MEB Yatırım Bütçesi 2017-2019:

Fen Liseleri: 109.666.000 TL

İmam-Hatipler: 1.723.000.000 TL

Yukarıda yer verilen iki kurum arasındaki parasal uçurum hakkında şu soruları sormak istiyorum:

1-Fen Liselerinde ve İmam Hatip Liselerinde öğrenim gören her öğrenci T.C. yurttaşı/vatandaşı yani bu ülkenin geleceğini güvenerek (zerre şüphe duymadan) emanet edeceği evlatları ise (nitekim öyle) o zaman Fen Lisesi öğrencisi ile İmam –Hatip öğrencisi arasında anayasa ve kanun önünde hiçbir fark olmayıp bu öğrenciler eşittir ve bu öğrenciler arasında da fark gözetilemez diyoruzdur, hal böyle iken, iki farklı kurum türüne parasal kaynak aktarımında neden bu fahiş ayrımcılık yapılmış/yapılmaktadır?

2-Görülen tabloda parasal cihette yapılan/yapılmakta olan bu fahiş ayrımcılığın ortaya çıkaracağı ve yol açacağı sosyal adaletsizliğin kaynağı nedir? İki okul arasındaki ‘çıktı’ farkı mıdır fark yaratan?

3-Yoksa, 28 Şubat sürecinde İmam Hatip Liselerine yapılan haksızlığın ve eşitsizliğin, tersine dönmüş post-modern iz sürümü müdür?

4-Ya da ‘Keser döner, sap döner, gün gelir HESAP döner’ aforizmasındaki HESAP-laşma mıdır?

5-Ve ideolojik ya da inançsal düşünce ve duygularla donatılmış zihinlerimizde ve kalplerimizde açılan yaraların ve zararların hesabını neden hep yeni kuşaklara fatura ederek ödetmeye çalışırız?

6-Kısır döngülerdeki fark gözeten bakış açımız ve anlayışımız, bir alışkanlık mıdır, atalarımızdan bize kalan bir miras mıdır?

7-Bu hesaplaşma ve ödeşme yarışında kazanan kim ya da kimlerdir? Pekala, ya kaybedenler? Kaybedenlerin, her dönem bu ülkenin evlatları olduğu açık değil mi, net değil mi, belli değil mi, sabit değil mi, kesin değil mi?

8-Neden bir denge ve ölçülülük içinde, fark gözetmeksizin eğitim-öğretim hayatını düzenleyemiyoruz? Ya da bu hayata, bu minvalde yön veremiyoruz?

9-Yoksa, ‘28 Şubat, bin yıl sürecek’ diyen aklın/vicdanın göz göre göre, bile bile yaptığı ayrımcılığın ve haksızlığın tersi yönde mi izi sürülüyor?

Tüm ayrımlara inat, fark gözetmelere inat, yaşasın öğrenim hayatı içindeki EŞİT hayat... Öyle ki, kardeşliği ve eşitliği gözeten bir hayat...

Sözlerimi, 1997’de yazılmış bir kitaptan alıntıladığım şu sözlerle bitirmek istiyorum:

İnsan hakları şuurunun oluşmadığı bir toplumda, ahlakın gelişmesi düşünülemez, Zira ahlaklı olmanın birinci adımı zararsızlığı öğrenmek, ikinci adımı ise yararlı hizmete rol almaktadır. Yine ahlakın bireysel ve toplumsal hedefi, iki kelimeye indirgendiğinde huzur ve adalettir. O halde insan haklarının yerleşmediği, ayrımcılığın, eşitsizliğin sürdüğü toplumlarda bu amaçlara ulaşmak mümkün olamayacaktır. Zira insan hakları, dünyada özgürlük, adalet ve barışın en etkin güvencesidir.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN
KamuAjans.com - Özel Haber