Ayak kaydırmak nedir diye Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne baktım. Aynen şunları yazıyor:

“ayağını kaydırmak
bir yolunu bulup birsini işinden veya görevinden uzaklaştırmak..

Kulağı çınlasın Hacı Arıcı Hocam hep derdi ki, “Biz Tokatlılar aslında birbirimize çok tutkunuz. Özellikle de birinin ayağını tutar ,aşağıya çekmesini iyi biliriz” derdi.

Siz “YENGEÇ SEPETİ” nedir bilir misiniz?

Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür.

Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür.

Balıkçıya sorduğunda “Evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçamayacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” yanıtını alır.

Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkansızlaşır.

Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz. Bu durum, Yengeç Sepeti Sendromu’nun çıkış noktasıdır.

Filipinliler arasında popüler olan kavram, ilk olarak aktivist yazar Ninotchka Rosca tarafından kullanılıyor. “Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.” “Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” anlayışını ifade eder.

Örnekte görüldüğü gibi hemşehrilerinin ışığının parlamasından gurur duymak yerine ışığını kapatan az olsun benim olsun, ben olayım, hep ben ben ben diyenler yüzünden birlik ve beraberlik söylemleri asla eyleme dönüşmüyor.

Tokat özelinden ülkemiz geneline açılırsak durumun çok da farklı olmadığını görürüz.

Bazı insanlar, bencilce davranarak hırslarını ön plana alarak başarmanın yolunun başkalarını geride tutmak olduğunu düşünürler. Kendileri ulaşamıyorsa, sizin de hayalleriniz, hedefleriniz uzak olmalıdır. İstekleri budur.

Kaydıran kaydırana helal olsun..

Vesselam..

*Ne tu Brutum.
*Sen de mi Brütüs?