İlk bakışta çoğumuz, kurnazlık olarak değerlendiririz.Ama bu toplumumuzun aileden edindiği ve hep devam eden yanlış bir alışkanlığıdır. 

    Komşu okulla ilgili sık sık şikayetler olurdu. Buradaki şikayetlere genellikle muhakkik olarak ben görevlendirilirdim. Her vardığımda okulu dökük bulurdum. Müdürün sadece adı vardı. Okulu müdür başyardımcısı yönetirdi, ama ceremesini hep müdür çekerdi. Çünkü onun yaptığı her sorumsuzluğun hesabı da müdürden sorulurdu. 

    -Ona her gittiğimde ,okulun neden dökük olduğunu sorardım. 

    - O’da ;”Ben elimi değmem, devlet gelsin yapsın“ derdi.  

    -Peki Hocam, sana göre devlet kim? Sizi bu göreve kim getirdi? Vatandaş bir sorunu olduğu zaman kime dert yanıyır, öğrenci sorununu kime bildiriyor, öğretmen bir ihtiyacı olduğunda kime gidiyor?   

-Bana geliyorlar Hocam. O zaman devlet sensin. Devlet seni bu işleri takip et diye yönetici yaptı. Okulun kırığını döküğünü, boyasını sen yaptıracaksın, çatısını sen aktaracaksın, kaloriferini sen yakacaksın. 

  Devlet sensen, çare makamı da sen olacaksın, başkasından beklemeyeceksin.,, Bak diğer okullara, hiç birisi sizin okul gibi dökük mü?  Efendim ;ödenek yok, hükümet para göndermiyor, bunları ne ile yaptıracağım? 

   Eğer sen iyi bir yönetici isen ödeneği de ,bulacaksın, çareyi de  bulacaksın. 

   Demokrasilerde çare tükenmez, diye meşhur bir söz var.Olayı ilgili makamlara bildireceksin, üst ve alt paydaşlarınla paylaşacaksın. Ortak akıl oluşturacaksın. Sürekli takip ve arayış içerisinde olacaksın. O zaman mutlaka bir yol bulunur. 

  Ama insanlarımız iş yapma konusunda taşın altına ellerini sokmazken, kendi menfaatiyle ilgili bir konu geldiği zaman, yüzlerce çıkış yolu bulurlar. 

   Bir üst makama gelme söz konusu olduğunda , siyasilere ve sendikacılara her gün  temenna eder ,aracılar koyar, ama geldikten sonra da iş yapmaz. 

  Bilindiği gibi tüm dünyada Kovid 19 virüsü nedeniyle pandemi ilan edildi. Yani olağanüstü bir durum söz konusu. Ama herkes her şeyi, sağlıkçılardan, güvenlik güçlerinden beklemektedir. Mesleği dışında basit bir  görev verildiği zaman, söz gelimi vefa hizmet gurubunda vatandaşa hizmet götürülürken devlet görevlileri arasında şu sözleri hep duyduk; 

- Efendim bu tehlikeli bir iş, üstelik benim yasal görevim değil, başkaları yapsın; 

- Öğretmenler yapsın, okullar tatil, boş yatıyorlar..!!! 

  -İmamlar yapsın. Onlar hiçbir şey yapmıyorlar. Zaten camilerde kapalı.…!! 

-Bakanlıklarda oturacak yer yok. Onlar boş oturuyorlar, bu işlerde onlar görevlendirilsinler.! 

 Herkes bir başkasına atıyor. Peki, siz niye yapmıyorsunuz? Yapanların anası babası, çoluğu çocuğu, eşi ,seveni yok mu, onların canı yok mu? 

  Bu arada vatandaş olarak ne yapıyoruz? Devletin yap dediğini yapıyor muyuz, yapma dediklerini yerine getiriyor muyuz? 

  Meslek hayatımın yarısını yönetici olarak geçirdim, Bayram, tören vb. Etkinliklerini kendiliğimden yapmak isteyen arkadaşların sayısı bir elin parmaklarını geçmedi. Ne zaman bir arkadaşa, şunu yapın, dediğimde; “,Hocam şöyle bir sorunum var, falan arkadaş yapsın”. şeklinde cevaplar aldım. 

  Ailede de birden fazla çocuk varsa, yapılması istenen bir işi hep birbirinden beklerler, kendisi yapmamak için pek çok bahaneler üretirler. Sonra içlerinden biri o işi yapar, ona da sonradan işgüzar, enayi damgasını vururlar.  

   Sanırım, her şeyi başkasından bekleme alışkanlığı burada, ailede  başlamaktadır. Bunun için aileler çocuklarına  kendi işini görme, başkasından beklememe ALIŞKANLIĞINI  öğretmelidirler