Bakanlığın kendi çıkarmış olduğu bir yönetmeliğe uymaması hiç şüphesiz büyük bir garabettir. Hele de hukuk devletinde yazılı yasal düzenlemeler varken kulaktan kulağa dolaşan fiskoslarla devlet yönetmek ancak üçüncü dünya ülkesi bir Afrika Kabile Devletinde olabilir. Zira hukuk devletinin temel esprisi keyfiliklerin önüne geçmek için yazılı kuralların geçerli olması ve bu kurallara, önce bu kuralı çıkaranların sonra da herkesin zorunlu olarak uymasıdır.

     Dahası “Devletin dili yazıdır.” Şeklindeki bilinen genel kuralın ihlal edilip duyumlara, dedikodulara veya olası ihtimallere dayanarak mevcut yazılı yasal kuralları uygulamamak en hafif ifadeyle iki bin yıllık Türk devlet kültüründen bihaber olmak demektir. Zira asırlar öncesinde yapılmış olan devlet işlerinin tüm detayları arşivlerde saklanırken, 21. Yüzyılda bu yazı geleneğini bir tarafa bırakıp tarih öncesi anlayışla devlet yönetmek bu devletin geçmişine olduğu kadar geleceğine de zarar veren bir tutumdur.

    Zira halihazırda yeni bir yönetmelik çıkarılması yönünde çalışmalar var diye mevcut yasal düzenlemeyi uygulamayıp, sözlü talimatlarla ya da duyumlarla hareket etmek başlı başına bir hukuksuzluk ve manasızlıktır.

     Valiliklere daha doğrusu İl MEM'lere şu basit soruyu yönelterek konunun manasızlığını anlamaya çalışmalarını rica edelim. Söz gelimi, malum şu günlerde bir Anayasa çalışması var. Eğer partiler uzlaşırsa yeni bir anayasa çıkarılacaktır. Bu durumda valiler yeni bir anayasa çıkacağı için mevcut anayasayı uygulamayalım diyebilirler mi? Ya da Ankara'dan bir yetkili, birilerinin kulağına fısıldayıp, mevcut anayasayı uygulamayın nasıl olsa yeni anayasa çıkacak diyebilir mi? İşte yönetici atamada şu an yapılan tam da budur. Efendim koskoca anayasa ile bir yönetmelik aynı şey mi? Gibi bir manasız gerekçe daha ileri sürenler olabilir. Evet hukuk devletinin esprisini bilen, anlayan ve ona inanan insanlar için ikisi de aynıdır. Belki aralarında hukuk tekniği bakımından alt üst norm şeklinde hiyerarşik bir düzen olabilir. Ama sonuçta her ikisi de yasal bağlayıcılığı olan normdur, kuraldır, yasal düzenlemedir. Dolayısıyla yeni bir anayasa çıkacak diye mevcut anayasayı uygulamamak, ne kadar manasız ise yeni bir yönetici atama yönetmeliği çıkacak diye mevcut yönetici atama yönetmeliğini uygulamamak da aynı şeydir.

     Dolayısıyla bu gerçek ortada iken bunu anlamak istemeyenler, ya da işine gelmediği için aksini iddia edenler olabilir. Peki ya sendikalar neredeler? Onlar da mı bu gerçeği bilmiyor, anlamıyor ya da anlamak istemiyor? Belki aralarında işine gelmediği için yani mülakattan nemalanmak istediği için anlamak istemeyen sendikalar, cemaatler ya da gruplar olabilir. Ancak mülakattan nemalanmak gibi bir düşüncesi olmayan, hukuk devletinin işlemesinden yana olan, hakka hukuka uygun, adaletli ve herkese fırsat eşitliği sunan bir atamadan yana olan,  daha da önemlisi ömründe bir tane bile yönetmelik okumadan okul yöneten müdürlerin otuz yılda yapa yapa kazandığı tecrübeyi birkaç ayda okuyarak beyniyle kazanabilen, yaptığı işin bütün detaylarını başkalarından sorarak değil de okuyarak öğrenme becerisine sahip olan insanların okullarımızı yönetmesinin eğitime ve ülkeye sunacağı olumlu katkıyı görebilen hiç mi sendika yok? Yani hepsi mi mülakat sayesinde üç beş üyemizi yönetici yaparak ödüllendiririz diye pusuya yatmış sessizce bekliyor? Eğer böyleyse ve bu yüzden ses çıkarmıyorlarsa o zaman suçu sendikalarda değil de onları, verdiği destek ve paralarla omuzlarlarında taşıyan üyelerde aramak gerekir!

     Sözün özü sendikalar için gün imtihan günüdür. Ya mülakattan yani torpilden yana olacaklar ya da yazılı sınavdan yani adaletten, fırsat eşitliğinden ve haktan hukuktan yana olacaklardır. Bunu göstermek için ise en azından şu günlerde memurlar.biz'in başlatmış olduğu dilekçe kampanyasının bir benzerini kendi üyeleri için başlatmalıdırlar. Dilekçe verilmesi konusunda üyelerini teşvik etmeli, onlara yardımcı olmalı ve en önemlisi ise onların arkasında olduğunu güçlü bir şekilde deklare ederek üyelerine bu konuda cesaret ve destek vermelidir. Zira şubat ayı geçtikten sonra bu konuda dava açabilmek için en azından bir üyesinin verilmiş dilekçesi varsa buna dayanarak dava açma hakkını elinde bulundurmuş olur.

     Dilekçe kampanyası ise sınav kazanmış olanlar bakımından bu konuda yasal hakkını kullanmak ve son görevini yapmak, yetkilileri harekete geçirmek, bir başka deyimle şah çekmek anlamına gelmektedir. Valilikler, daha doğrusu İl Milli Eğitim Müdürlükleri ise ya mevcut yönetmeliği uygulayacaklardır ya da yapmaları gereken yasal görevlerini yapmayarak insanları mağdur ettikleri için ve hak kaybına neden oldukları için TCK 257. Maddeye gereği görevi kötüye kullanma suçundan kendilerine açılacak olan muhtemel davaların sonucuna şimdiden razı olmak durumunda kalacaklardır.

 Dilekçeye buradan ulaşabilirsiniz.

 

                                                                                                              

Cafer GÜZEL

[email protected]