“Sendikacılığın er meydanı, Toplu Sözleşme Masasıdır. Masada ortaya çıkan sonuç ise hepimizin malumu… Memnun olana sözümüz yok! Genel Merkez değişikliğini hedeflemeyen şube seçimleri, yaşanılan bu tabloyu değiştirmeyecektir.”

 

Celal Demirci:

 “Sendika artık bizi yeniden üreten değil, bizi tüketen bir şeye dönüştü.”

 

“Sendikacılığın er meydanı, Toplu Sözleşme Masasıdır. Masada ortaya çıkan sonuç ise hepimizin malumu… Memnun olana sözümüz yok! Genel Merkez değişikliğini hedeflemeyen şube seçimleri, yaşanılan bu tabloyu değiştirmeyecektir.”

 

Memur sendikacılığına tam anlamıyla ömrünü vermiş bir üstadın ifadesiyle: “Sendika artık bizi yeniden üreten değil, bizi tüketen bir şeye dönüştü.” cümlesiyle başlamayı uygun gördük. Öze Dönüş misyonunu üstlenenler olarak; yola çıkış gerekçemizi en iyi ifade eden cümlenin bu olduğuna inandık.

Çünkü bu cümle bize göre: Sadece sendikal hareketin günümüzdeki genel işleyişini anlatmakla kalmıyor; sendika içi iktidar/muhalefet denkleminin yarattığı olumsuz sonuçları da en iyi biçimde özetliyordu. Sendikadaki mevcut gidişatı savunanlar ile “Hayır! Bu sendikada bir yönetim sorunu var. Sendikacılığın gerekleri yerine getirilmiyor/ getirilemiyor.” diyenlerin mücadelesi her dönem de var oldu. Ancak sendikal profesyonelleşmenin, bu mücadeleyi farklı bir noktaya taşıdığını düşünüyoruz.

Öze Dönüş Çağrısına yapılan geri dönüşlerden sonra, bazıları noktaları açıklığa kavuşturmak zorunlu hale geldi. Tam da bu nedenle: Öze Dönüş nedir? Öze Dönüş’ün amacı, misyonu nedir? Kimleri kapsamaktadır? vb. soruların cevabını vermek ve bu konuları netliğe kavuşturmak gerekti…

KPSS skandalının perde arkası: Devlette örgütlü tarikata operasyon için delillerin yok edilmesi mi bekleniyor? KPSS skandalının perde arkası: Devlette örgütlü tarikata operasyon için delillerin yok edilmesi mi bekleniyor?

Öze Dönüş: Zamanında mevcut sendikalar içerisinde yer almış, kendisini; ötekileştirilenler, dışlananlar, yalnız bırakılanlar, hayal kırıklığı yaşayanlar, duygusal kopuş yaşayanlar, küskünler, emeğine ve samimiyetine değer verilmeyenler, haksız yere subjektif gerekçelerle görevlerinden el çektirilenler, hor görülenler, yolda bulunanlara feda edilenler, hoşnutsuzlar, samimiyet dolu günlerin özlemini çekenler, bir köşede unutulanlar, sendikacılığın geldiği noktaya itiraz edenler, yeni bir sendikal sınıf oluşumunu kabul etmeyenler, üye olup da aidat ödemenin dışında bir rol biçilmeyenler ve ihtiyaç duyulmadıkça selam bile verilmeyenler olarak tanımlayanlarla, halen mevcut yapılar içerisinde değişik kademelerde aktif görevde olup gidişattan rahatsız olanların itirazlarını, özlemlerini, beklentilerini temsil etmektedir.

Öze Dönüş misyonunu üstlenenler bu gerekçelerle: Özlemini duydukları, hayalini kurdukları ve adına “Öze Dönüş” dedikleri bir sendikal ütopyanın sesi, soluğu, resmi, cismi olmanın; onu hayata geçirmenin mücadelesini vermeyi hedeflemektedirler.

Mevcut sendikalara yönelik olarak hem dışarıdan hem de içeriden bir bakışla, sendika içi iktidar/muhalefet denkleminin dışında, belirli bir seçim dönemine sıkışmaktan ziyade; ilkeler bazında bir mücadelenin tarafı olarak, kendi yaşanmış sendikal deneyim ve tecrübelerinin süzgecinden geçirdikleri tespit ve önerilerini paylaşarak; kendilerince çözüm yolları aramanın mücadelesini vermektedirler. Bu kapsamda açık yüreklilikle; zamanında bilincinde olmadan belki kendilerinin de içine düştüğü yanlışlıkları, eksiklikleri, olması gerekenleri, sendikal bir yarışın kazananı/kaybedeni olma kaygısının uzağında kalarak da olsa beklentisizce ifade etmenin ve tarihe bir not düşmenin önemine inanmaktadırlar.

Sendikacılığın profesyonelleşmesine paralel bir şekilde imtiyazlı sendikal bir sınıfın ortaya çıkmasının doğurduğu bir sonuç olarak: Kazananın da kaybedenin de tükendiği bir tablo ortaya çıkmaktadır.  Çözüm ise basittir: Sendikal alanı, imtiyazlıların at koşturduğu bir alan olmaktan çıkaracak tedbirleri uygulamaya koymak.

İşte tam da bu nedenle Öze Dönüş; sendikal meselelere sendika içi iktidar/muhalefet denklemi penceresinden sığ bir bakışı reddeder. Asıl önemli olanın, kimin hangi koltuğu kapacağı meselesi olmayıp; “Emri Bil Maruf Nehyi Anil Münker” yani iyiliği tavsiye etmek ve kötülükten men etmek görevini yerine getirmek olduğu prensibini benimser.

Sendika içi mücadeleyi kazanmaya odaklı bir iktidar/muhalefet döngüsünün sendikanın kurucu ana ilkelerine bağlı kadrolar arasında kırgınlık ve küskünlüğü büyüttüğünü, bu durumun zaman zaman yıkıcı bir çizgiye kadar savrulduğunu görerek; Anadolu insanının önemli bir birikimi olan sendikal kazanımların zarar görmemesini önceler. Davanın kazanması için gerektiğinde bir birey olarak kendisinin kaybetmesi fedakârlığından kaçınmaz. Bilir ki “Bu yolda kaybetmek, aslında kazanmaktır.”

Öze Dönüş misyonunu, kendi varlığını bir anlamda 2018 Şubat’ında konfederasyon internet sitesinin tarihçe sayfasından silinen bölümde aramaktadır.

Öze Dönüş Misyonunun; “Gün yüzüne çıkmamış ne sırlar biliyoruz…” sığlığı ve pragmatizmi içerisinde olmadığını, mevcut sendikal kadrolara; sendikal tavır, duruş, eylem, kullanılan edilgen sendikal dil, teşkilat sorunlarının çözümü ve yöntemleri konularında eleştiri getirdiğini özellikle vurgulamak istiyoruz.

Anadolu insanının onlarca yıllık emek ve mücadelesinin ürünü olan sendikalarımızın geldiği noktanın tasvip edilmediğini, bu konuda tespit edilen sıkıntıların delege demokrasinin duvarlarını aşmanın güçlüğünün bilinci içerisinde dile getirilmeye devam edileceğini de bir not olarak düşüyoruz.

Sendikalarımızda, delege demokrasinin duvarlarına, zaman zaman kişisel kariyer merkezli olarak yapıldığı izlenimini doğuran yasal güç transferlerinin; delege demokrasisini sorgulatır mahiyete ulaşabildiği ve teşkilatların ana arterlerinde tıkanmaya yol açtığı tespitimizi de buraya bir not olarak düşüyoruz.

Sendikada asıl sorunun, aday/kişi değişikliğinden ziyade zihniyet sorunu olduğunun altını çiziyoruz. Son iki dönemdir, mevcut sendikal anlayışın yukarıdan aşağıya doğru şekillendiğine olan inancımızdan dolayı; değişimin Genel Merkez politikalarında olması gerektiğinden hareketle, şubelerdeki değişikliğin Genel Merkez değişikliği hedeflenerek gerçekleşmesinin gerekliliğine inanıyoruz.

Sendikacılığın er meydanını, Toplu Sözleşme Masası olarak görüyoruz. Masada ortaya çıkan sonuç ise hepimizin malumu… Memnun olana sözümüz yok! Genel Merkez değişikliğini hedeflemeyen şube seçimlerinin, yaşanılan bu tabloyu değiştirmeyeceğini düşünüyoruz. Pratikte, şubelerin Genel Merkez politikalarına etkisinin sadece seçim dönemiyle sınırlı kaldığını, tam da bu nedenle Genel Merkez değişikliği için şubeler de değişikliğe gidilmesinin gerekli olduğu görüşündeyiz.

Özüne Dönüş, aynı zamanda başlangıçta vadedilene doğru bir göçtür. Hafızalardan silinmeye yüz tutana duyulan özlemdir. Öze Dönüş, kendi yolculuğunu; “Simurg’un Yolunda Ateşe Kanat Çırpanlar” yazısında vurgulandığı üzere; Simurg’un Kaf Dağı’na yolculuğunda bulmakta ve ütopyasını küllerinden yeniden doğmaya doğru uçuşta aramaktadır.

https://www.kamudanhaber.net/simurgun-yolunda-atese-kanat-cirpanlar

Öze Dönüş” kendi misyonunu; umutlara doğru gerçekleşen yolculuğun finalinin Kaf Dağı’nın ötesinde kaldığı düşüncesinden hareketle; özlem duyulana, umut edilene, ütopyaya doğru; “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla…” felsefesiyle, gerekirse kendini feda ederek: Simurg Kuşunun, kendi küllerinden yeniden doğmasında görmektedir. Bu yeniden doğuş: Artık ruhu taşıyamayan bir bedenden yeni bir bedene taşınma değil, bir nevi zamanın ruhuna uygun bir şekilde; vakti yeniden kuşanarak arınma, yenilenme, kendi özünde olana dönmedir.

Yani Öze Dönüş, Simurg’un yeniden doğuşa yolculuğunda: Korku vadisinde korkanlara, zirvelerdeki makamların dönerli koltuklarında başı dönenlere, para vadisinde yolundan sapanlara, konfor vadisinin bataklığına saplananlara, türlü imtihanlarda kendisini kaybedenlere aldırmadan yola revan olanların misyonuna taliptir.

Öze Dönüş, sendikal hareketleri: Kendi doğal mücadele alanlarına dönmeye, bu alanda; imtiyazlı, seçkinci yeni bir sendikal sınıf oluşturmadan, temsil edilen kitleyle birlikte, onlarla aynı yaşam koşullarında, omuz omuza yaşamaya ve mücadele etmeye davet etmektedir.

Kamuoyuna, Saygılarımızla…

Celal Demirci