ‘TEVHİT’TEN ASLA VAZGEÇMEMELİYİZ.

Tevhide, bu iki alanda da bağlı ve sadık kalabilmeliyiz.

Hem dünya hayatımızın hem ahiret hayatımızın İYİLİĞİ VE GÜZELLİĞİ için...

NOT: BİR ÜLKE DÜŞÜNÜN, EĞİTİM VE DİN ALANINDAN GEÇMEYEN, BU İKİ ALANA UĞRAMAMIŞ BİR FERDİ DAHİ YOKTUR, BU BAĞLAMDA BİRİLERİNİN TEVHİT BOZGUNCULUĞUNA İZİN VERMEMEK, BU ALANLARI BOŞ BIRAKMAMAK GEREKİR. ZİRA, BU İKİ ALAN TOPLUMU VE GELECEK KUŞAKLARI ŞEKİLLENDİRMEK VE YÖNLENDİRMEK İÇİN ÇOK ÖNEMLİ ROLE SAHİPTİR. ONUN İÇİN KÖTÜ NİYETLİ YAPILAR, BU İKİ ALANDA BOŞ BIRAKILAN YERLERE SİRAYET EDEREK TOPLUMU KONTROL VE MANİPÜLE EDEBİLMEYİ ARZULAMAKTADIR. DEVLET, BU ALANLARI ÖZELLİKLE TEVHİDİ DOKUNULMAZ KILARAK KORUYABİLİR. BU İSE ANCAK LAİKLİK İLE OLABİLİR.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN
KamuAjans.com - Özel Haber