Her şey eğitimle başlar. O yüzden disipline de eğitimde başlamak gerekir. Ağaç yaş iken eğilir, hayatın her aşamasında disiplin olmalıdır. Gerek aile hayatında gerek çalışma hayatında ,gerek sosyal hayatta düzenli olmak gerekir. Başıboşluk asla başarı getirmez. Disiplin eşittir başarı demektir. 

Zaten ülkemizde de kurallar okula başladığı zaman başlıyor ,ancak bazı ebeveynlerimiz çocuklarına kuralı, yaptırımı uygun bulmaz. Hatta bazıları tehdit, darp girişiminde bile bulunuyorlar. Bayramdan önce bir ilkokulda sınıf öğretmeni parka götürdüğü öğrencilerinden birini yaramazlık yaptığı için cezalandırınca, iki kadın veli tarafından dövülmüş. Benzeri olayları her zaman duyuyoruz. Ya da bazı okullar da yönetim kadrosunun veya öğretmenin zafiyeti nedeniyle kuralları uygulamada yetersiz kalınır, velinin her istediği yerine getirilir. 

Almanya'da bir müddet yaşamış ve eğitim sistemini incelemiş birisi olarak,  Almanya’da uyku saati gelen çocuk yatağına yatırılır. Bu sırada çocuk hıçkıra hıçkıra ağlasa da. Anne bundan hiç etkilenmez. Sonra çocuk uyur. Ama bizde böyle bir durumda anne müdahale etmese, baba eder, ya da ebeveynlerden birisi müdahale eder. Sonuçta da çocuğa hiçbir kuralı kabul ettiremez. Aynı şekilde okullarda da sıkı kurallar uygulanır.  

  Almanya’da okula ve eşyalarına, arkadaşlarına zarar vermek, yerlere çöp atmak, kimse olmasa da kırmızı ışıkta geçmek, karşısındaki insan ister yerli ister yabancı ister çocuk ister yaşlı kim olursa olsun sattığı ürünün fiyatını değiştirmek, çürük mal satmak, stokçuluk yapmak, vergi kaçırmak gibi pek çok kurallar manzumesi eğitimle birlikte veriliyor.(Bizde ise ,bal tutan parmağını yalar, adamına göre muamele vb. tavsiye edilir.) 

Doğal olarak da ekonomide, sanayide her alanda ileri gidiyorlar. Devamsız öğrenci için velisine para cezası kesilir. Aynı ceza bizde olmasına rağmen hiç uygulanmaz. Bizim Türkler bundan dolayı hiç devamsızlık yaptırmazlar. Avrupa, iş disiplininden dolayı her alanda ileri gitmiştir. İngiltere başbakanı pandamı kurallarına uymadığı için ceza ödemiştir. 

Bizde ise bazı veliler ,okulda da kendi çocuğunun kurallara uymasa bile, yaptırımlardan muaf tutulmasını, başkasının çocuklarına da en ağır cezaların verilmesi ister. Kayıt sırasında, eti senin kemiği benim, diyen bir veli, disipline verilen çocuğun ceza almaması için, kabul etme şöyle dursun, tehdide bile başvurmuştu.  

Disiplinde maksat, bağırmak çağırmak, şiddet kullanmak değil, belirlenen kurallar-kanunlar çerçevesinde, herkesin bir intizam içerisinde görevini yapma ,bu kurallara uyması demektir.  

 Eğitimde de ,yöneticinin, öğretmenin duruşu, otoritesi ,öğrenmenin ana faktörüdür. Diğerleri tali unsurlardır. Disiplinin olmadığı yerde materyalin çok fazla bir önemi olmaz. Çünkü en iyi okul disiplinli okuldur. 

Geçen hafta okullardaki şiddet ortamının önlenmesi ile ilgili birkaç madde sıralamıştım. “Eğitimim engelleyen öğrencilerin örgün eğitimden çıkarılması, liselere ve üniversiteye girişte diploma notunun yarı yarıya etkili olması ,cep telefonunun 18 yaşından küçüklere kapatılması gibi. Tüm eğitimci arkadaşlardan çok olumlu mesajlar aldım, ama basın kuruluşları, haber ajansları konuya ilgi duymadı. Onlar ancak vahim bir olaydan sonra, yani testi kırıldıktan sonra gündem yapıyorlar. 

Şimdi iğneyi birazda kendimize batıralım. Şiddet ortamının oluşmasında, maalesef öğretmenin ortaya koyduğu duruş, otorite,  disiplin de o kadar önemlidir. Bir başka değişle öğretmen sınıfta disiplin sağlayamıyorsa, otoriteyi kuramıyorsa söyledikleri anlaşılmaz, sınıfta kaos ortamı ve ardından da öğrenciler arasında, sınıfta kavgalar olur. 

 “Okul, müdürü kadardır veya sınıf, öğretmeni kadardır. ”sözünün doğruluğunu kırk yıl bizzat gördüm, yaşadım, yaşattım. İyi bir okuldan veya iyi bir öğretmenden bahsederken; disiplinli bir okul, disiplinli bir öğretmen en önde söylenilmektedir. 

Öğretmenin sınıf içerisinde disiplinli ya da pasif olması, öğrenmenin oluşmasında çok büyük etkendir. Dünyanın en iyi üniversitesinden mezun olmuş, çok donanımlı da olsa da bir öğretmen, eğer sınıfta otoriteyi kuramıyorsa, bir şey öğretmesi asla mümkün olamaz. ODTÜ’yü birincilikle bitirmiş matematik öğretmenimiz, sınıfta kontrolü sağlayamaz, öğrenciler şakalaşırlar, öğretmenle alay ederlerdi. Buna dayanamayan öğretmen sonunda akıl hastanesine kaldırılmıştı. 

Birkaç yıl önce müdürlüğünü yaptığım bir okula ziyarete gitmiştim. Bu vesileyle öğrencilere hitap etmek istedim. Okulun konferans salonunda öğrenciler bekliyorlardı. Mevcut okul müdürü beni takdim sırasında, salonda gürültü, uğultu devam etmekteydi.  

Mikrofonun başında geçtiğimde de gürültü aynı şekilde devam ediyordu. Yılların tecrübesiyle konuşmama başlamadım. Mikrofon elimde çocukların gözlerine anlamlı anlamlı baktım. Bir duruş sergiledim. Bir müddet sonra, önden başlamak üzere tüm salon sessizliğe gömülmüştü. Bir saat çıt çıkmadan konuşmam dinlenmişti. 

Müdür arkadaş ,bunları nasıl hizaya getirdin diye, hayretle bana bakıyordu. “

Hemen aklıma benim dönemdeki başarı geldi. O dönemde pek çok öğrenci üniversite kazanmıştı. Son yıllarda pek kazanan olmuyor diye kulağıma gelmişti. Sanırım Müdürdeki yaklaşım okulun tümüne yansımış. 

.Öğrenci ile öğretmen arasında mutlaka bir mesafe olmalıdır. Bu arayı iyi ayarlamak gerekir.  

Özellikle ilköğretimde öğrencilere “arkadaşlar” diye hitap etmek çok yanlıştır. Yaş farkının fazla olmadığı diğer okullarda kabul edilebilir, ama ilköğretimde doğru değildir. Bu hitap şekli disiplinin başlangıç noktasıdır. Bence en doğru hitap şekli, çocuğun gönlünü okşayan adıyla hitap etmektir.  

Sonuçta, her işte başarılı olmanın yolu disiplinli olmaktan geçer.

Şemsettin CERAN  

Eğitimci-YAZAR 

 “Eğitimde Yeniden Yapılanma” Kitabının Yazarı/Ankara