Değişim Hareketi Sözcüsü Yıldırım Demirci, Ali YALÇIN’a ve Eğitim-Bir-Sen üyelerine çağrıda bulundu…

Değerli Eğitim-Bir-Sen Üyeleri,
16 Şubat 2019 tarihinde Eğitim-Bir-Sen Tüzüğünün 58. maddesi yeniden düzenlenerek; sendikacı maaşları ile temsil edilen kitlenin maaşları arasında açılan fark daha da açıldı. Bizzat Genel Başkan Ali YALÇIN’ın yürüttüğü süreçte MEMURSEN’e bağlı diğer sendikalarda da eşgüdümü sağlama adına üye sayısına bakılmaksızın profesyonel sendikacı maaşları yukarı çekildi. Rahmetli Mehmet Akif İnan tarafından kurulan Eğitim-Bir-Sen ve MEMURSEN “Güçlüyü haklı değil, haklıyı güçlü kılmak.” düsturuyla yola çıkmış; eşit işe eşit ücret, adil paylaşım söylemleriyle iddiasını sürdürmüştü.
Mehmet Akif İNAN sendikanın bütçesini beytülmâl gibi gördü. Çoğu giderini kendi cebinden ödedi. Ahmet GÜNDOĞDU zamanında da profesyonellik vardı. Ama o da aldığının çoğunu burs olarak ümmetin çocuklarına geri verdi.
16 Şubat 2019 tarihi öncesinde de Eğitim-Bir-Sen’de profesyonellik vardı. Profesyonel sendikacılar, o dönemde de temsil edilen kitleden daha fazla ücret alıyorlardı. O yüzden yeniden bir düzenleme yapılarak maaş farkının açılması; ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar içerisinde gereksiz ve yanlış bulunsa da sonuçta Ali YALÇIN döneminde, kavruk Anadolu delikanlıları siyaset, bürokrasi, şöhret, makam aracı, para ve plazalardaki sendika binalarının; neredeyse kimi devlet başkanlarını kıskandıran makam odalarıyla tanışıyorlardı.
Ortaya çıkan tablo, zihinlerde 1970’lerde köyünden Almanya’ya gidince bir anda parayla, teknolojiyle, “adına medeniyet dedikleri” imkânlarla buluşan Almancıların, o dönemki trajikomik durumunu andırıyordu. Profesyonel olan başkanların duruşu, giyinişi, bakışı değişiyordu. Artık gözümüzün içine değil müfettiş bakışı denilen bakışla, kaşımızın üstüne bakmaya başlamışlardı. Bakışları bakışlarımızın üzerindeydi artık... Devam eden süreçte profesyonel sendikacılığın bir zenginleşme alanına ve rant kapısına; devlet kademelerindeki kadro artışına paralel büyüyen sendikanın da artan üye sayısıyla kitleden de kütleye dönüşmeye başladığı iddiaları gündeme düşüyordu.
Geçtiğimiz günlerde maaş bordrosunu açıklayarak bir öğretmen maaşı kadar maaş aldığını açıklayan Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Yöneticisi Zengin, Üyesi Yoksul Sendika Olmayacağız “açıklamasıyla adeta: “Müdürlükler sizin oldu. Boş geçen Ahlak dersine de biz giriyoruz.” Mesajı veriyordu. Değerler boyutunda eleştirilen sol sendikalar; içinden çıktığı sınıfla hemhal olma ve onlarla aynı acıyı paylaşma, aynı şartlarda yaşama konusunda erdemlilik örnekliği sergiler duruma geliyordu.
Ardından davanın selameti için; sendikanın yönetim kademelerinde aynı pozisyonda en fazla üç dönem (12 yıl) görev alma süre sınırlamasını içeren Tüzüğün 33. maddesi 12 Haziran 2022 tarihinde başta İstanbul’daki bazı şube başkanlarının olağanüstü gayretleri neticesinde kaldırılarak Talat Yavuz’un 20 Haziran 2022 tarihli yazısında belirttiği üzere; mevcut sendika başkanlarının üç dönem değil her dönem başkan olmanın yolu açılıyordu. Dava için bu olmazsa olmaz bir gereklilikti çünkü…
Sivas’taki Öze Dönüş Hareketinin seçim çalışmaları:” Çalışmalara erken başlandığı! Gerekçesi ile Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ramazan ÇAKIRCI’nın müdahalesine maruz kalıyordu. Aynı Ramazan ÇAKIRCI, henüz öğretmenler, Bismillah! Diyerek ders başı bile yapamadan delege başvurularını bitiren seçim takvimiyle, üyenin iradesinden ne derece korkulduğunun da bir resmi olan seçim süreci başlatıldı. Yüz binlerce üyeyi sadece aidat ödeyen ve kelle sayısı değerinde gören bir anlayıştan daha fazla ne beklenebilirdi. Seçim onlar için formaliteden ibaret yeter ki, onların sendikal saltanatlıkları ebed müddet devam etsin.
Değişim Hareketi olarak; Ramazan ÇAKIRCI’nın 4 dönemdir görev yaptığı Genel Merkezde artık miadının dolduğunu ve 5. Dönem seçilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Ramazan ÇAKIRCI, bu sendikaya verebileceği ne varsa vermiştir. Adeta sendikanın tapusunu kendisine takdim edecek olan 5. Dönem görev almasına şiddetle karşıyız.
Mustafa Yıldırım, 14 Eylül 2022 tarihinde sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Dalga dalga büyüyen "Öze Dönüş Hareketi" Sivas'ta büyük bir değişimin, dönüşümün habercisidir, müjdesini veriyordu.
