Dün bazı sağduyulu televizyonlarda yayınlanan 28 Şubat belgeselini izleyemedim.

Nur Serter'i, Demirel'i, Ecevit'i, Mesut Yılmaz'ı ve başörtülülere, dindarlara, İmam-Hatiplilere kin ve nefret ile pislik kusanları görünce gerildim...

Tahammül edemedim!

Boğazıma bir acı yumru oturuverdi, kaskatı...

Çünkü; millete kurulan tuzakların, yapılan komplo ve kuşatmaların doğrudan maddi-manevi varlığımızı, ilim ve irfanımızı, ahlâk ve maneviyatımızı, yaşama tarzımızı hedef aldığını aleni ortaya koyan mütekebbirleri ve kraldan fazla kralcı soytarıları anımsadım. Devletin, milletin uçuruma itildiği günler geçiverdi bir an gözümün önünden. Atatürkçülük, ilericilik, çağdaşlık yalanı ve perdesi arkasından, sinsî ve şeytanî alçakça planlarıyla mütedeyyin insanları susturdukları, muhterem ve kibar bir siyasetçiyi (Büyük Deha Rahmetli Erbakan Hocamı kastediyorum) sindirmeye çalışarak, ülkeyi yağmaladıkları geçti film şeridi gibi hatıramdan…

Türkiye, hızla siyasi, ekonomik kriz ortamına sokuluverdi. Bankaların içi bir sihirbaz çabukluğuyla boşaltılıverip, kamu çalışanlarının maaşlarını bile ödeyemeyecek duruma gelinmişti. Ülke, IMF’den borç ve kredi istemek durumunda bırakılmıştı. Kimi yüksek rütbeli paşalar ise, batırılan ya da hortumlanan bankaların, holdinglerin yönetim kurullarında yüklü maaşlarla istihdam edilmişlerdi.

Yüzde 100’leri aşan devalüasyonla ülke zenginliği bir gecede yarıya inmişti. Gecelik yüzde 7500’lere varan faiz oranları, hızla artan ve toplanan tüm vergi gelirler ödense bile karşılanamayan borç stokları, bunaltan zamlar, üretimde ve piyasalarda durgunluk, iflaslar, esnaf yürüyüşleri, Türkiye’nin peş peşe ortalama yüzde 10 seviyelerinde küçülmesi, tamtakır bırakılan hazine...

Yüz binlerce insanımızı mağdur eden 28 Şubat postmodern darbesi, her eve ateş, her göze yaş düşürdü. Milletin, servetinden de önce umudu, hayali, amacı çalınmıştı. Darbecilerin hepsi yargılanıp, cezalarını çekmeli.

Bütün bunlar ‘Çağdaş Türkiye’ göz boyamasıyla yapılan 28 Şubat askeri vesayet rejiminin sonuçlarından sadece birkaçı.

O puslu günlerde acılar içinde zulümlere uğrayanların ödedikleri bedellerin acılarını ve zalimleri unutmadık/unutmayacağız/unutturmayacağız!

Şimdi nimetler içerisinde, kerameti kendinden bilen birtakım zevat, o günlerde acıyla kıvrananların ruhlarında kalan darbe izlerini görmezden gelmemeli/gelemez!

O günkü ödenen bedellerin üzerine kurulu nimetleri, bugün hoyratça harcamaya kalkanların yakalarına yapışırız!

O günkü direnişçi ruhu, bugün radikalizmle suçlayarak dışlamaya kalkanlara asla izin vermeyiz!

O gün eziyet ederek, hakirleştirmeye çalışarak başımıza dikilip, bize 'irticacı' diye çemkirenleri, bugün baş tacı edenlere de hesabını sorarız! Biz soramazsak, Allah cc muhakkak soracak!

O gün darbeye maruz kalanlar, bugün rehavete kapılmasın sakın. Savrulmayın, dağılmayın, nimetler içerisinde bozulmayın! Dirilin, Dirilin, Yeniden dirilin!...

Mehmet Emin Sofuoğlu
KamuAjans.com - Özel Haber