Yoksulluktan en çok etkilenenler arasında çocuklar yer alıyor. Çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan ebeveynler mutsuz, karamsar ve gelecek için endişeli.

Çapa Tıp birincisinin ayakta alkışlanan konuşması: Bu diyarda kalacağız Çapa Tıp birincisinin ayakta alkışlanan konuşması: Bu diyarda kalacağız

Gazeteduvar'dan Nur Kaplan'nın haberine göre; ekonomik krizin derinleşmesi, peş peşe gelen zamlar, alım gücünün hızla düşmesi, temel gıdalara ulaşımda çekilen güçlükler, veliler ve okul çağındaki çocuklar üzerinde yıkıcı etki yaratıyor.

Aileler çocukları için iyi bir yarın sağlayamamanın endişesini duyarken uzmanlar, bu tabloda yoksulluğun gelecek nesillere miras kalacağı yorumunu yapıyor. Ankara, İzmir ve Kocaeli’de yaşayan veliler ile ekonomik krizin çocuklar üzerinde yarattığı tahribatları konuştuk.

‘ÇOCUĞUMA BAKTIKÇA VİCDAN AZABI ÇEKİYORUM’

Bir fabrikada asgari ücretle çalışan Gülden Şenyiğit, 49 yaşında, üç çocuk sahibi bir anne. Eşiyle boşanmasının ardından çeşitli güçlüklerle ayakta durmaya çalıştığını, bankalara borcu olduğunu söyleyen Şenyiğit, bir anne olarak çocuğuna “iyi bakamıyor” olmanın vicdan azabını çektiğini söyledi. Şenyiğit’in anlatımına göre, aldığı maaş ikinci haftada bitiyor ve cebinde çocuğuna harçlık verecek para kalmıyor. Otobüs kartında yeterli miktar olmadığını, işe nasıl gideceğini “kara kara” düşündüğünü, elektrik, doğal gaz faturasını ödeyemediğini ve her an kesilebileceğini belirten Şenyiğit, yaşadığı durumu şu sözlerle anlattı: “Son bir yıldır ne yaparsam yapayım toparlayamıyorum, ek iş de yapsam olmuyor. Oğlum gelişim bozukluğu yaşıyor, yaşıtlarından boyu kısa. Bir anne olarak çocuğuma o kadar yetersiz ve verimsizim ki... Yaklaşık 1,5 aydır pazara çıkamıyorum. Hiçbir zaman bir kilo ürün almadım. Çocuğun canı geçen çilek çekti, alamadım. Bazen canı bir şey istediğinde, ‘Anne paran var mı?’ diye soruyor ve bu soru beni daha çok kırıyor. Az önce çamaşır astım, eşofmanı yırtık. Çocuğum büyüyor, eşofman küçülüyor ama ben yerine yenisini alamıyorum. Dikiyorum, sonraki gün yine yırtılıyor. Yenisi 150 lira. Nereden kısıp alayım? Okul pantolonu dışında başka pantolonu yok. Bayramda aldığım tişörtler var ama onlar da küçüldü. Bu çocuk dışarı çıkmak istememekte haklı değil mi? Onu kursa göndermek bile hayal. Bu sıkıntılar nedeniyle okuluna bile bu sene hiç gitmedim. Çocuğuyla ilgilenemeyen bir anneyim, utanıyorum. Öğretmeni bana bir şey söylerse o an oturup ağlarım.”

‘KENDİ AYAKKABIM PARÇALANINCAYA KADAR GİYİYORUM’

Kalp rahatsızlığı, omurga sorunları, genetik Akdeniz ateşi, rahim kanseri şüphesi olan Ayşe Gürbüz ise tarlada günlük 130 lira yevmiyeyle çalışan, bütün hayatını kızına adadığını söyleyen 55 yaşında bir kadın. Eşini kaybetmesinin ardından kalan 500 lira “dul maaşı” ile geçinmenin mümkün olmadığını, işe gitmek zorunda kaldığını söyleyen Gürbüz, bazen tarlada çalıştığını anlattı. Çocuğunu çok zor şartlarda yetiştirdiğini söyleyen Gürbüz, şunları kaydetti: “Kızım bazen arkadaşlarıyla bir kafede oturmak istiyor. Ben de çok nadir 30 lira verebiliyorum, harcamış oluyor. ‘Annecim çok harcıyorsun’ diyorum. Bana, ‘Anne hayat çok pahalı, ben ne yapayım?’ yanıtını veriyor. Açlık sınırının altında yaşıyorum. Kızımın isteklerini mümkün olduğunca karşılamaya çalışıyorum. İki yıl önce bir kapüşonlu kıyafet aldım, onu kesip kullanıyor. Mezuniyeti için güç bela uygun fiyata elbise aldık ama ayakkabı alamadık. Bunlar küçük şeyler ama yoruyor insanı. Kendi ayakkabım acıtmadığı, parçalanmadığı sürece giyiyorum.”

