Öğretmen atamalarındaki mülakatlara ilişkin birtakım adaletsizlikler ortalıkta kol gezerken Sayın Kılıçdaroğlu MEB’i ziyaret etmek istemişti.

Hatırlarsınız...

Yazılı sınav puanında yüksek puan alıp mülakatlarda barajın altında puan verilerek elenen öğretmenlerle ilgili sitemleri, serzenişleri, itirazları ortaya koymuştu.

Ve seçim vaadi olarak da öğretmen atamalarında ve diğer kurumlara yapılan atamalarda mülakatları kaldıracağını söylemişti.

Ne kadar haklıymış, birazdan anlatacağız.

Mülakat puanlarının, arşiv ve güvenlik soruşturması bağlamında şekillendiği ise dayanağı hiç kimse için tatmin edici değil.

Bunu herkes biliyor.

Biliyor bilmesine ama cesaret toplayıp söylemek mesele ülkemizde.

Pekala neden mi tatmin edici değil?

Çünkü bir önceki dönem mülakatlarda baraj üstünde puan alıp cari mülakatlarda baraj altında kalmak kafaları iyiden iyiye karıştırıyor da ondan.

Niçin bu olaydan dem vurduğumu sorguluyorsunuz zannedersem.

Malum artık güncel değil.

Unutuldu gitti.

Zaten öğretmen atamaları da yapıldı.

15 bincik kadar...

Ne yazık ki ülkemizde mağduriyet yaratan bir konunun aktüel hali saman alevi gibi...

Hal böyle olunca mülakatlarda kim kul hakkı yiyorsa yanına kalıyor gibi bir algı oluşuyor.

Bu durum da mülakatları istismara açık hale getiriyor.

Kul hakkı yiyenlerin kul hakkı yemek yanına kalıyorsa böyle bir konjonktürde, zeminde ve iklimde iştahla kul hakkı yenmeye başlanıyor.

Mülakatlar yol geçen hanına, kevgire dönüyor.

Aracı bulan, kul hakkı yemeye yelteniyor habire ve mütemadiyen.

Nasıl olsa alan boş bırakılmış, kul hakkına namüsait değil bilakis müsmüsait, TV’lerdeki siyasi programlarda kul hakkı yemek balık yemek kadar da gürültüye sebebiyet vermiyor.

Oh, misss...

‘‘Miss Mülakatlar’’ ile baş başa ve yüz yüzesin işte...

Daha canın ne istiyor mübarek!

Sağlam aracın varsa Miss Mülakat Yarışması’nın da birincisi ya da yüksek puanlısı oluvermişsin.

Bir de şaşırmış numarası yapıyorsun, seni gidi seni...

Neyse şuraya geleceğim.

Yavaş yavaş sadede yani asıl meseleye gelip noktayı koyalım.

Mülakat torpilleri nepotizm kaynaklı olabiliyor bazen.

Dıdının dıdısı kaynaklı da olabiliyor.

Kul hakkı yemek, neredeyse fakir fukaraya yardımcı olmak ya da ihtiyaç sahibinin ihtiyacını gidermekle eş değer yani muadil gibi görülüyor. Yani fakiri doyuramıyorsan mülakatlarda torpile aracı ol, yani kul hakkı yiyerek bunu telafi et.

Kul hakkı yiyerek sevap kazanılıyor belki de.

Bizler günah desek de...

Evet, son olayda diyanet mülakatlarında kul hakkı yemeye yeltenenler milletvekilleri...

Yani halkın seçtiği kişiler...

Ellerinden çıkan vekil antetli yazı ile müftüden yazıda belirttikleri isimlere mülakatlarda bir güzellik yapılması isteniyor.

Şimdi sorsak:

- Bu nedir mübarekler?

Cevap verecekler:

- Referans mektubu...

Diyanet mülakatlarında referans mektubu hukuki mi acaba?

Hukukiyi bıraktım ‘‘Nas’’a uyar mı?

Ya da diğer kurumlardaki mülakatlarda?

Öte yandan buradaki kayırmacılık, nepotizm değil, particilik de değil, bunları aşarak bir başka yüzle karşımıza çıkmış: Hemşehricilik...

Böylece mülakatlarda, üstüne üstlük diyanet mülakatında, mülakatın bu ayağını ve elini de görmüş olduk.

Bakalım daha neler göreceğiz?

Hiç olmayacak yerde bu kadar aleni olmaz ki yahu!

Nerelere geldik Allah’ım, yapın ama aleni yapmayın diye nasihat ediyoruz artık.

Tövbe, tövbe...

Son sözlerimiz şöyle olsun:

‘‘Ne desek boş ve anlamsız yani fasarya...

Kul hakkı yiyenlere karşı ayağa kalk Sakarya...’’

Ne zaman vatan-millet- Sakarya modundan adalet-hak-hukuk moduna geçeceğiz?

Adaletsizliklerin ve kul hakkı yiyenlerin karşısında Sakarya olacağız?

Bunca retoriğe rağmen herkesin bildiğini okuması...

Diyanete kadar kul hakkı yemenin aleniyeti...

Canımızı sıkmıyor daha ötesi valla...

Günün sonunda mülakatla imam olacak mübarekler de çiçeği burnunda ve nur topu gibi kıyamet alameti oluyor.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN