Ben bir müdür yetkiliyim,buyrulan yere hiçbir bahaneye sarılmadan koşar adım gittiğim ve bugün bana dil  uzatıp ta,”30 öğrenci ile yöneticilik mi olur” diyenlerin gitmemek için ,ya da gittiklerinde oradan  kaçmak için bin bir hileye başvurdukları yerdeyim..

 

      Ben bir müdür yetiliyim…Üniversiteden yeni mezun olmuş çiçeği burnunda yüreğinde dünyalar barındıran gencecik bir adamım ben….Sonra ilk ataması; yolu,suyu olmayan,çatısı akıtan,bacası çekmeyen,ihata duvarı olmayan,beş sınıfı bir arada okutulan bir okula çıkan öğretmenim aynı zamanda…İlk günden başlarım yığma taş duvarı yapmaya..Bazen kaldırdığım taşın altında yılan yavrusu,bazen de akrep yaşamakta..Ama yürekte bu hoyrat bakışlı çocukların daha güzel yarınlarda hayallerini gerçekleştirme umudu varken kim düşünür ki akrebi ,yılanı,susuzluğu,yolsuzluğu,bir parça ekmeğe talim etmeyi…

 

 

     Ben bir müdür yetkiliyim,köy köy gezer,dağı taşı aşındırıp okula gönderilmeyen çakmak gözlü çocukları okula kazandıranım ben…Ve köyde öğretmenlikten öte,yeri geldiğinde hademe,yeri geldiğinde doktor,yeri geldiğinde şair,ozan,sosyologum ben….

 

     Daha üçüncü gününde teftiş edilen,ne olduğunu henüz bilemediğim,sınıf geçme defteri,kütük defter,demirbaş eşya defteri, desimal dosya,nakil işlemleri,envai çeşit resmi yazışmalarına verilmesi gereken cevapların daha ilk gününde kendisinden istenen adamım ben…

 

      Şimdi anladınız mı bana niye müdür yetkili diyorlar…Üstelik beş sınıfı aynı derslikte okutuyor,haftada 30 saate derse giriyor, okul bittiğinde alıp çocukları bir üç saat daha okulun etrafını taş duvarla örüyor,suyu olmayan köyde öğrenci WC lerine kocaman su bidonları koyuyor, sınıf koridoruna  su kazanı ile  yapay çeşme monte edip haftanın su gününü belirliyor, yakacağı olmayan köyde her gün öğrencilerden birer tezek istiyor, ev ev dolaşıp şartlı nakit,sosyal yardımları hakkedenleri tesit ediyor,portakal pamuk toplama mevsimlerinde çocukların köyü terk etmemesi için kılıktan kılığa giriyor,gelen resmi yazıya zamanında cevap verebilmek için okul bitiminde topraktan yolu koşar adım geride bırakıp ıssız yol başlarında otostop çekiyor, çoğu zaman gelen traktöre binip ayazda esen fırtınayla yüzü buz kesilen bir halde ilçeye varıyor, resmi yazıyı teslim eden adam oluyorum …Bazen de yollar kapalı iki haftalık küflü emeği yemek zorunda kalıyor,meyvesiz, sebzesiz nice günler geceler geçiyorum.

 

       Ve daha yazamadığım,dile getiremediğim binlerce iş,işlem,zorluk ve eziyetler..Artık bitsin şu vekil yöneticilik ile müdür yetkililik karşılaştırması…Hiçbir müdür yetkilinin vekil yöneticiye bugüne kadar dil uzattığını görmedim,duymadım…

 

       Bakanlığın müdür yetkililiğin hangi zor şartlarda yapıldığını en iyi bilip vermiş olduğu hakkı çok gören,bunu haksızlık olarak addeden meslektaşlarımız artık bu bizleri derinden üzen yaklaşımlardan vazgeçmeleri gerekir…Şu yukarıda saymaya çalıştıklarımı yüreğinin en eğitmen yanıyla telaki edip bunu hak edip etmediğimizi bir kez daha düşünmeye davet ediyor,aşağıdaki videoyu izleyip yeniden bir değerlendirme yapmalarını öneriyorum…

 

İbrahim KAYA