Siyasetin sıcak gündeminde, kamu görevlilerine sarf edilen ‘‘militan’’ ifadesine ilişkin sağlı sollu bir tartışmanın iyiden iyiye hararetlendiğini hatta ve hatta bazı kamu görevlilerini ‘‘Dava aç!’’ diktesi ile abluka altında kısakaca aldığını büyük bir endişe ile izliyoruz. Bir zorlama ve dayatma var sanki, diyerek... 

Kamu yani halk; gerçek gündemin altında ezilirken, kamu görevlilerinden biçare vaziyetlerine bir çare üretmelerini beklerken, kamu görevlilerinin siyasetin sıcak gündem akışına kendilerini kaptırdıklarını gördükleri an, bizler gibi düşünmeye ve hissetmeye başlayacaklardır kanısındayım. Yani geleceğe dair endişe, neticesi olmayan kayıkçı kavgalarının hayallerini bir bir kırması, umutsuzluk ve kör dövüşünün işe yaramazlığı altındaki darboğazlarda sıkışmışlık, daralma, bunalma ve tarihin renksiz sayfalarında altın harflerle yazılı ‘‘Yeter, söz milletin!’’ sözü ile masaya yumruğunu vurarak makus talihini kırma noktasına geliş... Bu geliş, dolduruşla değil, kulaklarının kayıkçı kavgalarında ve kör dövüşlerinde işittiği sözler ile ortaya çıkar. Unutulmamalıdır ki siyasetin kavgası, halkın geçim kavgası yanında solda sıfır kalır. Nokta...

Gerçi bu ülkede Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’a Türk milleti adına karar vermesi gereken mahkemelerde ‘‘terörist’’ yaftası yapıştırılmıştı. O yaftayı yapıştıran hakimler şu an ‘‘terörist’’ durumunda... İlker Başbuğ’u ağlama duvarı önünde fotoğrafları ile sosyal medya hesaplarında paylaşıp o dönem İlker Başbuğ’a yapıştırılan ‘‘terörist’’ yaftasına destekçi olanlar ise şimdilerde kamu görevlisine ‘‘militan’’ sözüne feveran ederek tribünlere oynama içgüdüsüyle fellik fellikler. Bak sen şu feleğin işine! Pekala, Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden propaganda sürecinde bir generale ettiği lafları nereye koyacağız? General de kamu görevlisi değil miydi? Bunların hemen hepsi kamunun yani halkın gözü önünde olmadı mı? 

Geçen günlerde yanına sokularak hasbihal ettiğim bir yaşlı amca, siyasetin bu sıcak gündem akışına kapılmadan şu sözlerle tepki veriyordu: ‘‘Git işine yavrum, ülkede bir dönem koca koca askerler terörist olmadı mı? 15 Temmuz’dan sonra 150 bin kamu görevlisi terör örgütlerine iltisak ve iltihak ile kamu görevlisi olmaktan çıkarılmadı mı? Bunlar kamuoyunun önünde yaşanmadı mı? Git yavrum işine!’’

Gelin şimdi Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan’a kulak verelim. Sayın Geylan, yakın zamanda sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşım ile kamu alanındaki umumi manzaraya ışık tutuyor. Şöyle ki:

‘‘FETÖ, etkin olduğu zamanlarda toplantılar yapardı; eğitimin ve bütçenin planlandığı, yönetici ve öğretmen taksimatının yapıldığı bu toplantılara katılabilmek için bürokrat tayfası sıraya dizilirdi.

Adeta paralel bir eğitim yönetimi ihdas edilmişti... Şimdi de bir kısım sözde STK’lar marifetiyle benzer faaliyetler yürütülüyor. Bu toplantılara il ve ilçe milli eğitim müdürleri ve seçilmiş(!) okul müdürleri katılıyor. Bu STK’lar tarafından oluşturulan WhatsApp gruplarından okul yöneticilerine bilgilendirmeler ve talimatlar yağdırılıyor. Yönetici görevlendirmelerinden okul türlerinin belirlenmesine, ders seçimlerinden kurum kuruluşlarla ilişkilere kadar eğitimin her safhası bu toplantılarda masaya yatırılıyor... Bilmiyorum, Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk bu durumlardan haberdar mıdır? Ancak çok açık ifade ediyorum ki, bu güzel ülkenin yeni 15 Temmuzlar yaşamaya takati yoktur. Sorumluluk makamında bulunanları gereğini yapmaya davet ediyorum.’’

Karne dağıtan parti il başkanları, Sayın Geylan’ın kamu alanına ışık tuttuğu bu umumi manzara, siyasi tarihimiz içinde kamu görevlileri ile ilgili yaşanmışlıklar sizce ‘‘militan’’ ifadesini kafamızda nereye oturtuyor? Bunu size bırakıyorum.

Yaşlı amcanın yanından ayrılırken bana şu nasihatte bulunuyordu: ‘‘Sakın bu siyaset kavgasında taraf olup da bir taraftan bir tarafa siyasi görüntü verme... İleride mahkemeye açtığın dava başına kabak gibi patlar. Bu sistem içinde başa gelen kişi ve cenah, senin açtığın davanın izini sürüp kulağından tutarak seni kamudan kapı dışarı edebilir.’’

Amcanın nasihatini kulağıma küpe edip bertaraf olmamak için bitaraf olmam gerektiğini anlıyordum. Siyasetin kavgası benim kavgam değil, diyerek memuru (kamu görevlisi) olarak hem kendi geçim kavgama hem de kamuya (halka) hizmete ilişkin iş ve işlemlerimi yapmak için yola koyuluyordum. Siyasetin tahrikine ve tahkirine gelmemeliydim. 

SİYASET, BENİM GEÇİM KAVGAMDA BENİM YANIMDA DEĞİLSE BEN NE DİYE SİYASETİN KAVGASINDA TARAF OLAYIM Kİ! BİNAENALEYH BEN DAVACI DEĞİLİM...

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN