Kamuajans.com – Her zaman söylediğim gibi öğretmenlik, öğrencilere bir ders saati boyunca sadece kitaptaki veya müfredattaki bilgilerin aktarılmasından ötedir. Eğer öyle olmuş olsaydı, öğretmene ihtiyaç duyulmaz ve öğrencilere kitaplar dağıtılarak kitaptan öğrenmeleri istenirdi ama okul hayatın ta kendisidir ve öğretmen ise öğrencilere kendi hayatlarını bulduracak ana aktördür. Hal böyle olunca bir öğretmenin o dört duvarla örülü sınıfın sınırlarının ötesine geçebilmesi, ancak içindeki idealistliği sayesinde gerçekleşebilir.

Mahmut Tanal: MEB’in belirlediği süreç tamamlanmadan mülakat sonuçlarının ilan edilmesi skandaldır Mahmut Tanal: MEB’in belirlediği süreç tamamlanmadan mülakat sonuçlarının ilan edilmesi skandaldır

İdealistliği ölürse eğer, işte o zaman öğretmen kendi potansiyelini hiçbir zaman tam anlamıyla harekete geçiremez. Dolayısıyla öğrenciler de öğretmenlerinin kendi hayatlarına dokunuşundan her daim mahrum kalacaktır. Peki, burada akla gelen ilk soru "Neden bir öğrenci öğretmenin kendi hayatına tam anlamıyla dokunmasından mahrum kalsın ki?" şeklinde olacaktır. Tam da bu yüzden bir öğrenciye yapılabilecek en büyük kötülük öğretmeninin idealistliğinin öldürülmesidir diyorum.

Bir öğrenci, öğretmeninin potansiyelinden en üst seviyede yararlanabilmelidir. Bu potansiyel sadece bilgi birikimi değil aksine sosyo-kültürel alandan tutun sevgi, saygı ve ahlaki değerlerine kadar olmalı. Ben, bir öğrenciyi çölün ortasında kana kana susamış bir insana benzetirim. Zira öğrencide çöldeki susuz kalan bir insan gibi, öğretmeniyle birlikte inşa edeceği bilgiye, sevgiye, saygıya ve ahlaki değerlerine susamıştır. Bu susuzluğunu giderecek ise idealistliği hiç bitmemiş ve bitmeyen öğretmenidir. Çünkü idealistliği biten öğretmen "Of çok sıcak, ne işim var bu çölde..." gibi sözlerle zaten o çölün ortasındaki öğrencisinin susuzluğunu tam randımanlı bir şekilde gideremeyecektir....