Eğitim camiası, devam eden pandemi sürecinin hemen öncesinde ve pandemi günlerinde ilk defa okula başlayan öğrencilerle, diğer öğrencilerden çok daha fazla uğraşmaya başladı. Özellikle 2019 yılında ve sonraki yıllar olan 2020, 2021 yıllarında okullu olan, okul öncesi öğrencileri ve ilkokul öğrencileri arasında geçmişe oranla öğrenme güçlüğü çeken, davranış bozukluğu olan, öfke nöbeti geçiren, göz sağlığı başat olmak üzere, çeşitli sorunlar yaşayan öğrencilerin sayısında bir artış var. Beni böyle konuşturan gözlemlerim, eğitimcilerden aldığım dönütler ve internetten okuduğum istatistiki bilgiler. Yani Türkiye özelinde ya da Dünya genelinde yetkili mercilerden aldığım istatistiki bir veriye dayanarak konuşuyor değilim. 

            Öğretmenler arasında, “Özel Öğrenme Güçlüğü” ya da “Özgül Öğrenme Güçlüğü” şeklindeki bir adlandırmayı duymayan, bilmeyen yok denecek kadar azdır. Zaten sorun biraz da bu. “Duymak” ile “bilmek” arasındaki büyük uçurum. Şahsen ben de işi duyma boyutunun biraz ilerisine götürenlerdendim. Hiçbir zekâ problemi olmadığı halde okuma başta olmak üzere bazı davranışları kazanamayan öğrencilerin durumunu, psikiyatrist olmadığım halde dikkat eksikliğine, hiperaktiviteye, yeterince çalışmamaya, ailesel etkenlere bağlar, böyle çocuklarla daha çok çalışırsam başarıyı yakalayabileceğimi düşünerek kendimi telef eder, stres deryasında kulaç atar dururdum. Fakat aile içerisinde de benzer durumlar yaşamaya başlayınca, aslında durumun hiç de böyle olmadığını anladım. Bu süreçte konuyla ilgili kitaplar okudum uzman videoları dinledim, yaşadıklarımız ve tecrübe ettiklerimiz ile birleştirerek bir sonuca ulaşmaya çalıştım. Bu yazı dizisini hazırlarken de DİSLEKSİ (Özgül Öğrenme Güçlüğü) adlı,  Dr. Olcay Karaca, Dr. Deniz Tirit Karaca, Selvi Çalış, Gülay Yiğit’in yazarları olduğu kitabı temel kaynak olarak kullandım.(1) 

            Peki, nedir bu ÖÖG? ÖÖG(Özgül ya da Özel Öğrenme Güçlüğü), çocuğun zekâsının normal veya normalin üzerinde olup, akademik düzeyinin yaşı ve aldığı eğitimin gerisinde olması durumudur. Nörogelişimsel bir bozukluktur.(s:33) Anlayamama, anlatamama ve anlaşılamama gibi kişinin ruhsal varlığını kuşatan ve tehdit eden durumlardır. (s:9) Bireysel olarak öğrenme serüvenimiz tohumla başlar ve yaşam boyu sürer.  Okula başlama ile bu serüven farklı bir şekil alır. Okuma, yazma ve matematik gibi ortak bir dili öğrenmeye başlarız. Bu ortak dili öğrenirken bazılarımız birtakım güçlükler yaşarlar. Beynimizin gene öğrenmek kapasitesinden bağımsız olarak okuma yazma ve matematik öğrenmede yaşadığı bu güçlüğün nedenlerinden biri de Özgül Öğrenme Güçlüğü'dür. 

Özgül Öğrenme Güçlüğü, toplumda bilinenden daha sıktır ve etkilediği öğrencilerin sayısı milyonlara ulaşmaktadır. Normal ve üstü zekâ düzeyine sahip Özgül Öğrenme Güçlüğü olan çocuklarımız, öğrenmede ve öğrendiklerini hatırlamada zorluklar yaşarlar. Öğrenmede zorlanma çocuklarımız da kaygı ve mutsuzluğa da yol açabilmektedir. (s:11) 

Genel olarak ÖÖG yerine disleksi terimi kullanılmakta ve ÖÖG, salt okuma güçlüğü olarak bilinmektedir. Oysa tablo bu kadar basit değildir… ÖÖG’li çocuk tahmin edilenden çok daha güç ve karmaşık bir tablo yaşamaktadır… (s:70) 

            Disleksi(özel öğrenme güçlüğü-dil, okuma ve yazma becerilerinde sorunlar), disgrafi (yazma güçlüğü), diskalkuli (matematik öğrenme güçlüğü), dispraksi (doğuştan gelen, kişinin motor görevlerini planlama ve işleme kabiliyetini etkileyen bir güçlüktür. Dispraksi kaslarla ilgili bir durum değil bir motor planlama güçlüğüdür. Çocuk ne istediğini anlar ancak kendini istenene uyduramaz. (s:91) 

            “Özgül Öğrenme Güçlüğü olan çocukların yüzde 30’u üstün zekâlı, üstün yeteneklidir.” (s:83) ÖÖG’li çocuklar ortalama veya ortalamanın üstünde zihinsel bir kapasiteye sahip olmasına rağmen, sözel ifade, yazılı ifade, temel okuma becerileri, dinlediğini anlama, okuduğunu anlama, matematik hesaplamalar ya da matematiksel muhakeme gibi alanların birinde ya da birkaçında zekâ düzeylerinin altında performans gösterir. (s:84) 

            Olayları ve isimleri hatırlamada zorluk, öğrenilen olayların, bilgilerin çok kolay unutulması, denge bozukluğu, bazı oyunları oynamada güçlük (ip atlama, seksek oynama), ellerini ve parmaklarını kullanmada güçlük (ayakkabı bağcığını bağlayamama, kalem tutmada zorlanma) gibi günlük yaşama olumsuz etki edecek birçok güçlük mevcuttur. (s:25-26)  

            Bazı istatistiklerde yüzde 12-15 oranında okul çocuklarında öğrenme güçlüğü olduğu görülmektedir. (s:96) İnternete baktığımda bu oranın yüzde 20 oranında aktarıldığına şahit oldum. Her beş çocuktan birinin özel öğrenme güçlüğü olduğunu düşünmek bile istemesem de durum bu oranda açıklanmış. 

Günümüzde öğrenme güçlükleri nörolojik temelli işletim problemleri olarak ele alınmaktadır. Bu işletim problemleri, temel öğrenme becerileri olan okuma, yazma ve matematik becerilerinin doğru gelişimini engelleyebilir. Akademik sorunların yanında, organizasyon becerileri, zamanın planlanması, soyut akıl yürütme, kısa veya uzun süreli bellek ve dikkat gibi üst düzey becerileri de olumsuz etkiler. Bu nedenden öğrenme güçlüğü olan bireyler sadece akademik hayatlarında yani ders başarılarında değil sosyal hayatlarında da oldukça fazla alanda güçlük yaşayabilirler...  

Özgül Öğrenme güçlüğünü, belli özel öğrenme alanlarında yaşanan güçlükleri/ farklılıkları kapsayan bir şemsiye gibi düşünebiliriz. Disleksi, disgrafi, diskalküli gibi özgül öğrenme sorunlarının hepsi bu şemsiyenin altındadır... (s:13) 

Es-selam. 

D E V A M  E D E C E K 

  1. DİSLEKSİ (Özgül Öğrenme Güçlüğü)   Dr. Olcay Karaca,     Dr. Deniz Tirit Karaca, Selvi Çalış, Gülay Yiğit, Psikonet Yayınları, 2.Basım 2018