Gülşen'in çirkin sözlerine katılmıyorum. Ama tutuklanmasını çok orantısız görüyorum. Ve ağızdan çıkan her sözü ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmenin toplumsal barışa katkı sunacağını düşünüyorum. Toplum olarak ne zaman herkes için ifade özgürlüğü olgunluğunu ulaşacağımızı kestiremiyorum. Ama böyle giderse herkes ettiği laftan ötürü suçlu ve mağdur olabilir. Bugün "Vurun kahpeye! "  diyenler,  yarın "Yandım anam!"  diyebilirler. İnsan ne oldumdan çok ne olacağım demeli. Ayrıca insan ne oldum delisi olmamalı. Sözü suç sayan kanunları, demokrasi hayatımızdan derhal çıkarmalıyız. 

Eski bir yazımı bu bağlamda dikkatlerinize sunarım: 

"- Herkes Anayasa’mıza göre düşüncesini söylemekte hür müdür?

- Evet.

- Pekala herkes düşüncesini söylemekte eşit midir?

- Hayır.

- Neden?

- Şöyle ki: Gücü elinde bulunduranlar düşüncelerinin sınırlarını zorlayarak düşüncelerini ifadede özgür iken, gücü elinde bulunduranların karşısında olanlar düşüncelerini azıcık söylemekte özgürdürler. Kimse lütfen kimseyi kandırmasın bu bağlamda. Yani bu fiili durum şöyle ifadelendirilebilir: ‘Herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Ama gücü elinde bulunduranlar daha çok ifade özgürlüğüne sahiptir.’ Demem o ki beni övüyorsan sonuna kadar devam, yeriyorsan durrrrrr!

- Bu fiili durum nereye kadar devam eder?

- Elbette bunun da bir sonu var ama olay tam tersine dönerse o da kötü. Yani bugünün mazlumu yarının zalimi olursa...

- Bugünün mazlumunun yarının zalimi olmaması için ne yapmalı?

- Çok basit aslında. Ama bunun için kinden arınmış güçlü bir irade gerekiyor.

- Nasıl?

- Şöyle ki: Tarihten ders çıkarılmalı öncelikle ve sana yapılanı sen başkasına yapmamak için iradeni zorla ki tarih tekerrür etmesin. Yani devrisabık olursa olay keser döner sap döner, gün gelir hesap döner kısır döngüsünden asla sıyrılamaz. İnsanlar orada sıkışır kalır.

- Güce sırtlarını vererek ya da gücün sırt sıvazlamasına aldanarak fade özgürlüğünün sınırlarını zorlayıp insanlar üzerinde baskı kuranlar var mı?

- Varlar. Hem de çok...

- Bu insanlar yarını düşünmüyorlar mı?

- Bence düşünmüyorlar, hep böyle gidecek zannediyorlar. Kendileri için istediklerini başkaları için istemedikleri gibi herkesin kendileri gibi düşünmelerini ve hissetmelerini istiyorlar. Bunlar ifade özgürlüklerini çarçur ediyorlar. Boş hevesleri uğruna kuru gürültü yapmaktalar. Halbuki sınırsız ifade nimetini değerlendirebilseler ve herkes için kendilerinin kullandığı kadar ifade özgürlüğü isteyebilseler ifade özgürlüğü noktasında Türkiye’nin makus talihi değişebilir. Ama nerdeeee! Valla herkes bildiğini okuyor, o günün şartlarına kanıyor, o günün rüzgarına kendini kaptırıyor. Ve bu ifade üstünlüğü, ahkam kesme noktasına gelip dayanıyor.

- Makus talih, dediniz de aklıma İsmet Paşa geldi, sanırım 1970’lerin başlarıydı, 1961 Anayasası’nın özgürlüğü için bu özgürlük bol geldi demişti. Sizce şu anda ifade özgürlüğünün sınırlarını zorlayanlar ve bol keseden bunu kullananlar için de bu söz söylenebilir mi?

