Birkaç gün önce televizyonda, bir kocanın karısını pompalı tüfekle öldürdüğünü ibretle tüm Türkiye izledi. Aynı haberde katil kocanın babasının da annesini aynı şekilde öldürmüş olması ibretlik bir hadisedir. Armut dibine düşmüş. Babasından öğrendiğini, aynen oğlu da uygulamış. 

  Bu haberi izledikten sonra, ”acaba çocuklarımıza bir şeyi nasihat ederek mi öğretsek, ya da örnek olarak mı öğretsek?” sorusu geldi. 

   Biz millet olarak nasihat etmeyi seven bir milletiz. Kendi gözümüzdeki hezanı görmezken, başkalarının gözündeki küçük bir çöpü görür, ona nasihatler vermeye bayılırız. Halbuki bizdeki kusur onunkisinden oldukça büyük olmasına rağmen. 

  Yine toplumumuzda yaygın olan sinir hastalığı, daha doğrusu öfke kontrolü sorunu var. Her insanda olan öfkenin, zaman zaman iş hayatındaki olumsuzluklar, aile hayatındaki olumsuzluklar vb. nedenle en üst seviyeye çıkmasıdır. Bu süreçte çeşitli boyutta travmalar yaşamakta, çevremize, ailemize, çocuklarımıza telafisi mümkün olmayan, belleğimizde hasar yaratan, yuva yıkan şiddet yansıtmaktayız.  

Yapmamız gereken profesyonel bir yardım almak ve bu süreci en az zararla atlatmaktır. Ancak çevremizdeki algıya göre bir psikiyatriste gitmek akıl hastası olanlara göredir. Depresyon yaşayan, travma yaşayan birisi için psikiyatriye gitmek doğru bir şey değildir. Öfkesi geçince bir şey kalmaz. İşte bilinçli insanlar olarak ancak, ruh sağlığı düzgün bir anne-babanın çocuklarına daha fazla faydası olur. Bu yüzden olası bir sorunda profesyonel yardım almaktan çekinmemeliyiz. 

 .  Annesi, babası sigara içen ,içki  içen bir ailenin çocukları çoğunlukla sigara ve içki tiryakisi oluyor. Çünkü anne babayı taklit düşüncesi hep aklın bir kenarındadır. 

  Kavga ortamında büyüyen çocuklar, evlendiklerinde aynısını, eşlerine, çocuklarına yapıyor. Bu yüzden çocukların yanında kavgadan kesinlikle uzak durulmalıdır. 

   Ayla ile Leyla adlarında iki kız kardeş öğrencim vardı. Evlerimiz de yan yanaydı. Bunlar okuldan geldikten sonra evlerinde oturmaz, sürekli parkta, sokakta dolaşırlardı. Her sorduğumda bir mazeret uydururlardı. Ama ben bir şeyler olduğunu tahmin ediyordum. Annesini çağırdım. Durumu sordum. Hocam, eşimle sürekli kavga ediyoruz, o yüzden çocuklar bundan dolayı evde durmuyorlar, dedi. Velimizin birkaç yıl sonra boşandıklarını öğrendim. Bu arada kızları da evlenmişler ancak onların da evlilikleri iyi gitmiyormuş... 

   Bu arada bir televizyon programında kızı kaçırılan kadın, sunucudan, kızının bulunmasını istiyordu. Sunucu da bir ara” siz nasıl evlendiniz” diye sordu. Kadın da “kaçarak evlendim” deyince stüdyodaki herkes gülerek kadına cevabını verdiler.  

     Müdür yardımcısı ,elinde sigarası ,bir öğrencinin kulağını çekmiş, çocuğa bağırıyordu…Ne yapıyorsun Hocam ? Müdür Bey ,çocuk sigara içiyor, ona, bunun yanlışlığını söylüyorum. Peki Hocam, sen de sigara içiyorsun. Kötü bir durum olsa senin de yapmaman gerekmez mi? 

 Henüz sosyal medyanın olmadığı yıllarda bir veli bana çocuğunu şikâyete geldi. 

-Buyurun, çocuğunuz hangi yaramazlığı yapıyor? 

-Hocam, eve gelir gelmez odasına çekiliyor, televizyonun başına kuruluyor, hiç ders çalışmıyor. 

-Peki siz o sırada ne yapıyorsunuz? 

-Ne yapayım Hocam, ben de salonda televizyon izliyorum. 

-İşte sorun bu. Çözümü çocuk ders çalışırken televizyonu kapatın ,bir şeyle meşgul olun.O zaman çocuğunuz da dersine çalışır. 

  Şimdilerde çocuklardan önce anne-babalar yatana kadar sosyal medyadan çıkmıyorlar. Esas görevi olan eş ve çocuklarıyla vakit geçirme olayı maalesef unutuluyor. Aynısını çocuklar da yapıyor. Bu durumda çocuğuna;”  Evladım, elindekini bırak, dersine çalış ” sözleri bir anlam ifade etmez. 

  Müdürlük yaptığım okullarda, öğretmen arkadaşlarıma ,mutlaka sınıfa giderken yanlarında okudukları kitabı götürmelerini, hatta ders arasında bile ara sıra bakmalarını isterdim. Çünkü öğrencilere “kitap okuyun” demek yerine, “bakınız ben derste bile yanımda kitap okuyorum” mesajını ve her hareketimizle örnek olduğumuz mesajını vermek için. Malum, Hoca, tıksırırsa, cemaat nezle olur da… 

 Evlendikten sonra ,evliliğin iyi yürümesi için ego bırakılmalı, mütevazi ve uyumlu olunmalıdır. Yıllarca arkadaşlık yaparken mutlu olan çiftler, evlendikten sonra üstelik çocuk varken ayrılmaları sorumsuzluktur. Bir anlık öfke ömür boyu pişmanlığa dönüşüyor. Bunun acısını ömür boyu mutsuz, yarım sevgiyle büyüyecek çocuklar çekiyor. 

  Sonuç olarak, çocuklarınız, verilen öğütleri değil, yaptıklarınızı bilgisayar gibi hafızasına alır. Bir durumla karşılaştıkları zaman hafızasından kaydolduğu gibi ,yani anadan babadan, öğretmeninden gördüğünün aynısını yapar. 

   Artık bundan kurtulmak gerekir. Aldığınız eğitim, dünyada ve çevremizde yaşananları mukayese etme, iyiyi ve kötüyü muhakeme etme becerisi ile kendi doğrularımıza ulaşabiliriz. Böylelikle hem kendimiz için hem de çocuklarımız için yeni bir çığır açmış oluruz.   

  Ama en önemlisi, çocuklarınızın mutlu ve özgüvenli olmasını istiyorsanız; onlara para yerine sevginizi verin, saygıyı öğretin, saçını okşayın, her gün birkaç defa öpün ,konuşun. Oyun oynayın . 

   Allah sevgisini, vatan sevgisini tabiat sevgisini, hayvan sevgisini ,öğretin. 

  

 Şemsettin CERAN- Uzman Eğitimci-YAZAR