Herkes gibi engelliler de ibadet edebilir. En çok merak edilen konuların başında engellilerin nasıl ibadet edebileceği konusudur. Tabi ki engelliler de namaz kılabilir, oruç tutabilir, hacca gidebilir, umreye gidebilir, sureler ve dualar okuyabilir, Kur'an okuyabilir.

2022 Yılına Ait Malulen Emeklilik (Malulluk) Maaşı Ne Kadar Oldu? SGK ve Bağkur, İşçi, Memur Malulen Emeklilik Şartları 2022 Yılına Ait Malulen Emeklilik (Malulluk) Maaşı Ne Kadar Oldu? SGK ve Bağkur, İşçi, Memur Malulen Emeklilik Şartları
Yalova İl Müftüsü Turgut AÇARİ, engellilerin ''Engelliler ve Dini Sorumluluklar'' başlıklı yazıda engellilerin ibadeti ile ilgili merak edilen konulara açıklık getirdi. İşte o yazı:

İslam dininde akıl ve büluğ (ergenlik) çok önemlidir. İnsan akıllı olup, ergenlik yaşına da gelince, ‘‘ ibadetlerini yapmak ve günahlardan da sakınmak ’’ şeklinde özetleyebileceğimiz, mükellef olma dönemi başlamış olur. Fakat konu engelliler olunca, Yüce Mevlâ’mızın            ‘‘Allah, hiç kimseye gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemez’’ âyetiyle; Sevgili Peygamberimizin ‘‘Kolaylaştırın, zorlaştırmayın… ’’ hadisini hep gözönünde bulundurarak meselelere çözüm bulmamız gerekecektir. Bu zaviyeden bakmak suretiyle, bazı sorumlulukları ve kolaylıkları kısaca paylaşmak istiyorum:

Kişi, zihinsel engelliyse ( yani akıl yoksa ) o kimseye hiçbir sorumluluk yoktur. İbadetler ve yasaklar konusunda bir mesuliyeti olmayacaktır.

Kişi, bedensel olarak engelli, ama aklı yerindeyse, o kimse sağlıklı insanlar gibi tüm ibadetlerden sorumludur. Ancak ibadetlerini, sağlıklarının elverdiği şekilde yerine getirirler. Örnek vermek gerekirse,
 
Abdest alamayanlar, teyemmüm yaparlar.
Ayakta duramayanlar, oturarak namaz kılarlar.
Dilsiz olanlar, kalplerinden okurlar. 
Engelliler, ihtiyaç halinde namazları cem edebilirler.
Oruç tutamayanlar, fidye verirler.
Hacca gidemeyenler, vekil gönderebilirler.
Yürüme engeli olanlar, Cuma ve Bayram namazları dahil, camiye gitmekten muaftırlar.

Engelli kardeşlerimiz, istedikleri halde yapamadıkları ibadetlerden dolayı günaha girmiş olmazlar. Yukarıdaki âyet ve hadis bunun delilidir.

Bazı Sorular ve Cevaplar

Soru: Anne karnındaki bebeğin bedensel veya zihinsel engelli olacağı tesbit edilince, onu aldırmak ( kürtaj ) caiz midir?

Cevap: Caiz değildir, zira o bir insandır ve canlıdır. Şayet o çocuk sağlıklı olarak doğsaydı ve sonradan bir sebeple kötürüm hale gelseydi, ona kıyabilir miydik? Elbetteki  hayır.

Soru:  Engellilik bir ceza mıdır?

Cevap: Engellik, ne çocuk için, ne de ailesi için asla ceza değildir. Tam aksine o çocuk, ailesine Allah’ın bir armağanıdır. Engelli çocuk ile ailesi, özel bir görevle görevlidirler. Sabırla üzerlerine düşeni yerine getirirlerse, çok sevap kazanacaklar ve cenneti hak edeceklerdir.

Soru: Engellilerin ahiretteki durumları nasıl olacaktır?

Cevap : Sevgili Peygamberimiz akıl hastalarının hiçbir şeyden sorumlu olmayacaklarını haber vermiştir. İnançlı olan, ibadetlerini elinden geldiğince yapmaya çalışan ve sabırlı davranan engelliler ise, ahiret günü sağlıklı olarak dirileceklerdir. Ayrıca inançları ve ibadetleri gereği de cennete gireceklerdir.   

Dyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından Cep Kitapları -??? Ailem Serisi - 05'den alınan bilgiler şöyle: 

Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. 1 Nur, 26/ 61

Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. 2 Bakara, 2/18

Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz. 3 Taha 20/124

Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü. 4 Abese, 80/1-2

Peygamber şöyle tavsiye etti: "Amellerinizde orta yolu ve doğruyu bulmaya çalışın. Mü'mine musibet nevinden her ne ulaşır ise günahlarına bir kefâret olur. Musibet, beklenmedik bir hâdise olmuş, ayağına batan bir diken olmuş farketmez." 5 Müslim, Birr, 52, III, 1993

Ebu Hüreyre'den (r.a.) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Güneşin doğduğu her yeni günde kişiye, her bir mafsalı için bir sadaka vermesi gerekir. İki kişi arasında adâlet yapman bir sadakadır. Kişiye hayvanını yüklerken yardım etmen bir sadakadır. Güzel söz sadakadır, namaza gitmek üzere attığın her adım sadakadır. Yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldırıp atman sadakadır." 6 Buhârî, Cihâd 72, 128, III, 223, 

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle demiştir: "Ben
kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükâfaat vermeye razı olmam." Derim ki: "Bu hadisi Buharî de tahric etti. Ondaki ibare şöyle: "Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah Teâla hazretleri buyurdu ki: "Ben kulumu iki sevdiğiyle imtihan edersem o da sabır gösterir (ve sevap umarsa) onlara bedel cenneti veririm." [Buradaki "iki sevdiği" ile gözlerini kastediyor." Doğruyu Allah bilir."7 Tirmizî, Zühd 58, IV, 603; Buharî, Marzâ 7, III, 4

