16.04.2019, 14:29

"EĞİTİM" Mİ "ÖĞÜTÜM" MÜ?

Yarınlara dair umutlarımız var hepimizin ve bu umutların yeşermesini bekliyoruz. Ancak umudun yeşermesi için gerekli zaman ve zeminin ortaya çıkması adına çabamız eksik ve niyetlerimizde de “ihlas” yok maalesef. 

Bu yazımı “nedensellik” üzerine inşa ederek, aslında Farsça’dan dilimize gelen ve kelime anlamı “hazine” olan genç ve gençliğin mevcut durumu üzerinde ilerletmek istiyorum. 
Zira kim ne derse desin manzara gerçekten ürkütücü. Özellikle gençlerle hemdem oldukça bu coğrafyada yaşayan genç kuşağın değerlerimize, medeniyet birikimimize aidiyet bilincini hızla yitirdiğini içiniz ezilerek görüyorsunuz. 

Peki suçlu kim?
Elbette ki, onların sorularına cevap veremeyen, sorunlarına nüfuz edemeyen, buna rağmen onları kendi istediğimiz gibi eğitmeye çalışan biz yetişkinlerin!
Yani?
Evet, sorunun ana kaynağı eğitim sistemimiz. Zira mevcut eğitim sistemimiz gençliğin maruz kaldığı saldırılara cevap veremez durumda. 
“Saldırı” deyince gözle görülebilir bir saldırıdan söz etmiyorum.
Çünkü bu saldırılar zihni ve kültürel saldırılar. 
Amacından sıyrılarak gelişen eğitim sistemi, kültür dünyası, medya, düşünce dünyası ve sanata bakış açısı adeta el ele vererek onları işgal altına almış ve onların hayal dünyasını topyekûn katlediyor.

Peki biz bu tabloya karşılık ne yapıyoruz?
Eliyoruz! 
Adını hemen her yıl değiştirdiğimiz bir eleği alıyor; kurduğumuz sınav sistemiyle sözüm ona başarılarını ölçüyor; iyiyle kötüyü, zeki ile aptalı, çalışkan ile tembeli ayrıştırıyoruz(!). 
Ölçümüz ne?
Akademik başarı!
Çünkü okula gönderdiğimiz her gencin avukat, doktor, hakim, savcı, bürokrat olmasını istiyor; “hiçbirşey olamazsan bari git öğretmen ol” diyoruz!
Bu kriterlerin dışında kalan meslek liselerindeki gençlerle görüşün, onlardaki “öğrenilmiş çaresizliği” görün, ne demek istediğimi anlarsınız.
Gençlerin kurduğu cümleler ortak;
“Fen lisesini kazanamadım, Anadolu Lisesini kazanamadım, İmam Hatip lisesine gitmek istemedim, annem veya babam bari git bir lise mezunu ol dedi.”
Gencimiz en fazla 18 yaşında.
Yani hayatının daha başında. 
Verdiğimiz mesaj ne;
“Sen bir işe yaramazsın”
Neden?
Çünkü benim istediğim okulu kazanamadın!
Bugünkü tablo bu değil mi?

Oysa ki…
İdeal bir eğitim sistemi öğrenciyi eleme işine girişmez, girişmemeli de.
Ne yapar? 
Onların ilgi, istidat ve kabiliyetlerini keşfederek bir üst seviyeye çıkarır. 
Yani?
Balığa uç demez. 
Attan yumurta yapmasını istemez. 
Kuştan yüzmesini istemez. 
Dolayısıyla farklı mizaç ve yetenekteki öğrencileri aynı sorulardan sınav yapıp öğrencilerin bir kısmını “başarısız” ilan eden bir sistem eğitimi “anlayamamış” demektir. Bu tespitlerden hareketle baktığımızda da kim ne derse desin elenen öğrenciler değil sistemin kendisidir.
Hiç kimse beynine bilgi depolamakla; Türkçe, Matematik, fizik, kimya olimpiyatlarında birinci olmakla eğitim sisteminin kalitesini anlatmaya çalışmasın.15 Temmuz’daki makus olayın başrolünde sistemin sınavlarında derece alanlar olduğu unutulmamalıdır.Tankların altına yatıp canını hiçe sayanlar elenen, sistem tarafından “başarısız” damgası vurulan, ötekileştirilenler idi. Ülkeyi uçurumun kenarından eğitim sisteminin “sistem dışına” ittiği bu fertler kurtardı.

Ne mi anlatıyorum?
İçinde yaşadığımız dünyada başdöndürücü gelişmelerle hızla gelişen teknoloji karşısında, yukarda sözünü ettiğim zihni ve kültürel saldırıları da hesaba katarak, kalplerini bir tarafa bırakıp sadece beyinlerine yönelerek orayı doldurmaya çalışırsak bu kuru bilgi sadece birer mankurt (bilinçli köle) yetiştirmekten başka bir işe yaramaz.

Çünkü, ideal eğitimin yolu kuru bilgiden değil gönülden geçer.
Yanisi eğitimde çocuğun, gencin yüreğine ne kadar dokunduğunuz önemli.
Geçen yıl yaptığımız ve bu yıl devam ettirdiğimiz yurt turnesinde açıkça gördük;
Gençlerimiz daha “kendilerinden” bir dil arıyor. 
Onları kalplerinden yakalayacak, nasihatlerin hayatlarına yansımasını sağlayacak, durumlarını küçümsemeyen, aksine anlayan ve içlerini gören dupduru bir dil arıyor.

Üst perdeden nasihat buyuran üsluplar, gençleri hiçbir şekilde etkilemiyor. 
Zira kendilerinin sansürsüzce ve en önemlisi yargılanmaksızın anlaşılmasını ve gündemlerinin yakalanmasını istiyorlar. Konuşan kişinin kullandığı “biz”li üslup, fena halde itici geliyor; dinleyen gençleri mevzu ne kadar sıcak olursa olsun boğuyor.
Konuşmacının “tehdit içerikli” ağır bir din dili kullanması yerine, İslami örneklerin içine yedirildiği güncel ve neşeli örneklerle bezeli, daha aktüel bir tarzı tercih ediyorlar. Asla uygulanmayacak uzak ve afaki idealler yerine yakın ve mümkün hedefler gençlerimize daha çok tesir ediyor. Kişisel tecrübelerle süslenen ve yer yer özeleştiri de içeren üslup gençlerimizde daha kalıcı oluyor.
Sadece ‘başkalarının’ kusursuz, mükemmel ve örnek hayatlarının anlatıldığı, insanlara kusursuzluğu ve mükemmelliği dayatan teorik konuşmalar birkaç dakikadan sonra dinleyiciye bir şey söylemez oluyor. Teknolojinin önümüze serdiği sınırsız imkanları da düşündüğümüzde bu ilkeleri benimsemiş samimi ve bilge üsluplara ihtiyacımız var.

Kabul etmeliyiz artık. 
Gençlerimizin artık eski, kalın kitapları karıştırıp kafa yoracak ne vakitleri var ne de istekleri. İslam’ın ilke ve güzelliklerini tahrif etmeden ama muhatabı taltif ederek sunmamız gerekiyor.

Yanisi suçlu biziz onlar değil!
Bilgi deposu beyinler, sınav kazanan çanta hamalları, tıkanmış eğitim sistemine kendini tıpa olarak görev addeden ebeveynler olarak her anne babanın elinde zeka ölçüm formları; gözleri hırs, çocuk büyütme enerjilerini ihtiras kaplamış.
Günümüzde de eskiden olduğu gibi bir kısım anne baba maalesef çocuklarını, kendi yetersizliklerini “tatmin memuru” olarak görüyor. 

