İnsanın, bugünkü ve gelecek kuşaklar için çevreyi korumaya ve geliştirmeye yönelik büyük sorumluluğunun vurgulandığı, 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’ndan bu yana 5 Haziran tüm dünyada “çevre günü” olarak kutlandığı gibi

sürdürülebilir yaşam çevrelerinin oluşturulması, iklim değişikliği ile mücadele ve

uyum konularında çevre bilincinin topluma yayılması amacıyla 1-7 Haziran Türkiye’de “Çevre Haftası” olarak kutlanıyor.

2022 yılının Dünya Çevre Günü teması “Tek bir dünya var”. Galakside milyarlarca gezegen arasında tek bir dünya var. Bugün içinde yaşadığımız bu gezegen tehdit altında.  Yıkıp geçen, can alan seller, ormanları yok eden yangınlar, kıtlığa neden olan kuraklık ve aşırı hava olayları ile iklim krizi ve benzer olaylar.

Peki biz ve bizden önceki kuşaklar dünyamızı koruma için gereken çabayı gösterdi mi? Bu soruya olumlu cevap vermek olanaksız.

Ordu-Giresun Havaalanı yapılırken deniz doldurulmuştu. O yıllarda Ordu-Gülyalı arasında deniz kıyının bir kısmını iyice aşındırıyordu. Ve orada insanlar “Doğa öcünü alır” diyorlardı.

Birçok yerleşim yerinde dere yataklarına yapılan yapılar ve çarpık kentleşme nedeni ile akarsuların yatakları  değiştirilmiş ve sonrasında seller o yapıları yıkmış, alıp götürmüş ve can kayıpları olmuştu. 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’de bir açıklamasında dünya liderlerine:

“Doğa kızgın ve doğayı kandırabileceğimizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü doğa her zaman intikamını alır” diye seslenmişti. BM iklim Zirvesinde yaptığı konuşmada son 5 yılın “en sıcak yıllar” oldugunun altını çizen Guterres, “ısınan dünyamız artık çığlık atıyor. Acilen yaşam biçimimizi değiştirmezsek, yaşamlarımızı tehlikeye atacağız” diye seslenmişti.

Deniz ve okyanus seviyelerinin yükseldiğine, buzulların eridiğine, kuraklığın yayıldığına ve ormanların yandığına da vurgu yapan Guterres, çöllerin genişlediğini ve suya erişimin zorlaştığı konusunda da uyarılarda bulunmuştu.

Biz de göz göre tüm dünyada bilinen bazı kurallar bile uygulanmıyor.

Örneğin dünya mimarisinde ufuk çizgisine bina yapılmazken bizim doğal ufuk çizgimizin gökyüzü ile kesiştiği noktada gökyüzünü değil binaları görürsünüz.

Kıyı kenar çizgisi(KKÇ) “Deniz, tabi ve suni göl ve akarsularda,kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını” ifade eder. Bu alanlarda yapılaşma yasaktır. Fakat biz de bu yasaklara uyulmamaktadır. En son örneği Bakırköy-Ataköydeki çirkin ve kıyıyı halka kapatan yapılaşmadır.

Ayrıca yeni yerleşim alanları oluşturulurken tarım alanları yok edilmektedir. Örneğin zeytin ağaçları kesilmekte ve zeytinlikler tarla haline getirilmektedir.

Ormanları korumamız gerekirken gereken önlemleri alamıyor ve özellikle maden arama yöntemlerindeki hatalar nedeni ile ormanlarımıza zarar veriyoruz.

Fosil yakıtlara dayalı ulaşım, ısınma yöntemlerimiz ve enerji üretim biçimlerimiz gezegeni her geçen gün yok oluşa bir adım daha yaklaştırırken, temiz hava hakkımızı da gasp ediyor. Türkiye’nin onlarca il ve ilçesinde kirli hava ile yaşamaya mahkum edilmiş milyonlarca insan var.

Plastik konusu da ayrı bir sorun. Özellikle İngiltere ve Almanya'nın plastik çöplerini 

denizaşırı ülkelere göndererek verimli topraklara zarar verdikleri gözleniyor.

Sonuç olarak insanoğlunun dünyaya zara verdiği gerçeği ile karşı karşıyayız. Daha çok kazanma hırsı, bilinçsiz sanayileşme ve ekonomik büyüme bu zararın artmasına ve önlenmesinin zorlaşmasına yol açmaktadır.

Oysa emanet aldığımız bu bir tek dünyamızı gelecek kuşaklara yaşanabilir olarak teslim etmek, gelecek kuşakların sağlıklı bir çevrede yaşayabilmelerini güvence altına alabilmek zorundayız. İşte bu nedenle çevre ve doğa etkinliklerini sürdürmeli ve bilimin ışığında el birliği  içinde doğayı korumalıyız.

İzzet DOĞAN. E. İstanbul hakimi.