Haftanın ilk iş gününde ortaya çıkan yorgunluk, bıkkınlık ve stres gibi negatif duygular bütününe pazartesi sendromu adı veriliyor Bana göre de korku, kalp atışlarının hızlanması ve yoğun bir stres demektir. Çünkü bunun sonucunda birçok hastalık kazanılmaktadır. 

Evet ben pazartesi sendromunu tam kırk yıl yaşadım. Önce öğretmen olarak ,ardından da okul müdürü olarak yaşadım. Öğretmenliğe ilk başladığımda Türkiye’de sağ sol kavgası vardı. Okullar her gün bir savaş alanı gibiydi. Öğrenci kavgalarından dolayı öğretmenler kelle koltukta okula gidiyorlardı. Akşam eve sağ salim döndüklerinde yaşadıkları için dua ediyor, gece ise yarın ne ile karşılaşacağının korkusunu yaşıyordu. Hele hafta sonu belirli mihraklarda planlanan ve pazartesi sahnelenen kavgalarda , çatışan grupların ortasında kalıp , başına neler geleceği endişesi haftanın ilk gününü işkenceye dönüştürüyordu Okulda başlayan bu stresli  mod akşam evdekilere de yansıyordu. 

Devlet seni öğretmen olarak bir okula görevlendiriyor. Sen atandığın okuldaki öğrencilerin hem öğretmeni hem de babası-annesi-abisi-ablası, kısaca 1.derece ebeveynisin. Öncelikle bunların sağ salim olarak okuldan evine gitmesini temin edeceksin. Ruh ve beden sağlığını koruyacaksın. Aksi halde veli tepkisini, medya tepkisini, özellikle sosyal medya terörünü siz hesap edin.  

En önemlisi de vicdanınız sizin ömür boyu yakanıza yapışmasıdır. O zaman işini çok iyi yapmak zorundasın, her zaman sorumluluğunun bilincinde olacaksın. 

Ondan sonra temel davranışlar kazandıracak, yani eğiteceksin, son olarak da müfredatta hedeflenen bilgileri öğreteceksin. 

Eğer bir de yöneticiysen, öğretmenlikte yaşadığın sorunlara ek olarak, pazartesi okulun fueloilli kaloriferlerinde bir sorun olacak mı, gelmeyen öğretmen olacak mı, öğrenci ve öğretmenler sorun yaşayacaklar mı, öğrenciler arasında bir kavga olacak mı sorularıyla pazar gecesi boğuşacaksın. Yani pazartesi sendromunu yaşayacaksın. Pazartesi uykusuz okula geldiğin için, sinir katsayında bir yükselme, moral ve motivasyonunda ise bir gerileme ve gün boyu oluşan bir stres seni beklemektedir 

Hele bir lisede müdür iseniz, yukarıdaki paragraftaki sorunlara ilave olarak, ergen sorunları, akran kabadayılığı; karşı cinse kendini kabul ettirme, beğenilme veya karlıksız sevginin getirdiği ruhsal bozukluklar ve tezahürleriyle uğraşacaksın. 

Karşılıksız sevginin tezahürü olarak uç tepkiler, çatıya çıkma, kendini yaralama vb. akla hayale gelmez eylemlerle her an karşılaşabilirsin. Hele silahın da sana uymuyorsa, yani bunu önleyecek uzman çalışma arkadaşların da sorumluluk almamak için bahaneler ileri sürerek meşhur pazartesi günleri rapor alırlarsa, o zaman korkular paniğe, sinirler demir gibi gerilmeye mecburdur. 

Müdürlüğünü yaptığım lisede her pazartesi 3-4 öğrenci bu davranışları hep sergiliyor, okulun rehber öğretmeni de gerek korkusundan, gerek sorun yaşamamak için, o gün raporlu olurdu. Bunları vazgeçirmek için birkaç arkadaşla mücadeleye başlar, anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan gelirdi. Diğer günü etkisi devam ederdi.  

Bir başka okulda da teneffüste sokak serserileri okula girmeye çalışmış, hemen bana müdür yardımcısı, nöbetçi öğretmen koşarak haber verdiler. Hep birlikte kapıdan çıktık. Sokak serserilerinin arasına daldığımda, tek başıma kalmışım. Yanımdakileri tuvalette titrerken görmüştüm. 

Yani,  yıkılan tüfekçi Bekir’in yakası olmaktadır. Ben hiçbir şeye karışmayayım, müdür her şeyi halletsin. Bunun yanında müdürün bir yaptırım gücü, yasal bir yetkisi maalesef yok. Ama okuldaki her olumsuzluğun 1. derece sorumlusu okul müdürüdür. Ödül olarak da içe atmaktan kaynaklanan yeni hastalıklar kazanılacaktır. 

Sonuçta,” Beni bu güzel havalar mahvetti,” diyen Orhan Veli gibi, beni de bu pazartesi sendromları mahvetti. 

 Şemsettin CERAN  

Eğitimci-Araştırmacı/YAZAR