- Nokta atış oldu bence. Çünkü bu ifade özgürlüğü, onu bol keseden başkalarına karşı silah gibi kullananlar, kendi ihtirasları uğruna çarçur edenler için de bol geldi. Baksanıza sözlerine, içkinin şişede durmadığı gibi onların da sözcükleri ağızlarında doğru durmuyor. Milletin, karısına ve çocuğuna musallat oluyor. Çok çok ileri gidiyor. Hudut ve had bilmezlik... İşte güce kapılıp kendinden geçmek böyle oluyor.

- Akif ne güzel demiş: ‘İslam’ın 6 şartı var, altıncısı da haddini bilmektir.’ Bu kesim ne yazık ki ifade özgürlüğü noktasında haddini çoktan aştı. Bu arada diğer kesim için ifade özgürlüğü hak getire... Sizce bu kimselerin ağızlarında sözcüklerin doğru durması için ne yapmalı?

- Bir kere bu azgınlıkları hayra alamet değildir. İnsan azdıkça kendisine kötü akıbet hazırlar. Demin dediniz, 1970’lerde özgürlüğün tadını çıkarmayıp bunu başka boyutlara taşıyanlar kendilerini dağlarda, hücrelerde buldular. Çünkü özgürlüğün, başkasının özgürlüğünün bittiği sınıra kadardır. Bunu da sen ayarlayacaksın, öyle değil mi? Devletin müdahalesine mahal vermeyeceksin. Yoksa devlet bu alana girerse inanız hiç kimse yarın hangi sözcüklerin suç olacağını tahayyül bile edemez. Özellikle tarikat ve cemaatlerin akıbeti, 1970’lerin sol örgütlerinin akıbetine benzeyecek gibi görünüyor. FETÖ’nün ifade azmanlığı bu bağlamda bir örnek... Bir bakınız sol oluşumlara, onlar için 27 Mayıs sonrası nasıl başlamıştı, nasıl bitti? 1960-1970-1980 düzlemi tarihi derslerle dolu... Bu bakımdan belki de bir 10 yıl sonra bu bol keseden başkalarını baskılamak için kullanılan özgürlük bir yere toslayacak. Akıbeti berbat olacak. Neydi o söz? Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur.

- Sizce bu insanları nasıl uyarmalı ve uyandırmalı?

- Nadir Nadi gibi... 1980 sonrası Atatürkçülük adı altında yapılan azmanlığa karşı ‘Siz Atatürkçü iseniz ben Atatürkçü değilim.’ diye karşı duruş göstermişti. Bu bağlamda ‘Müslüman Türk’ diye kendilerini allayıp pullayarak müslümana yakışmayan sözleri sarf edenlere de ‘Siz Müslüman Türk iseniz ben Müslüman Türk değilim.’ diyebilecek bir keskinlik ve netlik ile... Yoksa bir kesimin ifade rahatlığı ve keyfi, başka bir kesimin zulme uğramasına neden olabilir. Bu zulümler de toptan Müslüman Türk’e yıkılır ileriki yıllarda. Onun için haber bültenlerinde sakın yorum yapmayı falan yasaklamaya kalkışmayınız, bence akıldan geçirmek bile hiç iyi hal değildir. Bırakalım, insanlar sözleriyle konuşabilsinler. Ama kendi sözleriyle... Günün şartlarına uyan sözleriyle değil. Bunu kıralım. Ama önce sağlam ve güçlü bir irade gerekiyor. Kin ve intikam duygularından arınmış... Ve kin ve intikam taraftarı olanlardan keskin, net bir ayrılık...

Bu da benden tarihe not olsun...

Dilerim tarih tekerrür etmez.

Ederse yine herkese eşit ifade özgürlüğü tarafında olacağım.

Son Sözüm: Herkese, en güçlü olana hak görülen kadar ifade özgürlüğü..."

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN