Dostun var mı düş de gör,

Hayalde gör düşte gör.

  Ünlü Aktör Arnold Schwarzenegger, sosyal medya hesaplarından, meşhur bronz heykelinin önünde uyurken çekilmiş bir fotoğrafını paylaştı ve fotoğrafın altına "Zaman nasıl da değiştiriyor" diye not düştü. Fakat Arnold'un bunu yazmasının tek sebebi, gerçekten de yaşlanmış olması değildi.

Kendisi Kaliforniya Valisiyken, bu heykelin bulunduğu yerde bir otelin açılışını yapmıştı. Otel yetkilileri açılıştan sonra Arnold'a :

 "İstediğiniz zaman gelebilir ve adınıza ayrılmış odada kalabilirsiniz" diye söz vermişlerdi!"

 Arnold, Valilik görevi bittikten sonra otele gitti ve otel yetkililerinden otelin tamamen dolu olduğu ve bu nedenle kendisine bir oda veremeyecekleri yanıtını aldı.

İşte bir uyku tulumu ile bu heykelin önünde uyuduğu görülen Arnold'un anlatmak istediği şey bambaşkaydı.

 Mevki sahibi iken onu övenlerin, o mevkiden ayrıldıktan sonra sözlerini tutmadıkları mesajını vermek istiyordu Arnold.

Evet, zaman değişti ve zaman nasıl da değiştirdi.

Ne makamına ne sahip olduklarına ne gücüne ne de zekâna güveneceksin bu hayatta!..

Bugünki yazımız aklını bir türlü başına alamayanlara gelsin..

  Bana bazı dostlarım diyor ki "Ne mutlu bana ki, dost biriktirmişim."

Ben bu ifadeye katılmıyorum.

Bu ifade "dostluk" denilen şeyi "birikim-servet" gördüğünden kapitalist ya da materyalist görüşü teşhir eder.

Aristoteles'e göre "Karşısındaki için salt iyilik isteyen insan en iyi dosttur.’’

Dostluk "iyiliği geri alma" veya "ödenen hayrın bedelinin tahsilatı" olmadığı için "birikebilen" bir erdem değildir.

Dostluk birikmeyen bir erdemdir. Çünkü erdemler birikmez.

Erdemler  iyilik hamlesidir.

Biriyle ortak düşmanımız bulunduğundan dost olmuşsak, erdemimizden şüphe etmemiz gerekir.

Çünkü bu örnekte "dostum" dediğimiz kişiyle münasebet erdemliliğin değil, düşmanın ortaklığının neticesidir.

Bana göre aynı ideolojiye bağlananlar arasında da "dostluk" yoktur. İdeolojilerin öbür dünyası da yoktur zaten Mîrim...

Günümüzde insanlar şu konularda dost biriktirdiklerini iddia ediyor:

1) Dertlerini anlatmak,

2) Maddi ihtiyaç halinde yardımlaşma,

3) Birlikte vakit geçirme (ortamlara girme, eğlenme),

4) Görüşlerini veya kendini onaylatma.

5)Hemşehrilik, taraftarlık vs.

Bana göre dostluk bu değil. Bunlar dostluk görünümünde menfaat beklentisidir.

Dostluk yüksek bir erdemdir.

Menfaatten tamamen arınmış bir iyilikle ortaya çıkar.

Gılgamış destanında Enkidu'nun pozisyonu "dostluk"tur.

Gılgamış'ın Enkidu ile ilişkisi ise "arkadaşlık"tır.

Pek çok insan "dostum" dediği kişiden beklenti içindedir.

İşte bu beklentili ilişki "erdemsizlik"tir. Zira menfaat beklentisinin olduğu yerde erdem yoktur.

Aritoteles'e göre göre, çoğu iki insan arasındaki ilişki tiranlık ilşkisidir.

Tiranlıkta ise yöneten ile yönetilen kişi arasında bir dostluk görülemez çünkü orada adalet yoktur.

Bazıları şöyle derler:

"Dost arıyorum. Ben muhtaç olduğumda o bana yardım etsin. O sıkıştığında ben ona yardım edeyim."

Bu kişi erdemden uzak bir yakınlık tesis etmek istediğinin farkında değildir.

Çünkü erdem, karşılık beklemeden iyilik yapmaktır.

Dostluk "erdemli hayat yaşamaktır."

Dostluk beraber yürürken belirginleşen bir şeydir.Yolda belirir.

Dostum diyen hayal kırıklığıyla delirir.

Çıkar için, ideoloji için, destek aramak için, dert ortağı bulmak için ilişki geliştirenler dost değillerdir.

Dost (veli olmak), ücret almadan iyilik yapmanın hayatını sürmek demektir.

"Dost buldum" sözü bir aldanış değilse, mutlaka ihanete gebe bir ilişkiden doğmaktadır.

Dürüst iseniz, "dostum yok" demeniz gerekir.

Dostlukta dürüst iseniz, karşılıksız iyilik etmekten ve zarar etmekten korkmamalısınız.

Neyzen Tevfik ile ilgili bir anı ile bitirelim.

Hey gidi koca Neyzen hey...!

Dünya'ya 10 paralık değer vermeyen

Neyzen Tevfik soğuk bir kış günü aç sefil  ortada kalır.

Sığınır bir caminin şadırvanına ve bekler ki birisi onu görsün ve yardım etsin. Fakat hava soğuk gelen giden yok...

Çaresiz kalkar yerinden ve perperişan, kalacağı yere doğru yürümeye başlar.

O dönemin en varlıklı ailelerinden birinin gencecik oğlu askerden yeni gelmiştir ve O'nu görür ve halini anlar.

Genç adam o günün en büyük parasını cebinden çıkartır , takdim edecektir ama bir sorun vardır. Karşısındaki koskoca Neyzen Tevfik’tir.

Allahın deli ve veli bir kulu..!

Koca Neyzen'in sağı solu belli olmaz ki, bir bakarsın devlet başkanlarına kafa tutar bir bakarsın zamanın en zengin adamlarını yerin dibine sokar.

Delikanlı parayı buruşturup Neyzen'in ayaklarının dibine doğru hafifçe atar.. Sonra omzuna dokunup;

- 'Efendim paranızı düşürmüşsünüz . " der.

Neyzen gözleri zaten hasta, zar zor açıyor göz kapaklarını ve çocuğa bakıyor. Anlıyor tabii ki inceliği, zerafeti.;

-Ah be çocuk, ah be evladım...

O düşen sizin pırlanta kalbinizdir..

Nezaket, insanlık ne güzel şey. .

Demek ki almanın da, vermenin de bir adabı varmış.

Almanın değil vermenin zenginlik olduğunu bilenlere ve karşılıksız sevenlere gelsin selâm.

Bu hafta da yazı bitti, vesselâm.