Farkında mısınız bilmiyorum!
İnsanlar yavaş yavaş kendi belirledikleri başarı yolcuğunda, yine kendi yaptıkları her aşırılığı kurallaştırınca, yeni bir ahlak anlayışı patladı toplumda: 
Narsizm. 
Yani "büyüklenme" hastalığı.
Bu kişiler kendilerini o kadar yüksekte ve büyük olarak görürler ki; kimsenin onları eleştiremeyeceğine inanırlar. Öyle haklı gerekçeleri vardır ki biraz düşününce; anne hiç eleştirmemiş, baba çocuğundan bir bardak su dahi istememiş. ama evlatlarının her eleştirisinde evladın tanımına göre kendilerini değiştirmiş, evladın her isteğini emir olarak görüp yerine getirmiş. 
Küçücük evlat bir rehbere ihtiyaç duyarken, rehberlik yapacak anne ve babanın kendine teslim olduğunu görünce, yürüyen çılgın ego haline dönüşmüş…
Bu çocukların beyinleri büyüklenmeyecek kadar masum kalabilir mi?

Sonuç?
Fen lisesini, Anadolu lisesini, bilmem ne kolejini birincilikle kazandığı halde eline tutuşturduğunuz faturayı dahi yatıramayan bir nesil var ortada!
Neden mi böyle oluyor? 
Çünkü kişiliğimiz üzerindeki gedikler edep ile değil, hırsımız ile kapandıkça ihtiras canavarı bir kuşku yüklüyor zihinlere; 
“Gediklerimle birlikte fark edilirsem…” 
Bütün amaç kendimizi saklamak, hem de en derinlerde…
Üzeri; bilgi, başarı, elde edilecek makam ve para ile kapalı. 
Korkunç bir ifade olacak belki ama kendi iç dünyamız ile yüzleşip kendi halimizle barışmak bu kadar korkunç olduysa, tövbe eden,hatalarının farkına varıp pişmanlık duyan kişi sayımız ne de çok azalmış demek değil mi bu? Her tövbe veya pişmanlık; merkezinde kişinin kendini tüm eksiklikleri ile kabul edip yüzleşmesi, ardından itiraf etmesi ile başlamıyor muydu? 
Biz çocuklarımıza “yakışıklı, güzel, zeki, güçlü” gibi kavramlar dünyasında yaldızlı bir yalancı yaşam sunarsak, gerçekleri fark ettiğinde ilk terk edeceği liman kendisi olmayacak mı? 
Kişiselliğini olduğu gibi kabul onayı, değişim ve gelişim sürecinin birinci basamağı değil mi? 
Kişiselliğini kabul, kişiliğinin farkında olmakla başlamıyor mu?

Peki…
Kişiliğini fark edecek zaman verdik mi çocuklarımıza? 
Ne olur boş bir vaktinizde dolaşın okulları.
Ne kendilerini ifade edecek kelime birikimi var, ne duygularını tanımlayacak refleksleri. Sorarsanız birkaç test sorusu ya da klasik hemen döktürüveriyor ezbere biriktirdiklerini.

Yapmak zorundalar çünkü! 
Karşılaştırma baskısı yememek için; ebeveynleri tarafından dışlanmamak için, arkadaşları arasında yetersiz olmamak için, bilmediği zaman sınıfta tembeller grubuna girmemek için…Ama dikkat edin başaramadığında duygusal anlamda terk ediyorlar; önce kendilerini, ardından ebeveynlerini, sonra sosyal yaşamını ve en sonunda okulunu...
Oysa…
Eğitim sistemi; zeka yaşı kaç olursa olsun tüm öğrencileri bir anne şefkatiyle kucaklayarak hayata kazandırmak, topluma faydalı bir fert olarak yetiştirmekle mükelleftir. 

Farkında olalım artık!
Daha düne kadar mutlu, huzurlu, paylaşımcı insanlar toplumu iken çok özendiğimiz ve her birinden azar azar aldığımız “batı eğitim sistemi” ile, yaşantımız ne yazık ki yaşanılamaz bir hale dönüşüyor.Batının kendini yok etme serüvenini hiçe sayarak aynı akıbeti bir gelişmişlik karinesi olarak gören, çok bilen “cahiller” topluluğuna; aşksız, sevgisiz, edep ve hâyâ yoksunu insan sürüsüne dönüşüverdik.
Oysa dün böyle miydi bu coğrafya?
Ekmeğini, aşını ve sevgisini beklentisiz paylaşan o güzelim insanlar nerede? Sade, gösterişsiz, değerleri iliklerine kadar içselleştirmiş buram buram huzur kokan toplumun fertleri nereye kayboldu?İnsanı eşyalaştıran ve köleleştiren eğitim sistemi insana mutluluk getirmediği gibi dünyayı da yaşanılamaz bir hale getirmedi mi?
Bize ifsada meyilli değil bin yıl boyunca dünyaya hükmeden ıslaha meyilli bir eğitim sistemi lazım. Binalar yükselirken insanların cüceleştiği, insani değerlerin o yükseklikle beraber eridiği bir ortamda hiçbir derinliği olmayan boyutsuz bir nesil yetişiyor. 

Çözüm?
Edebi eşyadan önce öğretecek, sevgi ve saygıyı sayısal bir değer olarak değil insanın bir parçası olarak görecek, her öğrenciyi kendi ilgi, istidat ve kabiliyetine göre yönlendirecek, insanları kategorize etmeden her kesime eşit bir fırsat sunacak, kelime anlamı itibariyle“hazine” olan genç kavramının karşılığıyla eşdeğer; onları birer hazine olarak gören bir eğitim sistemi kurulacak.
 Unutmayın!
“İblis de âlimdi. Çoğu kula nasip edilenden fazlasını biliyordu ama idraksizdi.”
Yorumlar (3)
Orhan Ak 2 yıl önce
Zorunku Eğitim kaklmali. TFF her kulubu Fnerbahce yapmaya çalışmıyor. Ama MEB her öğrenciyi muhendis doktor yapmak istiyor.
Özgür 2 yıl önce
Maalesef bu feryatlar Meb e ulaşmıyor. Şimdi her şey reklam amacıyla "proje" kelimedi ile pazarlanıyor
selim 2 yıl önce
upuzun yazmışsın ama sıkıntının ana kaynağı : DİSİPLİN...
12
parçalı bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 32 70
2. Fenerbahçe 33 66
3. Galatasaray 32 62
4. Trabzonspor 33 58
5. Alanyaspor 33 52
6. Gaziantep FK 32 50
7. Hatayspor 32 49
8. Karagümrük 33 49
9. Sivasspor 32 47
10. Göztepe 33 46
11. Antalyaspor 33 42
12. Konyaspor 32 40
13. Ankaragücü 32 36
14. Rizespor 32 36
15. Kasımpaşa 33 36
16. Malatyaspor 32 34
17. Başakşehir 32 33
18. Kayserispor 32 33
19. Gençlerbirliği 32 31
20. Erzurumspor 33 28
21. Denizlispor 32 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 30 63
2. Adana Demirspor 30 58
3. Samsunspor 30 58
4. Altay 30 54
5. İstanbulspor 30 54
6. Altınordu 30 52
7. Ankara Keçiörengücü 30 49
8. Ümraniye 30 44
9. Tuzlaspor 30 44
10. Bursaspor 30 43
11. Bandırmaspor 30 39
12. Boluspor 30 35
13. Adanaspor 30 34
14. Balıkesirspor 30 32
15. Menemenspor 30 31
16. Akhisar Bld.Spor 30 25
17. Ankaraspor 30 23
18. Eskişehirspor 30 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 31 63
3. Leicester City 31 56
4. West Ham 31 55
5. Chelsea 31 54
6. Liverpool 31 52
7. Tottenham 31 49
8. Everton 30 48
9. Arsenal 31 45
10. Leeds United 31 45
11. Aston Villa 30 44
12. Wolverhampton 31 38
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 31 36
15. Brighton 31 33
16. Burnley 31 33
17. Newcastle 31 32
18. Fulham 32 26
19. West Bromwich 31 24
20. Sheffield United 31 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 30 67
2. Real Madrid 30 66
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 30 61
5. Real Sociedad 30 47
6. Real Betis 30 47
7. Villarreal 30 46
8. Granada 30 39
9. Levante 30 38
10. Celta de Vigo 30 37
11. Athletic Bilbao 30 37
12. Cádiz 30 35
13. Valencia 30 34
14. Osasuna 30 34
15. Getafe 30 30
16. Huesca 30 27
17. Real Valladolid 30 27
18. Elche 30 26
19. Deportivo Alaves 30 24
20. Eibar 30 23