Okullarına yabancılaşan öğrenciler seçimlerini özgürce verebilir mi? Çevresine uyum 
sağlayabilir mi? Özgür olabilir mi? Bu köşe yazısında yabancılaşma olgusunun değişik anlamları 
öğrenci açısından ele alınıyor.
         Yabancılaşma, bir öğrencinin geleceğini kendisinin değil, dış etkenlerin, şansın ya da kurumların 
belirlenmesi olarak ele alındığında, sorunlar bir yumak halini alıyor. Özellikle meslek seçiminde 
üniversitedeki bölüm seçimlerinin ailenin ve ülkemizin sosyo ekonomik koşulları belirleyici bir role 
sahip olduğunu görüyoruz. Bu durum da  öğrenci için yabancılaşma kaynağı olabiliyor.
     Diğer taraftan,  çocukların ve gençlerin dünya olaylarının etkisi konusunda yeterli bilgiye sahip 
olmaması yabancılaşma nedeni olarak belirmektedir. Bu açıdan bakıldığında, dünya olaylarını 
anlaşılmasını sağlayacak eğitim proğramı ve öğretim yöntemlerinden yoksunuz.    
        Öğrenci açısından yaşamın anlamlı olmaması da yabancılaşma nedeni oluyor. Öğrenci açısından, 
yaşamın anlamlı olması birçok faktöre bağlıdır. Ancak bunlar içinde yaşama sevincini arttıracak sanat 
ve beden eğitimi derslerinin önemi tartışılamaz. Ancak, özellikle ilköğretim düzeyinde sınıf 
öğretmenlerce resim –iş dersi başka dersin uygulama alanıymış gibi kullanılmak isteniyor. Hatta, bazı 
ilköğretim okullarının 1. Kademe sınıflarında uygulandığına rastlanmıştır. 
      Diğer taraftan, beden eğitimi dersleri meslek liselerinde kademeli olarak kaldırılıyor.
        Üniversitelerde, iş garantisi olmayan bölümlerde okuyan öğrenciler  yaşamı anlamlı bulmayıp 
eğitim sistemine yabancılaşabiliyorlar.
        Yabancılaşma, rekabet biçiminin egemen olduğu eğitim ortamlarında da çıkabiliyor. Milyonlarca 
öğrencinin, onlarca sınava girmesi sağlanarak, bir rekabet ortamı yaratılıyor. Bu da onlar arasında 
çatışma duygusu ve dolayısıyla yabancılaşmaya neden oluyor.
      Yabancılaşmanın temel nedenlerinde biri de  öğrencinin toplumsal ilişkilerden dışlanması ve yalnız 
kalma duygusudur. Özellikle, KPSS’de başarısız olan gençler yalnız kaldığını düşünebiliyorlar. Bu 
nedenle, sosyal ilişkilere etkin katılım gösteremiyorlar. Yoğun üzüntü, öfke ve suçluluk gibi duygu 
durumlarıyla karşı karşıya geliyorlar. Bu gençler, kendi yaşamına temel oluşturacak değerleri 
oluşturmada  güçlükler yaşayabiliyor.
      Diğer taraftan, yabancılaşma öğrencinin kendi gerçekliğini kavrayamama ile de ilgilidir. Öğrencinin 
kendi gerçekliğini anlaması bilinç alanının genişlemesi ile mümkündür. Ancak, neoliberal eğitim 
proğramı, 4+4+4 eğitim yasasının gölgesi altında bunu sağlamak çok güçtür. Buna ilaveten çağdışı 
eğitim yönetimi ve öğretim yöntemleri ile bilinç alanının genişlemesi mümkün değildir.    
       Öğretme-öğrenme sürecinin ve dolayısıyla okulların etkililiği öğrencilerin bulundukları eğitim 
kurumlarına yabancılaşmamaları ile mümkündür. Yabancılaşmanın önlenmesi, yukarıda anılan 
yabancılaşmanın nedenlerinde gizlidir. Bu nedenle, Milli Eğitim Bakanlığı ve söz konusu eğitim 
örgütlerinin yöneticilerine birçok görevler düşüyor.