Herkes eski bayramlar diyor..

Herkes ben senin yaşındayken diye başlayan cümleler kuruyor.

Herkes yeni nesilden şikayetçi ve eskiye özlem duyuyor. Sanki hiç çocuk olmamış gibi...

Söylemiyoruz, SÖYLENİYORUZ…

Şikayet ediyoruz asla işin bir ucundan tutmuyoruz.

Şükretmiyoruz, teşekkür etmiyoruz , özür dilemiyoruz. Affedemiyoruz.

Her gün günah işleyip hiç utanmadan Yaradandan özür dileyen, tövbe eden bizler, hata bize yapıldığında gemileri hemen yakıyoruz.

Tövbe or not tövbe..
Tövbe tövbe..

Ne güzeldi eskiden değil mi?

Yemeğe başlarken besmele çekerdik, simdi fotoğrafını çekiyoruz.

Yemek mis gibi koktu diye komşumuzla paylaşırdık şimdi instagramda paylaşıyoruz..

Misafirliğe giderdik hal hatır sorardık, şimdi wi-fi şifresini soruyoruz.

Şarjımız hemen bitiyor, prizin yerini sorar olduk..

Hayata kablo ile bağlanır, hayatı bir ekran etrafında anlamlandırır olduk..

İlkokulda peltek bir çocuğa okutmuşlardı andımızı..
İyi dertler arkadaşlar,dedi, bir daha da düzelmedi hayatım diyor ya Özdemir ASAF…

Dert ile ders alan yokluk ile terbiye edilen bir nesil varlık içinde yokluk çeker oldu..

Karnı tok gözü aç bir nesil geldi..

Ben çektim yavrum çekmesin diyen ebeveynler(!) pamuklara sardıkları bu nesli bir fasulye gibi köksüz büyüttüler..

Özellikle anneler çocuklarının olumsuz bir duygu yaşamasına engel olmak için onu gerçek dünyadan kopartıp yapay bir dünya yarattılar.

İnsanı olgunlaştıran ve hayatla mücadele gücü kazandıranın yaşanan olumsuz duygular ve başarısızlıklar olduğunu bilmeyen bilmek istemeyen köksüz aymaz bir nesli beraber inşa ettik.

Üzüntü, utanma, suçluluk duygusu hissetmeyen, hayal kırıklığı, başarısızlık duygusunu yaşamayan çocuklar büyüdüklerinde empatiden yoksun, bencil,
kolay yalan söyleyen, fırsat bulunca hile yapan, yakalanınca da utanmayan yetişkinler oluyor.

*Baltaş

Sonra”bunlar nasıl insanlar?” diye şaşırıyoruz.

Yarın devam edeceğiz..