ÜÇ ÇOCUĞA BİR AYAKKABI

Emekli rehber öğretmeni Mehtap Kutlay ise üçüz çocuk sahibi. Çocuklarının üniversite sınavına hazırlandığını söyleyen Kutlay, “Şimdiye kadar para hesabı yapan insanlar değildik, yapsak bile onların ihtiyaçlarından kısmazdık” diye başladı anlatmaya. Eskiden ev ve araba alabileceği tutardaki emekli ikramiyesini, bugün çocuklarının dershanesi için harcadığını söyleyen Kutlay, yeni bir test kitabı aldıklarında işaretleme yapmadan üç çocuğunun da kullanmasını sağladıklarını ifade etti. Kutlay yaşadıkları sorunları şöyle anlattı: “Rehber öğretmenken okuldaki çocuklarla bu konuları konuşmak kolaydı. Şimdi ibre bana döndü ama benim anlatabileceğim kimse yok, paylaşamıyorum, susuyorum. Çocukların ayakkabı ihtiyacı oluyor, bir tane alıyoruz. Diğerleri eskileri giyiyor. Eve giren parayı gördükleri için hiçbir talepleri olmuyor, olamıyor. Üç çocuk bir arada olunca kendi aralarında sosyalleşiyorlar, arkadaşlarıyla dışarıda görüşmeleri yok, bunu kendileri tercih ediyor. Harcamaları sadece temel ihtiyaç dâhilinde.”

‘ÇOCUKLARIMA YETEMİYOR OLMAK TARİF EDİLEMEZ BİR DUYGU’

Hakan Eken, 56 yaşında emekli ve iki çocuk babası. Geçen yıla oranla bu yıl alım gücünün ciddi oranda azaldığını, çocuklarıyla sosyal faaliyetlerinin bitme noktasına geldiğini, bir baba olarak onların ihtiyacını karşılayamıyor olmanın tarif edilemez bir duyguya sebep olduğunu söyledi. İçinde bulunduğu durumu “karamsarlık hakim” diye tarif eden Eken, şunları söyledi: “Çocuklar bazen arkadaşlarıyla çay içmek istiyor. Harçlıklarına ek yapamadığımız için o günkü tost parasını arkadaşlarına harcayabilsin diye öğle yemeklerini evde hazırlıyoruz. Önceden zorlandıkları dersler olduğunda destek alıyorduk. Şimdi onu yapamıyoruz, sadece öğretmenlerin söyledikleri kitapları önceliyoruz. Belli bir zaman sonra ek işlere girmeyi düşünmeye başlıyorsun. Ama yaş, piyasa, uygun iş, emeğime ve zamanıma değecek işler bulmak güç.”

‘YOKSULLUK EĞİTİMİN ÖNÜNDE ENGEL’

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Genel Başkanı Ömer Yılmaz’a göre, yoksulluk çocuklar üzerinde fiziksel, psikolojik, ruhsal olarak daha fazla olumsuz etki yaratıyor. İktidarın bir an önce sorunları görmesini ve gerçekçi çözümler üretmesini talep eden Yılmaz, “Ailelerin yoksulluğu, çocukların bunu içselleştirmesine neden oluyor. Sağlıklı beslenemeyen, vitamin alamayan çocuk, demir eksikliği, bodurluk, bedensel bozukluklar yaşıyor. Yoksulluk, eğitim önünde bir engel. Geçim mücadelesi çocukları eğitimden uzaklaştırıyor. Özellikle lise çağındaki çocuklar örgün eğitimin dışını itilerek, çalışmak zorunda kalıyor” dedi.

‘KARAR ALICILAR YÜZÜNÜ YOKSULLUKLA MÜCADELEYE DÖNMELİ’

Dezavantajlı bölgelerden başlanarak buradaki çocuklara ve ailelerine maddi destek sağlanması gerektiğini söyleyen Yılmaz, “Çocukları en azından su ve yemek gibi temel ihtiyaçlardan yoksun bırakmamamız gerekiyor. Bir neslin yoksulluğu içselleştirmesi hep yoksul olacağı etkisini yaratır. Biz onlara bunu yaşatamayız. Gelir dağılımdaki uçurum derinleşirken, karar alıcıların yüzünü yoksullukla mücadeleye dönmesi gerekiyor” diye konuştu.