Bir grup Pegasus çalışanı, yoğun temponun verdiği yorgunluğu üzerlerinden atmak ve birazcık da eğlenmek için sözleşirler.

Gel zaman git zaman sözleştikleri gün gelir çatar.

Nereden bilecekler o gün başlarına gelecekleri.

Tabii hepsi de bundan habersizdir.

Ve gafil avlanacaklardır.

Neyse…

Lokantada buluşurlar.

Kendileri için ayrılan masaya otururlar.

Ve birazcık hoşbeş ederler.

Havadan sudan konuşmaya başlarlar.

Siparişleri alınmıştır.

Sohbet giderek koyulaşır.

Verilen siparişler masaya getirildikten sonra masaları daha da şenlenir.

Mutluluğun, kahkahanın, eğlencenin gırla gittiği, zirveye çıktığı ve esprilerin adeta bir Pegasus gibi havada uçuştuğu anlarda masadaki bir muzibin aklına bu anları ölümsüzleştirmek gelir.

Arkadaşlarından poz vermelerini ister.

Gençler, anın tadını çıkardıkları bir zaman dilimini bir fotoğraf karesine sığıştırmak arzusundadırlar.

Nereden bilecekler en mutlu oldukları ve en çok güldükleri bir anda o fotoğraf üzerinden herkes onlara saldıracak.

Twıtter’da rast geldikleri lincin bir benzerine maruz kalacaklar.

Pişmiş eğlenceye su katılacağı hiç kimsenin aklının ucundan dahi geçmeyecektir.

Neyse…

Masadaki muzip adam, arkadaşlarıyla beraber eğlendikleri ve mutlu oldukları bir anı ölümsüzleştirmenin verdiği saf yüreklilikle olsa gerek bunu sosyal medyada paylaşma isteği duyar.

Herkesin fotoğraftaki kahkahaya, eğlenceye ve mutluluğa dahil olmasını istiyordur.

Tek gayesi budur.

Malum o anlarda ise sosyal medyanın gündemi, Kadir Gecesi olması münasebetiyle Müslüman ahalinin kutsal gününe dönük paylaşımlardır.

Muzip adamın, çektiği fotoğrafı yükleme serüveni esnasında Kadir Gecesi mesajlarına gözü ilişmektedir.

Salt fotoğrafı paylaşacağı sırada aklına bir muziplik gelir.

Amacı, sosyal medyada kendini anlayacağını düşündüğü arkadaşlarına bir muziplik yapmak… Malum arkadaşlar arasında olur, bilirsiniz.

Ve fotoğrafa, herkesin dört bir yandan saldıracağı o ifadeleri yazar.

İfadelerde ciddi bir muziplik vardır lakin Müslüman ahaliyi kızdıran bir muziplik… Hatta bir düşmana bakar gibi baktıran… Zaten tehlikeli olan da budur.

Lakin bu muziplik hem kendisine hem de fotoğrafta bulunan arkadaşlarına pahalıya mal olacaktır. Fotoğrafı Kadir Gecesi ile bağdaştırarak paylaşma muzipliği…

İşte zurnanın zırt dediği yer burası…

Bir kare fotoğrafta fırtınaların koparıldığı yer de burası…

O muzip arkadaş, bundan dolayı bin pişman olmuştur kanaatindeyim.

O muzip arkadaş, bir kere Türkiye gibi bir yerde yaşadığının farkında değil, diğerleri de tabii…

Kendi yaşadıkları çevreye göre yaptıklarını ve yapacaklarını değerlendiriyorlar.

Ya da oradan bakıyorlar hayata hep.

Halbuki Türkiye’nin siyasi ve tarihsel koşulları, o arkadaşın muzipliğini kaldıracak olgunlukta değildir. Olmamıştır da zaten. Öyle ki bir dönem genç kızlarımızın başındaki örtüyü kafasına takan ve bunu sorun eden adamlar vardı. Bir dönem bir insan dahi öldürmemiş üç genci idam edenler vardı. Şimdi de böyle işte. Ah ülkem, ah ülkem gençleri! Yüzlerin değişse de yaşadıkların hep aynı.

Şimdi soralım:

İslam dininin hoşgörü dini olduğunu söyleyen insanlar, bu gençlerin muzipliklerini niçin hoş görmezler?

Hoş görmeyi baş tacı yapan Mevlana’dan dem vuranlar, bu gençleri hor ve hakir gördükleri gibi neden saldırmaya hazır bir kitlenin de önüne atıverirler?

Yanlış olduğunu söyleyin.

Ayıplayın.

Lakin bu gençleri suçlamayın.

Haklarında soruşturmalar açmayın.

Görevlerinden uzaklaştırmayın.

Dinde zorlama yok diyenler, dinde hoş görmek yüceliktir diyenler, yüce gönüllülükten bahsedenler, din barış demektir diyenler tüm bu iddialarınız son zamanlardaki tepkilerinizle çöktü.

Bilhassa gençlerin nazarında…

Bir fotoğraf karesini bu kadar büyütmek de neyin nesi yahu?

Her fotoğrafa bir hafiye gibi kendi İslami merceğimizi tutarsak herkesle düşman oluruz.

Gücünüzü bir fotoğraf karesinde mi sınıyorsunuz?

Tüm öçlerinizi ve hıncınızı bir fotoğraf karesine vurarak mı alıyorsunuz?

İslami gücünüzü bence başka başka alanlarda sınayınız ve gösteriniz.

Mesela dibine kadar kul hakkının yendiği mekanlara gidiniz.

Bu gençler için Kadir Gecesi artık nasıl çağrışımlar yapacak, haberiniz var mı?

Şu an tuzunuz kuru…

Eee devlet de elinizde…

Fakat yarınlarda başka kişiler, bu olayları sizlere yüklenmek için kullanacaklar.

Bu fevri tepkileriniz yarınlarda size yüklenecekler için içtihat olacak.

Farkında mısınız?

Eğlenmeyi, muzip ifadeleri, kahkahayı, mutluluğu çok görmeyin.

Yarınlarda birileri de sizin evlatlarınızın başka tarzda mutluluklarını ve ifadelerini çok görebilir.

Ey İslami camia,

Yanlış deyin, hata deyin, gençliklerine verin ve hoş görün, bunları yaparsanız gençlerle aranız açılmaz. Yoksa bu gençler, istikbalde bir gün mutlaka karşınıza çıkacak ve yaptıklarınızı bir bir yüzünüze vuracaktır.

Ey Atatürk’ü koruyan yasalara karşı çıkan mübarekler, dinin koruyucusu Allah, dini koruma işgüzarlığınızı ve bu işgüzarlığınızın yol açtığı absürtlükleri (soruşturma, görevden alma gibi) bırakınız ki kendinizle çelişmeyiniz.

Siz de mi Kemalistler gibi ideolojilerinizi ve inancınızı yasa ile koruma zırhına aldınız?

Aldıysanız bilelim.

Bilelim ki sizinle ilgili adalet kırıntısı umudan da vazgeçelim.

Ve PegaSUSalım… Susalım ki başımıza bir iş gelmesin. Soruşturma, kovuşturma, yargılama, ceza, cezaevi, görevden alma vs… Resmen bunlarla ifadeleri daralttınız ve kuşattınız. İnsanlar, kendilerini içlerine çektiler. Sizin inzivalar ve rabıtalar gibi…

Eee, içine çekilen insan sizlere bakıp dinden de soğuyunca antidepresan ilaçlara sığınmıştır, bu ilaçların Türkiye’de kullanımı çok artmış, haberiniz ola…

Hiç adil değilsiniz, bilin isterim.

ADİL OLUN, ADİL OLUN, ADİL OLUN…

Yeter artık…

Sizi Allah’a havale ediyorum.

Bir fotoğraf karesini bin pişman ettiniz. Anasından emdiği süt burnundan geldi fotoğraf karesinin.

Eserinizle mutlu olabilirsiniz, o gençler şu an mutsuz…

Keşke asıl kötülükleri de günahları da böyle bin pişman etseniz. Asıl kötülüklerin de anasından emdiği süt burnundan gelse…

AMA BİZİMKİ KOF BİR HAYAL İŞTE…

Saygılarımla…

Yusuf SEVİNGEN