Size bir olay anlatacağım.

İçinde komedi de var.

Acı da var.

İçinde çelişkiler de var.

Tutarlılık da var.

Bunlara siz karar verin.

Sarkaç gibi bir o yana bir bu yana savuracak sizi.

O zaman azıcık öteye doğru savulun da anlatayım.

Yıllar yıllar önce başörtülü kızlar devletin kurumlarına başörtülerinden dolayı alınmıyormuş.

Laikliğe ters diye...

Bunu da ideolojik haz peşinde koşan bir grup asker yapıyormuş.

Bu askeri şüreka, halk ve siyaset üzerinde kurdukları korku iklimiyle ve her alandaki oportünist yandaşlarıyla da bunun ne denli anlamlı ve laikliğe uygun bir tutum olduğunu anlatıyorlarmış.

Kendi hezeyanlarını güç ellerinde olduğu için aklımızla dalga geçe geçe akılcı ve bilimsel bir temele dayandırıyorlarmış. Millet de ne yapsın, Kenan Evren’e yaptığı gibi, -mış gibi yapıp kafa sallayarak vaziyeti ve durumu idare ediyorlarmış.

Bir Allah’ın kulu da çıkıp şöyle okkalı bir şekilde itiraz edemiyormuş.

Tırsıyormuş.

Eee, genlerimize işlemiş tırsmak...

Resmen anadan ve babadan miras gibi...

Herkes haksızlığa ayak diremek yerine ayak uyduruyormuş böylece.

Neyse gel zaman git zaman siyasi iklim, halk algısı vs. her şey normale dönünce insanların kılık kıyafetlerinden ötürü devlet dairelerine ve üniversitelere alınmamaları zamanla anlamsız ve gereksiz görülmüş.

Bir de bakmışsınız ki devlet dairelerine ve üniversitelere alınmayan ve kurumların kapı önlerinde bekletilen başörtülü insanlar, üniversitelere alınmış; memur olmuş; öğretmen olmuş; akademisyen olmuş; hatta rektör olmuş; hakim, savcı, polis, asker, kaymakam, bakan bile olmuş.

Bir dönem devlet kurumlarını ve üniversiteleri bırakın rütbeli bir askerin yanına dahi yaklaşamayan bu insanlara devlet bütün kapılarını açıp buyur etmiş.

Lakin bir sorun bitmiş, açgözlülüğün ve adil olamayışın sonucu olarak başka bir sorun kafasını göstermiş.

Şöyle ki:

Gelin görün ki bu güzelliği, bu iyiliği yapan insanlar, üniversitelerine girip eylem yapmak isteyen Boğaziçili öğrencilerin üniversite kapılarını kelepçelemişler.

Gelin görün ki bu güzelliği, bu iyiliği yapan insanlar, TÜİK kapısına milyonların temsilcisi olarak giden ana muhalefet liderinin yüzüne o kapıyı kapatmış.

Gelin görün ki bu güzelliği, bu iyiliği yapan insanlar, mülakat puanları ile ilgili torpil iddialarına karşı MEB kapısına dayanan ana muhalefet liderine o kapıyı asma kilit ile kilitleyerek tarihe geçecek en kötü görüntüyü vermiş.

Vay be, bir dönem üniversitelere ve devlet kurumlarına alınmayan başörtülü kızların uğradığı haksızlıklara karşı kapı önlerinde eylem yapanlar, halihazırda haksızlıklara karşı çıkanları devlet kurumlarına almamak için kapıları kilitliyorlar.

Sözüm ona açıklamalarında kılı kırk yarıyorlar.

Efendiler, nasıl ki bir dönem birilerinin tepeden baktığı başörtülüler bakan seviyesine kadar yükseldi.

Şu anda da ideolojik ve birtakım hazlarınız için tepeden baktığınız insanlar başörtülüler ile beraber devlet kurumlarında tepeden tırnağa yerlerini alacaklar.

Bunu unutmayın, bu olacak.

Bu yazıyı da dilerseniz saklayınız.

O gün gelip çattığında Orhan Veli’nin şiirinde dediği gibi sakın şaşırmayın.

‘‘2023’e doğru

Başörtülüler ile birlikte onların mazlum dostlarını göreceksiniz

Sakın şaşırmayın’’ (Uyarlama)

Bitirirken yazıyı başka bir mahale çevireceğim.

KPSS ve alan bilgisi müfredatını öyle çığrından çıkararak işi incik boncuğa varıncaya kadar kapsamına getirdiler ki pes doğrusu...

Üstüne üstlük incik boncuklu bu ağır müfredata çalışıp yüksek puanı alanları da mülakat puanı ile hafife alıyorlar. 93, 92, 91 gibi yazılı puanları adeta kul hakkını yiye yiye hiç ediyorlar. Bunu bir hiç uğruna yapıyorlar, ahhh bir anlasalar ve hissetseler... Ama nerede? İnançsal ideolojik hazzın çıkmaz ve açmazlarında yaşıyorlar.

Şimdi nereden tutalım bunu, nereden tutsak elimizde kalıyor.

Bir insan olarak tutacağımız yanı yok bu yaptıklarının.

Sonrası da var.

Şöyle:

Öğretmen oluyorsunuz.

Sözleşmelisiniz.

Bir mühlet sonra kadrolu oluyorsunuz.

Maaşınız yetmiyor.

O zaman uzman öğretmen oluyorsunuz.

Yine yetmiyor.

O zaman da başöğretmen oluyorsunuz.

Atandıktan sonra bu sistem içinde kafanız allak bullak oluveriyor zaten.

Mesleğinizi ne kadar sağlıklı yapabilirsiniz ve ne denli verimli olabilirsiniz?

Bunu da varın siz düşünün...

KPSS’si bir dert, alanı bir dert, öğretmenliği başka bir dert, resmen dert üstüne dert yükleniyorsunuz. Duygularınızla oynanıyor, mobbinglerle de ruhunuzla...

Efendiler, sistemi niye basit ve sade hale getirmiyorsunuz?

Bu denli karışık olması işinize mi geliyor?

Yazık ülkem insanlarına yazık...

Ama az kaldı, biraz daha dişinizi sıkın...

Ne diyoruz:

‘‘2023’e doğru

Başörtülüler ile birlikte onların mazlum dostlarını göreceksiniz

Sakın şaşırmayın’’ (Uyarlama)

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN