Türk kültüründe, Türk Edebiyatında başka milletlerden dilimize, kültürümüze girmiş atasözleri, deyimler, âdetler bulunmakta ve bu deyimler, bu atasözleri bizim geleneklerimize, göreneklerimize, milli hasletlerimize uygun olmayan anlamlar yüklemektedir. 

Bunlardan birisi de ;”Deveyi de görmedim, izini de görmedim.” sözüdür. Yani bize zarar gelebilecek olaylarda korkudan suskun kalmayı,  duyarsız kalmayı anlatmaktadır. 

Terör ve suç örgütleri halkın bu zaafından faydalanarak yuvalanmakta ve sonra da çevresine zarar vermektedir. 

Dünyada , İngiltere ve Almanya bu tür yasa dışı yapılanmalara pek rastlanmaz. Çünkü halk bu konuda çok duyarlıdır. Şikâyet kültürü çok gelişmiştir. Devlet de görevini anında yapmakta ve adalet anında cezasını kesmektedir. 

Bizde ise iş işten geçtikten sonra devlet olaya müdahale etmektedir.  En önemlisi de adaletin geç tecelli etmesidir. Bu süreçte mağduriyetler artmaktadır. Bu yüzden geciken adalet de adalet değildir. 

 Ayrıca halkımızda da neme lazımcılık, duyarsızlık ön planda olduğu için ilgili makamları haberdar etmemektedir, bundan dolayı da iş işten geçmektedir. 

Gündemimizi meşgul eden 2 milyar dolar Bitcoinin yurt dışına kaçırılması, bir kişinin bir günde yapabileceği bir eylem olabilir mi? Aynı şirkette görev yapan yüzlerce şirket görevlisinin bu işlerden haberi olmaz mı? Neden devlete haber vermediler?  

 Ama ,”deveyi de görmedim, izini de görmedim.” felsefesi ile hareket ettikleri aşikardır. Ama gerçeklerin de er geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. 

Yine; “Bana değmeyen yılan, bin yıl yaşasın.” gibi neme lazımcılık, bencillik aşılayan bu sözler toplumu yanlış yönlendirmektedir. 

Unutulmamalı ki suskunluk gösterdiğimiz hususlar gün gelir bize de sıkıntı yaratabilir, aynı durum bizim de başımıza gelebilir. O zaman isyan etmeye ,yakınmaya hakkımız olmaz. 

Halbuki Türk toplumu, kederde, tasada, sevinçte birlikte sevinen, birlikte üzülen, birlikte hareket eden bir toplumdur. Komşusunun, arkadaşının, kardeşinin derdi kendi derdidir. 

Öğrenciliğimiz sırasında “Alman Usulü” diye bir kavram ve adet yerleşmişti. Yani herkes kendi hesabını kendisi veriyordu. Bu şekilde kültürümüze uymayan, başka milletlerin adetlerini kullanmaya başladık. Öz benliğimizi kaybetmeye başladık. 

Bencillik had safhaya ulaştı, neme lazımcılık tavan yaptı, bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın düşüncesi her konuda öne çıktı. 

Korkunun ecele faydası yok, bu yüzden yasa dışı işleri görmezden gelmeyeceğiz, gerektiğinde DEVEYİDE, İZİNİ DE GÖRECEĞİZ.