Hafızlık eğitimi almış bir grup, cadde gibi orta yerde askerlikten hatırladığımız nizami bir geçit görüntüsü veriyor.

Cübbeli ve sarıklı halleri ile…

Gayet doğal hepsi…

Yıllar yıllar önce TV’ler bu görüntüye karşı kıyameti koparırdı.

Bence buraya kadar bir sorun yok.

Ama bunu tutup ‘‘Şeriat yükleniyor, loading…’’ ifadeleriyle paylaşırsanız işte o an birçok insanı, hem de azımsanmayacak bir topluluk bu, rahatsız etmiş olursunuz.

Yani böyle bir paylaşım, alkol göstererek Kadir Gecesi’ni anmaktan farklı mıdır sizce?

Alkol göstererek Kadir Gecesi’ni anmaya gösterilen reaksiyonun, kaçta kaçı buna gösterilecek?

Bu denli rahatlık, pervasızlık ve fütursuzluk bir kesimin kendi özgürlüklerini geçtim, başkalarının özgürlüklerine bir asker edasıyla dayanıp işte o başkalarının özgürlüklerini sünnetlediğinin habercisi değil de nedir?

Evet, Kuran’ı ezbere bilmek dini bir donanımdır ve önemlidir.

Fakat tutar bunu gövde gösterisine dönüştürürseniz Sultan Abdülaziz gelir aklıma.

Sultan Abdülaziz bir ‘‘Softa Darbesi’’ ile tahttan indirilmişti.

Sultan Abdülaziz’in haledilişi çok dramatikti.

Burada detaylı anlatamayız elbette.

Okununca görülür zaten.

İlmiye sınıfı, şeyhülislam, medrese öğrencileri, askerler vs. hepsi bu darbenin ayaklarıydı.

Bir ilahiyatçı profesörün de dediği üzere din kitapta durduğu gibi durmuyor.

Sizin tasavvurlarınızın ve tahayyüllerinizin dışına çıkabiliyor.

O zaman tutana aşk olsun…

Din egemenliği olan bir devlette güç savaşları olması kaçınılmazdır efendiler…

Dinin kişisel çıkarlar uğruna çığrından çıkarılması da…

Dinin siyasete bulanması diyoruz buna.

Bu nedenle laiklik sigorta işlevi görüyor diye söyleyegeliyoruz yıllardır.

Gelin görün ki dinleyen pek yok.

Herkes halihazırda bildiğini okuyor.

Şimdi diyeceksiniz ki hocam içinde bulunduğumuz zamanda medrese mi var? Şeyhülislam mı var? Asker mi var? Nerede kaldı bu enstrümanlar? Hepsi geride değil mi?

HAYIR, GERİDE DEĞİL.

Yanı başımızda…

Mahallemizde, binamızda vs…

Halihazırda tarikatların medrese dedikleri eğitim kurumlarında faaliyetlerini sınırsız özgürlük ile yürüttüklerini görüyoruz. Evler, özel okullar, medrese dedikleri mekanlar vs…

Halihazırda tarikatların şeyhülislam potansiyelini haiz şeyhlerinin postlarında siyaset üzerinde etkin ve etkili olma gibi bir amaca yönelip yönelmediklerini bilmiyoruz. Bunun garantisi yok. Tecrübemiz var bu noktada sadece.

Halihazırda tarikatların askeri okullara öğrenci yerleştirip yerleştirmedikleri konusunda da malumat sahibi değiliz.

Yalnız bu konularda Türkiye bir tecrübe yaşadı: ‘‘Şakirtler Darbe Girişimi’’ dediğimiz FETÖ darbesi…

Tecrübe ile sabittir ki Fethullah Gülen şeyhülislam konumundaydı, TSK içinde askerleri bulunuyordu, onların da medrese dedikleri ışık evleri, yurtları, dershaneleri ve özel okulları vardı. İnsan kaynağı bu okullardan geliyordu. Dünya çapında organizasyonlar yürütüyorlardı.