İnsanı kâinatın en değerli varlığı olarak yaratan Allah, “kimin daha güzel işler yapacağını sınamak için” ölümü ve yaşamı var ettiğini açıklar. (Mülk, 67/2) Dünyaya gelişimizin ve gün gelip bu dünyadan ayrılışımızın kilitlendiği kelimedir imtihan… Korku, açlık, mal kaybı ya da hastalık; herkes için sınav sorusu farklıdır elbet. Ama değişmez bir gerçek vardır Kur’an’da: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya, 21/35) 

Sadece yoklukta olanlar, mahrum kalanlar imtihana katlanıyor sanmamalıdır insan. Varlığın sınavı da yokluk kadar ağırdır aslında. Engeller bazen görünür, bazense gizlidir. Allah, kullarını bazen verdiği nimetlerle bazen de vermedikleriyle imtihan eder. Görünüşe aldanıp da “herkesi sınadığını ve hiç kimseye haksızlık etmediğini” söyleyen Allah’ın adaletinden şüphe edilebilir mi?

Bir bakıma nimet demek, külfet demektir. İnanan insanın her hâlükârda kazançlı çıkması ve varlığında da yokluğunda da imtihanı avantaja çevirmesi ise, Resûl-i Ekrem’in ifadesiyle, şaşırtıcı bir güzelliktir: “Müminin durumu ne ilginçtir! Her hâli kendisi için hayırlıdır. Bu durum yalnız mümine hastır. Başına sevinecek bir hâl geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı gelecek olursa ona da sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd ve rekâik, 64)

Peki, imtihanı ağır gibi görünenlerin aslında 
cezalandırıldığını söyleyebilir miyiz? Belâ ve musibet arttıkça Allah’ın sevgisi azalıyor olabilir mi?

Peygamber Efendimiz bu sorulara cevap verircesine şöyle der: “Müslümanlar benim başıma gelen musibetlere bakarak kendi musibetleri
karşısında güçlü olsunlar.” (Muvatta’, Cenâiz, 14)

Allah’ın kendisine elçi olarak seçtiği en nadide 
kullar olan peygamberler, en ağır sınavların da muhatabı olmuşlardır. Şu halde imtihan ağırlaştıkça mükâfatı da artıyor olmalıdır… Hayatın başa çıkılmayı bekleyen nice imtihanı gibi, engelli olmak ya da engelli bir yakını olmak da ceza değil imtihandır. Biliriz ki, şu fani dünyada günlerimiz sayılı, nefeslerimiz sıralıdır. Ve inanırız ki, iyiliklerimiz zerre miktarınca bile olsa karşılığını bulacak, (Zilzâl, 99/7), imtihandaki başarımız sonsuz mutlulukla ödüllendirilecektir. (Tâ-Hâ, 20/75-76)
Sonuçta kişinin Allah katında değer kazanması, fiziksel özellikleriyle değil, gönül zenginliğiyle ve yapıp ettikleriyle mümkün olacaktır.

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Allah, sizin görünüşlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr ve sıla, 34)

Allah’ın kendisine sunduğu nimetlere şükretmek, huzura varmak, el açıp yalvarmak engelli olsun olmasın herkesin kulluk vazifesidir. Okunan ezanı idrak etmek, hutbeyi anlamak, cemaatle namaza katılmak, Kur’an okumak, Resûlullah’ın sözlerini ve hayatını öğrenmek her Müslüman’ın arzusudur. İşitme engelli duyamasa da, anlaması için işaretler vardır. Görme engelli göremese de, dokunarak kavrama imkânına sahiptir. Konuşma engellinin derdini anlatması için konuşmaktan başka nice yol vardır. Dolayısıyla hiçbir engel, kul
olarak ibadetin lezzetini tatmaya mani olamaz. Zihinsel engelliler hariç, engelli bireyler ibadetten muaf değildir. Bir diğer deyişle, kişinin bazı engellerinin bulunması, onun namaz, oruç, zekât, hac, sadaka, kurban gibi ibadetlerini terk etmesi için bir mazeret oluşturmaz. Fakat herkes gücünün yettiği kadarıyla mükelleftir. Nitekim

Kur’an’da, “Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadarını yükler.” buyrulur. (Bakara, 2/286)

Dolayısıyla engelli ve ailesi bu konuda bilinçli olmalıdır. 
Peygamber Efendimizin engelli arkadaşlarından İmrân b. Husayn’ın uzun seneler sürehastalığına rağmen ibadetlerine devam etmesi, bu hususa örnektir. Engelli hâliyle nasıl namaz kılacağını sorduğunda, Peygamberimiz (s.a.s.) ona şöyle cevap vermiştir: “(Mümkünse) ayakta kıl. Şayet buna gücün yetmiyorsa oturarak kıl. Buna da gücün yetmiyorsa yan üstü yatarak kıl.” (Buhârî, Taksîru’s-Salât, 19)

Elbette ayağı olmayan bir kimse, abdest 
alırken ayakları yıkama emrini yerine getiremeyecektir. Ancak ibadeti konusunda hassasiyet gösterip elinden gelenin en iyisini yaptığında, Kutlu Nebi’nin müjdesiyle karşılaşacaktır: Mazeretleri sebebiyle bir ibadetin bütün detaylarını yerine getiremeyen engelli bireyler, ellerinden geldiği kadarını yaptıklarında da eksiksiz ecir kazanırlar. Velhasıl, sevap engele takılmaz.