Gün  olur yalnızlığın en dip yerindeyim,

her yer kızıl bir nehir gibi busbulanık dökülür üstüme,

dökülüyor hiç durmadan…..

 

Ve gözlerimde dağların karlı dorukları,

öyle yaman bakar ki, rüzgarlar ters döner ,

poyrazlar eser, yüzüme vurur,

 

bir yanımı hasret sarar ,bir yanımı özlem...

Bir yanım yangınlar içinde alevlere tutulur,

bir yanım yağmur yüklü,mısralar yakar,

dilimde hep aynı türkü,ağıt çalar lirik ezgilere…

 

Uysaldır  bir yanım, sus pus içinde,

Bir yanım öfke seli akıp gidene……

 

Sonra ufuklar kızıla boyanır

ve  güneş bereketli sofrasını toplarken yeryüzünden,

bir hüzün çöker,dağ başları dumanlanır, sislenir,

kaç hasret tükenir közlenmiş yüreğimde..

 

Ve an olur bir “çocuk gülüşü” belirir tenha vakitlerde,

gözleri bahar yüklü,

gözleri hoyrat bakışlı…

 

Bir “çocuk gülüşü” bayramlar gibi gelir bana bu uzak yerde,

sarı sarı altınlar gibi,ne bileyim yakut,zümrütler gibi…

 

Ya da en kutsal ödüllerden daha öte.

Çünkü,ancak o sıyırır üstümden bütün  dertleri,bütün kederleri….

 

Bir “çocuk gülüşü” diyorum, müjdeler verir gibi,

tadına doyum olmaz armağanlar gibi,

saftır çünkü,çok sevecen,bir o kadar da içten.

 

An olur fikrimde gelincikler depreşir

ve aklım demir pencereme takılı,

hep bir çocuk beklerim gözlerinde gülücükler olsun

Anadolu'dan kopmuş bir tutam mavi,

yitik düşünü yüreğime işler gibi bir tutam sevgi….