Enes Kara, pırıl pırıl bir tıp öğrencisi idi.

Ama anlaşılmamak ve hissedilmemek yüzünden yaşamına son verdi.

Çünkü baskıcı ve dayatmacı bir düzen sarmalında yaşıyordu.

Ve baskıyı gördüğü yer ise kaldığı cemaat ortamı idi.

Bir kere FETÖ deneyiminden sonra akılları başlarına gelir diye düşündük.

Lakin zamanla cemaat ve tarikatların topluma resmen salındığını görüyoruz.

Bir müsilaj gibi toplumu sarıp sarmalamaktalar.

Toplum üzerinde hakimiyet kurma peşindeler...        

Kayıtsız ve şartsız...

Bunun üzerinden güç devşiriyorlar.

Güç odağı haline gelerek de siyasete yön verme gibi bir niyetleri olduğu açık...

Yine kabak devletin başına patladığında mı aklımız başımıza gelecek?

Bunu bilemiyorum.

Gördüğüm şudur:

Bu ülkenin çocukları özgür olmak istiyor.

Tarikat ve cemaat ortamları onları kısıtlıyor ve daraltıyor.

Ailelerin bazıları kendi inançları bazıları da yokluktan dolayı çocuklarını cemaat ve tarikat gibi yapıların ellerine veriyor.

Veriyor vermesine fakat tarikat ve cemaatler risk potansiyeli olan yapılar hâline gelmiş durumda...

Bu riskin nerede ve nasıl patlak vereceği belli değil.

Bazen masum çocuklar bir cemaate bağlı yurdun yanması sonucunda hayatını kaybediyor.

Bazen pırıl pırıl gençler gördükleri baskıdan ötürü psikolojik düzlüğe çıkamayarak bir tarikat yurdunda yaşamlarına son veriyor.

Bazen de pırıl pırıl gençlerimiz tarikat yurdunda görevli bir dengesizin acımasız saldırısı ile öldürülüyor.

Bu çocuklar ve gençler ülkemizin insan kaynağı değil mi?

Daha hayatlarının baharında bir açmazın, çıkmazın ve darboğazın içinde mahkûmiyeti ve mecburiyeti yaşıyorlar.

İşte bu noktada devlet, kurumlarıyla bu problemi ortadan kaldıracak hamlelerde bulunmalı.

FETÖ gibi yumurta kapıya dayanınca mı tarikatlara karşı aslan kesilecek herkes?

Bakınız efendiler, din ve Allah kimsenin tekelinde değil.

Neyden ve nereden korkuyorsunuz?

Anlamış değilim.

Din ve inanç bireyi ilgilendirir.

Dini bireysellikten çıkarıp grupsal bir hüviyete dönüştürdüğünüz an orada çıkar grupları ve güç odakları oluşturursunuz.

Sonra güç mücadelesi başlar perde arkasında, bu güç mücadelesi arkadan göz önüne taşındığı an orada kıyamet kopar.

Alın size 17 ve 25 Aralık, 15 Temmuz dersleri...

Bir kere de kulağınıza küpe ediniz bunları.

Sonra bu güç ve çıkar odakları bir zaman sonra başınıza bela olur.

Bela olunca da aklınız başınıza gelir.

Gelin görün ki iş işten geçmiştir.

Savaş pozisyonu alırsınız daha sonra.

Cephe açarsınız.

İşte bu andan itibaren suçlu, suçsuz ayrımını da yapamazsınız.

Birçok mağdura ve mazluma gebe bir savaştır bu.

FETÖ ile girişilen savaş bu dediklerimize örnektir.

Siz, başlangıçta tedbirli olsaydınız birçok gencinizi FETÖ ağından kurtaracaktınız.

Bunu asla unutmayınız.

Ve bu şuur ile hareket ediniz.

Neyse...

Biz dönelim Enes Kara kardeşimizin çığlıklarına...

Diyor ki mealen: "Bu ortamda psikolojim altüst olmuş durumda."

Diyor ki: "Özgür değilim."

Diyor ki: "19 yaşımı hiç böyle hayal etmemiştim."

Diyor ki: "Burada namaz kılınıyor, buradaki kitaplardan okunuyor."

Daha çok şey söylüyor kardeşimiz.

Ne acı ki hayatına son verdikten sonra işitiyoruz.

Bu da bizlerin ayıbı...

Bu ülkenin gençleri canları karşılığında seslerini duyuruyorlar.

Acı ki acı...

Ağla ki ağla...

Bir genç düşünün, hayatının baharında ve bir çıkmazda...

Onu çıkmaza sokan ise özgürlüğünün elinden alınmış olması...

Kendi çizmediği rotada yaşamaya mahkum kılınmak...

Kendi çizmediği rotada -mış gibi yapmak...

Biz bence buraya daha çok odaklanmalıyız.

Çocuklarımızın özgürlük alanlarını onlara bırakmalıyız.

Bırakalım akıllarını onlar kullansınlar.

Bırakalım onlar yanlış yapsınlar, günah işlesinler.

Hepsi kendi tercihleri olsun.

Ne yazık ki Enes kendi dilediği kitabı dahi okuyamıyordu.

Ona sunulanı yapıyordu.

Bu durum onda derin yaralar açtı.

Çünkü bir insan kendi olamazsa mutsuzdur.

Yalnız baskıcı dinsel ortamlar hep bunu telkin eder.

Ve bizler gelin bu yaraları ideolojiye ve siyasete kurban etmeyelim.

Hissetmeye ve anlamaya çalışalım.

Siyaset sussun.

Hiç girmesin bu konuya.

Bir kere olsun Enes ve onun gibi gençleri anlamak ve hissetmek için...

Önce anlayalım ve hissedelim ki gençlerimizin seslerini ve çığlıklarını işittiğimizde yanımızda olsunlar.

Yani sesleri canlarına kıyılınca duyulmasın.

Bu, bence bizler için çok ağır olmalı.

Pırıl pırıl bir gencin ölümünün ağırlığı altında ezilmiyor muyuz?

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak...

Ya sorumlu ve yetkili mevkilerde olanlar...

Tarikat ve cemaatler biat kültürü ile donatılmış yerler...

Kimse kendi olamaz o atmosferde...

Herkes birbirine benzer.

Benzemeyen ise gerçekten derin yaralar açıla açıla yaşamını sürdürür.

Dayanabildiği yere kadar...

Enes buraya kadar dayanabildi.

Enes'in ruhu mutlu olsun.

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN