Cumhuriyet’in ilanının 94.yıl dönümünde elbette bunu kutlamalıyız ama bu ilanın tarihsel derinliğini ve asıl amacını-anlamını da kavramak, uygulamak, değerlendirmek, ileriye taşımak mecburiyetindeyiz.

Cumhuriyet’i ilan etmekle, çok partili siyasal düzene geçişerek Cumhuriyet’in yanına demokrasiyi koymakla işlerimiz bitmiyor. Bu bakımdan, Cumhuriyet’in ve demokrasinin durgunlaşması ve durağanlaşması, bu iki değerin yara almasına nedendir. Ve bu hal, Cumhuriyet’e, demokrasiye yapılan bir kötülükür.

Unutulmamalıdır ki, Cumhuriyet de, demokrasi de ileri hareketlerle beslenir. İlericiliğin taşıyıcılığını yaparlar. İleri her adımla uyumludurlar. İleri her hareketle de, ileri her düşünceyle de... Onun için Cumhuriyet’e ilericiliğin bayraktarları adım attırabilir. İlericiliğin bayraktarları ise halkları hareket ettirebilme kabiliyetine sahip kimselerdir. M. Kemal, kurtuluş mücadelesinde halkı hareketlendirerek tam bağımsızlık mücadelesi içine girdirmiş, muasır medeniyetler seviyesine yöneliş ile ileri taşımış ve misyonunu yerine getirmiş bir öncüdür.

Bir asker olarak, M. Kemal, ‘Her Türk asker doğar.’ sözüne inat, bir milleti, başka alanlarda da çağdaş medeniyetler seviyesine yükseltme şiarı ile ileriye götürmeyi amaç edinmiştir. Türk olanın, silah tutma-savaşma dışında başka yeteneklerinin olmadığını dolaylı ya da örtülü yolla anlatan bu söz, Türk olanın yeteneklerini keşfedememesinin sebebi olmuş, bizleri ileriye değil geriye götürmüş, halkı bir şartlanmışlığa ve öğrenilmiş çaresizliğe sürüklemiştir.

İşte, M. Kemal, bir asker olarak, bir toplumun devrimleriyle (inkılap) kabuğundan çıkmasını sağlamıştır. Türk özelinde bu sözle nasıl daraltıldığımızı anlatmak istedim, elbette başka halkların da başka sözlerle başka başka koşullandırmalarla nasıl daraltıldığı, üretemez-keşfedemez-yapamaz-beceremez hale getirildiğini de bilmeliyiz.

Her ne kadar bazı sözler gibi yukarıdaki söz de askeri alanda bir motivasyon kaynağı olsa da, bu sözün nasıl her alana yayılarak tecessüm ettiği ve yeteneklerimizi kısıtladığı ortadadır. Yani, yadsınamaz. Bu tür motivasyon amacı güden sözlerle halkları sadece silah tutmaya ve savaştırmaya yönlendirenler halklara bilim-sanat kapılarını kapatmışlardır. Tarihimize bakıldığında, bu alanlarda kimlerin etkili ve etkin olduğu görülecektir. İşte Cumhuriyet yalnızca bir alandaki mahkumiyetin/mecburiyetin değil, birden fazla alandaki mahkumiyetin/mecburiyetin zincirlerini kırmıştır. Anadolu halklarına, tam bağımsızlık aşılamış, onları emekletmiş, yürütmüş, koşturmuştur. Cumhuriyet ile halktan insanlar, vali olmuşlar, kaymakam olmuşlar, devlet kademelerinde yer almışlar, bilim insanı,sanatçı olabilmişlerdir... Bu örnekler, Cumhuriyet’in bu özelliğinin nasıl ortaya çıktığının açık bir kanıtıdır.

Bakınız, M. Kemal, savaş alanında iken, ne söylüyor:

'Savaş koşulları içinde insan sertleşiyor. İstanbul'a dönünce sanat ve müzik sohbetlerinin tadına varamayacağımdan korkuyorum. Bana lütfen sanat kitapları yollayınız.' (M. Kemal ATATÜRK)

Bu sözü okuduktan sonra aklıma Brad Pitt’in ‘Fury’ filmindeki şu sahne geldi:

Savaş ortamında, bir askerin bir kız ile enkazlar arasındaki evin bir köşesinde duran piyanonun başında çalıp söyledikleri şarkı... Aşağıdaki resim bununla ilgili filmden alınmış bir karedir.



Ayrıca, Cumhuriyet, egemenliğin sahibinin ve kaynağının Allah olduğunu da kabullenmektir. Ama akıl-cüz-i irade gibi insana bahşedilen ilahi donatılarla insanın bu güçlerini kullanabilme şeklidir ya da yöntemidir CUMHURİYET.

Yani, CUMHURİYET’İ CÜZ-İ İRADENİN HAYAT BULMASI YA DA HAYAT ALANI OLARAK GÖRÜYORUM.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN
KamuAjans.com - Özel Haber