Önce din ile kendilerini topluma kabul ettirdiler. Meşruiyet kazandılar böyle. Ve toplumu dini söylemlerle abluka altına alıp kendilerine mecbur ve mahkum kıldılar. Özel okullar, yurtlar ve dershaneler ile devletin bıraktığı boşlukları doldurup devlete doluştular. Sonra doldurduklarını, devleti ele geçirmek için dolduruşa getirdiler. Başlangıçta hasım belledikleri kesimler, dinci grupların ve siyasal İslam çizgisindeki ya da merkez sağ siyasetin hoşuna gitti ve onları epey gıdıkladı. Gelinen nihai noktada ise hasımlarını bir bir halleden FETÖ yapısı, hısımları ile baş başa kaldı. Ve hısımlarıyla baş başa kalınca kıyamet koptu, ne oldu ise ondan sonra oldu. Aynı Allah’a inanmak, aynı dinin mensubu olmak vs. hiçbiri FETÖ’nün hısımlarına karşı da canavarlaşmasının önüne geçemedi. Yani din, kitapta durduğu gibi değildi. Canavarlaşan FETÖ, bu ülkenin yıllarını çaldı ve evlatlarını perişan etti. Türk insanının 15 Temmuz’dan sonra evinde, binasında ya da mahallesinde FETÖ darbe girişiminin sonuçlarından dolayı mağdur olmayan insan kalmadı neredeyse.  Bu ahval ve manzara, Türk insanı için büyük bir ders oldu.

Efendiler, dikkat buyurunuz lütfen!

Din kafası, bireyden devlete geçiş yaptığı an olayları kontrol edemezsiniz. Bugün düşmanlarınızı halleder, yarın sizi haleder. Çünkü dini ihtiraslarının sonu yoktur. Şöyle ki:

Bugün Melek Mosso’yu istemez. Şu ya da bu sebeple… Buna eyvallah dersiniz. Yarın bu isteğinin yerine gelmesinden güç ve cesaret alır. Bunun üzerinden güç ve egemenlik gösterisi ile devamlı adam devşirir.

Bugün başörtülü vali atadığınızda sizi alkışlar. Yarın kendinden olmayan birini atamazsanız size kin duyar. Başörtülü bir vali, yarınlarda bunları kesmez.

Bugün başörtüsünü sorgulamaz. Başörtülü olsun, bu bile yeter, der. Yarın güç devşirdikçe ve cesaret ile yüz buldukça başörtüsünün şekline ve rengine karışır. İş herkesin çarşaf giymesine kadar gidebilir. Hatta burkaya dayanır.

Bugün size iyi görünebilir, yarın ise karşınıza dikilen bir canavar olabilir.

‘’Eyvah!’’ çığlığınız arşıalaya yükselir. Lakin nafile… Kendim ettim kendim buldum, dersiniz sonra.

Bugün dini birtakım görüntülerle ve mesajlarla bu grupları idare edebilirsiniz. Lakin yarın daha fazlasını hem çok daha fazlası isteyeceklerdir. Buna dini ihtiras deriz. Bu ihtiras ile kişisel ihtiraslarını tevhit edebileceklerini ise FETÖ deneyimden ötürü kesinlikle düşünmelisiniz. Göz ardı edilemez. Bunların kendilerinden başka.kimseyi gözü görmez ve kulakları da işitmez. Bu, böyle biline…

Yoksa ilk zamanlar kulağınıza hoş gelen şakirt, softa, sofi vs. gibi dini mefhumlar, bir felaket tellalı gibi görülebilir çok sonraları…

Dikkat, dikkat, dikkat!..

Son Söz: Efendiler, bunları dinlemeyin, açın bir Melek MOSSO şarkısını dinleyin de Türkiye’mizde bitsin bu devran…

Şarkılar, türküler konuşsun…

Çünkü:

‘‘Nerede bir türkü söyleyen görürsen, korkma yanına otur... Çünkü kötü insanların, türküleri yoktur!’’

( Neşet Ertaş )

Saygılarımla…

Yusuf SEVİNGEN