Mehmet Akif İnan’ın memleketi Şanlıurfa’dan Eğitim-Bir-Sen Değişim Hareketi Sözcüsü Osman Yavuz, 07 Eylül 2022 tarihinde gazetecilere yaptığı açıklamada: Bizler, Eğitim-Bir-Sen’in kurucu değerlerine bağlı, ilkeli sendikacılık anlayışına, hakkaniyete, emeğe, liyakate, samimiyete ve kutlu bir davaya inanmış bir grup eğitimci olarak üyelerimizin, ortak iradesi ve beklentisi ile Değişim ve Yenilenme Hareketi olarak yola çıktık.Eğitim camiamız; aday öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen gibi sınıflandırmalarla kariyer basamağı adı altında itibar kaybına uğratılmaktadır. Ağır ekonomik koşullarda memur maaşı, enflasyon karşısında erimektedir. Öğretmen odaları sahipsiz bırakılmış durumdadır. Bir türlü sağlanamayan mali şeffaflık, zamanla sendika yönetimine olan güveni de ortadan kaldırmış ve aciz bir yönetim beraberinde artık hepimiz için bir Değişim ve Yenilenme ihtiyacı doğurmuştur, diyordu.
İstanbul 2 Nolu şubede Mahmut Akay, 15 Eylül 2022 tarihinde sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “İç çekişmelerle kaybedecek kardeşimiz de vaktimiz de yok. Zaten birbirimizi kıracak kadar çok da değiliz. Huzuru, kardeşlik iklimini, karşılıklı sevgi ve saygıyı yeniden inşa edeceğiz” sözleriyle seçim çalışmalarına başladığını belirtirken;
İstanbul 1 Nolu Şubeye bağlı Başakşehir’de Tuncay İncebacak, 17 Eylül 2022 tarihinde sosyal medyada yaptığı açıklamada; “Başakşehir için vefa Vakti! Hakkı savunan, haklının yanında duran, özgür iradeye saygı duyan, hakikati şiar edinen dostlar, Merhum Akif İnan ve yol arkadaşlarının temelini attığı bu kutlu hareketin yeniden inşası için, "atanmışlara" ve iradene ipotek koyanlara, dur deme zamanı...” diyerek seçim çalışmalarına başladığını belirtiyor, uğradığı haksızlık ve vefasızlığa isyan ediyordu.
Eğitim-Bir-Sen Diyarbakır 1 Nolu Şube Başkanlığı seçiminde mevcut yönetim karşısına beyaz liste ile çıkan Mansur Kendal ve listesinden başvuru yapan delege adayları; çekilmedikleri takdirde bedel ödeyecekleri! Tehditlerinin ailelerine kadar devam ettiğini öne sürerek; sendikamızın ilke ve değerlerine yakışmayan bu tehditler, baskılar, dayatmalar, yıldırmalar, iftiralar ve haksız ithamlar karşısında Genel Başkan ve Genel Merkezin sessiz kalması karşısında, her bireyin özgür iradesinin kutsallığı ve eşit şartlar altında demokratik yarış imkânının ortadan kalkması nedeniyle seçimlerden çekilmek zorunda kaldıklarını 15 Eylül 2022 tarihinde kamuoyuna duyuruyordu.
Ali YALÇIN’ın veliaht koltuğunda oturan Eğitim-Bir-Sen İstanbul 4 Nolu Şube Başkanı Talat Yavuz, yazılarında; özgürlük, farklı düşüncelere tahammül, hoşgörü, insan hak ve hürriyeti gibi kulağa hoş gelen sözcükleri dilinde pelesenk ederken uygulamada Diyarbakır’daki iddiaları gölgede bırakıyordu.
Talat Yavuz, 13.06.2022 tarihinde; gündemdeki konuları, geniş katılımlı ve dostane ortamda müzakere çağrımıza olumsuz cevap veriyordu. Talat Yavuz’un farklı düşüncelere tahammülünün olmadığı; seçim çalışmalarımızı demokratik, adil ve eşit şartlarda yürütebilmemiz için 04.07.2022 tarihli dilekçemiz ile üye listelerini talep etmemize verdiği ret cevabı ile ortaya koyuyordu. Bu durumda, seçimlerde adil ve eşit şartlardan bahsedilebilinir mi? Adeta seçimleri usul ve esaslara uygun yaptırmamak için hazırlanmış izlenimi doğuran seçim takviminde, delege başvuru süresinin seminer dönemine getirilmesi nedeniyle; öğretmenlerin, kurul toplantıları, zümre toplantıları ve seminer çalışmaları görevlerini yapmaları ve yarım gün okulda bulunmalarından dolayı fiilen başvurular yerine getirilememiş, sendikal çalışma yapılamamıştır. Sendikal mücadelenin adil ve eşit şartlarda yapılmasına müsaade edilmemiştir.
Oluşturulan korku ikliminde; üyelerin, bağımsız delege adaylarının “Başımıza bir şey gelir mi?” korkusu muhaliflerin en büyük handikabı olmuştur. Şubeye müracaat eden delege adayına, İstanbul’da bir şube başkanı: “Bir okulda ancak bir kişi delegeliğe başvurabilir.” deme yüzsüzlüğünü sergilemekten çekinmemiştir.
Bu ülkede Cumhurbaşkanı tüm vatandaşların oyları ile seçilirken, sivil toplum örgütlerinin başkanları niçin sadece delege oyu ile seçilmektedir? 429.792 üyesi bulunan Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanını, üyelerin on binde sekizine tekabül eden sadece 362 üyenin oyları belirlemektedir. Başta sendikalar olmak üzere sivil toplum örgütlerini çıkarcı ve menfaatçilerin hegemonyalarından kurtarmanın yegâne yolu delegeli seçim sistemini sonlandırarak, tüm üyelerin katılımlarıyla yönetimin seçildiği tek dereceli seçim sistemini uygulamaktan geçmektedir. Bu bağlamda 4688 salıyı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunun 9. maddesi yeniden düzenlenmelidir. Umarız ki, kanun koyucular sesimize kulak verirler de bu yönde bir düzenleme yapmak suretiyle sivil toplum örgütleri, birilerinin çıkar ve menfaatlerinin oyun sahası olmaktan kurtarırlar. Böylece, gerçek manada sivil toplum örgütlerinin amaçlarına uygun hizmet edecek yeni heyecanı ve coşkusu olan kadroların da önü açılmış olur.
Değişim Hareketi bölgesel bir hareket olmayıp, tüm Türkiye’ye hitap eden bir harekettir. Tek amacı, sendikamızı dün olduğu gibi ilke ve değerleriyle tekrar buluşturmaktır. Bu hareket, Ali YALÇIN yönetimindeki sendikanın; sendikacıların zenginleşme aracı olmasından, sendikal saltanattan, sendikanın bir avuç azınlığın menfaat ve ikbal aracı olmasından çıkarılana kadar mücadeleye devam edecektir. Kaybetme korkusunu bertaraf için sendikanın ilke ve değerlerimi bertaraftan kaçınmayan Genel Başkan ve izinden giden Şube Başkanlarına boyun eğmeyeceğiz. Gitmenin finansal maliyetini yaşamak istemeyenler, kalmanın ahlaki maliyetini büyütenlerdir. Bu deveyi gütmeyeceğiz, bu diyardan da gitmeyeceğiz. Deve de bizim, diyar da bizim. Bu bina bizim, bu çatı bizim… Yolcular gelir geçer, han bizim… Biz, bu teşkilata yıllarını vermiş üyeleriyiz. En az Ali YALÇIN kadar bu sendikada hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Kimse bu teşkilatın çocuklarına toplum mühendisi, Olimpos’un çocuğu, Hira’nın çocuğu muamelesi yapmaya da kalkmasın.
Diyarbakır’a selam olsun, Şanlıurfa’ya selam olsun, Sivas’a selam olsun, Malatya’ya selam olsun, Elazığ’a selam olsun, Adana’ya selam olsun, Kayseri’ye selam olsun, Ankara’ya selam olsun, İstanbul’a selam olsun… Velhasıl güzel ülkemizin tüm güzel şehirlerine selam olsun. Ekmeğini alın teri ile kazanan tüm kamu emekçilerine selam olsun. Emekçinin alın teri üzerine kurulan şatafatlı ve konforlu sendikal saltanat sona erinceye kadar mücadele veren tüm kamu emekçilerine selam olsun.
Celal DEMİRCİ’nin 29.08.2022 tarihli Ali YALÇIN’a: “Siz Kazandıkça, Biz Kaybediyoruz Sayın Başkanım!” başlıklı yazısında da vurguladığı üzere, Ali YALÇIN’ın Genel Başkan olduğu 2015 yılından bugüne kamu emekçileri, memurlar olarak biz hep kaybettik. Ağustos ayı yoksulluk sınırı 22.000 TL iken; birinci derecenin dördüncü kademesindeki bir öğretmenin maaşı, yoksulluk sınırının yarısı olan 11.000 TL civarındadır.
Ali YALÇIN, bugüne kadar öğretmene, memura ne verebildi ki bugünden sonra da versin… Geçen 4 toplu sözleşmenin sonucu ortada. Halep ordaysa arşın burada… Değişim Hareketi olarak, Ali YALÇIN ile yol yürümeye ant içmiş delegeler ve şube başkan adaylarını asla desteklemeyeceğimizi buradan kamuoyuna deklare ediyoruz.
Çünkü, sorun sadece aldıkları maaşda da değil. Sorun sendikacılık yap(a)mamalarında. Bu sendika birilerine siyasi ve bürokratik kariyer basamağı olsun diye kurulmadı. Sözlerimizin, iddialarımızın doğruluğuna Genel Kurulda şahitlik edeceksiniz. İlk dönemin sonunda gelinen nokta, Akif İnan’ı kuruluş değerleriyle birlikte vakıf öznesine, Gündoğdu’yu ise tesis binasına ismi verilmek suretiyle vefa gösterilen geçmiş dönem objesine dönüştüren, tamahkâr tekelci sendikacı tavır hem rahatsız edici bir tutumdur.
2018 Şubat’ında MEMUR SEN’in tarihçe sayfasından silinen kısmı ve o sayfayı neden sildiğinizi açıklayın Sayın Genel Başkan. Açıklayın ki Akif İNAN çizgisine ve sendikanın kuruluş ilkelerine bağlılığınız ortaya çıksın.
Sayın Genel Başkan Küçükçekmece’deki toplantıda kürsüden: “O, kendi sendikasını eleştirenler var ya! İşte onlar, hiçbir şey yapamayacaklar… Onlar, ancak başkasının ekmeğine yağ sürüyorlar.” şeklinde bir serzenişte bulunmuş.
Sayın Başkanım kısmen haklısınız; sizin Genel Başkan olduğunuz 2015’den bugüne ne yağımız kaldı ne de yağımızı süreceğimiz bir ekmeğimiz. Ama Allah şahittir başkasının ekmeğinde de yağında da gözümüz olmadı.

Eğer olduysa da:2019 yılında Avrupa'da en iyi Türk Şiiri ödülünü alan Şair Deniz İnan'ın "Karşı Evin Annesi" isimli şiirinin dizelerinde:
“Sen iki ters bir düz,
Kırgınlıklar örerken beş numara şişle,
Yumuşacık kakaolu kekler yapardı,
Karşı evin annesi
İmrenirdim...
Mutfağındaki eksik malzemeden bihaber,
Tepeleme dolu kızgınlıklar yüklerdim dişlerimin arasına,
Bilmezdim Anne.
Karşı evin babasında bitermiş iş,
Bunu görmezdim.” Dediği gibi, İş evin babasında bitiyordu.
Siz, 1 Milyon memur adına oturduğunuz masada ekmek aldınız da biz mi nankörlük ettik Allah aşkına…

Leonard Cohen ünlü Everybody Knows (Herkes Biliyor) şarkısında ne diyordu:
Herkes biliyor, zarların hileli olduğunu,
Herkes parmaklarını çapraz yapar yuvarlarken,
Herkes biliyor, savaşın bittiğini,
Herkes biliyor, iyi adamların kaybettiğini,
Herkes biliyor, dövüşün hileli olduğunu,
Fakirler fakir kalır, zenginler zenginleşir.
Hep böyle gider,
Herkes biliyor…

EROL BATTAL’A AÇIK MEKTUP EROL BATTAL’A AÇIK MEKTUP

İstifalar artınca; siz eylemler yapın il müdürlükleri önünde, sloganlar atın şube ve ilçe yönetimlerinden oluşan yüz kişiyle, biraz ondan biraz da bundan bahsedin açıklamanızda… Günah savın böylece… Dostlar eylemde görsün…

Bazen kaybetmek de bir onurdur… Varsın kaybedenlerden olalım… Yeter ki kirlenmeyelim…

Kamuoyuna Saygılarımızla,
Yıldırım DEMİRCİ
Değişim Hareketi Sözcüsü