İslami camia giderek keskinleşiyor ve kendini açtıkça ya da aştıkça  kalem uçları gibi sivriliyor.

Bu vaziyetinden ötürü de toplumun birçok kesimi ile artık eskisi gibi kaynaşmayı bırakınız, yakınlaşamıyor dahi. Halihazırda böyle bir dertleri olduğunu da düşünmüyorum.

Zira eski zamanlarda mağduriyetlerini duyurmak için etraflarına sağdan ve soldan adam toplama ihtiyaçları bulunuyordu. Bu bakımdan takiye yöntemi ile şirin görünüyorlardı herkese ve her kesime. Gizli ajandalarının kılıfıydı takiye... Güç kazandıkları ve psikolojik üstünlüğü sağladıkları an takiye örtüsü kaldırılıp gerçek yüzleri ve dilleri açığa çıkacaktı. Humeyni de İran'da devrimden önce böyle bir strateji izlememiş miydi? Bizimkiler de gelinen noktada takiyeyi kaldırıp gerçek tutumlarını ve dillerini hem de pervasızca ortaya döküyorlar. Hassaten son 1-2 yıldır...

Nasıl olsa ortamı, konjonktürü, oluşturulan iklimi sınırsızlığı ve aşırılığı şiar etmelerine ve başkalarının da özgürlüğüne ve haklarına musallat olmaya kadar gidebiliyor. Baştan beri söylüyorum. Önleri açıldıkça din adına herkese ve her kesime musallat olmayı kendilerinde hak görecekler. Şeriat olduğu an da yetkili sayacaklar kendilerini. Şeriat loading,  paylaşımları da bir sonraki aşamayı gösteriyor zaten.

Siyasi emeller uğruna bu tiplere prim vermek siyasetçinin kendi ayağına kurşun sıkmasıdır. Kendini yedek kulübesine çekip sahaya bunları sürmesidir. Hem de kendi elleri ile... Bu sefer hakikaten tehlikeli bir oyun bence.

Unutmayınız ki bu tipler Osmanlı döneminde çok padişah,  çok veziriazam,  çok vezir,  çok devlet görevlisi yedi. Cumhuriyet düzeninde ise aşama aşama şu an bulundukları ve üstünde tepindikleri yere geldiler, halihazırda iyice ipin ucunu kaçırdılar. Ne ifrat ne tefrit öğütlerini dinliyorlar. Varsa yoksa ağızlarını açıp gözlerini yumdukları,  bildiklerini okudukları vaazları... Ateş püskürüyorlar adeta bu vaazlarda. Çattıkları,  kafaya taktıkları,  hedef aldıkları kesimleri cehennem ateşlerinde yakıyorlar. Yaşamda da canlarına okuma derdiyle devlet görevlileri üzerinde baskı oluşturma peşindeler... Hedefleri için devlet mekanizmalarını araçsallaştırıyorlar.

Bir dönem Mevlana, Yunus gibi hümanist önderlerin söylemleri İslami ortamlarda geniş yer bulurken şu an olabildiğince nefret ve düşmanca söylemler ya da tutumlar İslami görünürlüğün başatlarıdır ne yazık ki. Ve İslami camianın öne çıkanları, nefret ya da düşmanca söylemleriyle giderek etkinlik ve güç kazanıyor. Güçlendikçe de din adına musallat olmayı ve herkese ya da her kesime karışmayı hak görme (şu an için hak görme,  şeriat loading yüzde yüz olunca yetkili görecekler,  İran mollalarının sair versiyonu)  sahasını genişletiyorlar.

Öyle ki 14. festivali iptal etmenin gururu ve kıvancını yaşıyorlar an itibarıyla. Yani dün cami cemaatine vaaz edenler,  bugün gençlik festivallerinin iptali için kaşlarını bir çatıyorlar pir çatıyorlar.  Sanki kaşlarını çattıkları her şey de yerine geliyormuşçasına bir izlenim veriyorlar. Sanki kaymakamlığa ve valiliğe soyunmuşlar. Anlaşılıyor ki  böyle bir havaya çoktan girmişler. Bir dönem FETÖ  de bu havadaydı. Lakin akıbeti ne oldu? Herkesin malumu...

Efendiler,  bu kesimler bugün gençlik festivallerine göz dikerler,  her istediklerini yaparsınız, ne isterlerse verirsiniz, ruhunuzu okşarlar,  yarın devlete göz dikerler, devletin başında kim varsa onu hedef alırlar,  tam yetki isterler. Ölçüleri ve sınırları yoktur. Doymak bilmezler,  tatmin olmazlar.  Osmanlı tecrübesi ile de sabittir.  Müslüman bir sokulduğu yerden bir daha sokulmazdı hani. FETÖ tecrübesi de ders olmadı mı?

Asıl meseleleri ve dertleri gençlik festivalleri değil.

Asıl dertleri,  hükümranlık kurmak...

Ve din adı altında insanlara nefes aldırmamak...

Sanmayın ki yalnızca muarızlarına,  yanılıyorsunuz, herkese ve her kesime...

Festival iptalleri ise asıl dertlerine kapı aralıyor ve göz kırpıyor. Biline...

İnanmazsanız, yaşayıp görürsünüz.

FETÖ'ye de inanmadınız,  yaşayıp gördünüz.

Şerbetliyiz,  diye kendinize güvenmeyin.

Allah korusun...

Teyakkuz,  teyakkuz,  teyakkuz...

Saygılarımla...