Dün bizim çocuklar Hollanda'dan sonra Norveç'i  de futbolda dize getirdi.

Norveç futbol direktörü Türkiye'yi anlayamıyoruz, garip bir roman gibiler.

Acaba uluslar ligindeki looser (kaybeden)Türkiye mi yoksa Hollanda veya Fransa'yı dize getiren bir  Türkiye mi ?

Bunu saha da göreceğiz demişti.
Nitekim gördüler.

Aşağılık kompleksi, bireysel psikoloji ekolünün kurucusu Alfred Adler tarafından ortaya atılan ve kişinin bazı yönlerden kendini diğerlerinden aşağı hissetmesine neden olan karmaşasına verilen addır.

Bu komplekse sahip kişilerde genellikle kendini ispat etme çabası görülür.

Sıklıkla farkına varılmaz ve telafi etme düşüncesi kişileri eziyet içine sürükler ve şaşırtıcı bir kazanım veya aşırı bir antisosyal davranışla sonuçlanır.

Özgüven eksikliği, saplantı bozuklukları, kültürel yozlaşma ve aşağılık kompleksinin nedenleri arasında gösterilebilir.

Psikiyatrik bir hastalıktan çok psikolojik bir durumdur.

Alfred Adler, bütün gelişme dönemi süresince çocuğun ebeveyni ve genel dünyayla ilgili bir yetersizlik duygusu hissettiği kavramını geliştirmiştir.

Hastanın kompensasyon için gösterdiği psikolojik veya fiziki çabaların sonuçsuz kalmasıyla psikonevrozlar gelişir; hasta başarısızlıklarını örtbas etmek ve başkaları üzerinde bir güç kazanmak için bu semptomlarını kullanır.

Çok kere depresyonla birlikte beliren aşağılık duygularına emeklilikte ve yaşlılıkta sık rastlanır.

Bu vakalarda hasta kendisine saygısını önemli derecede kaybetmiştir.

Kişi toplumsal bakımdan düştüğünü, ve önemsiz kaldığını hisseder ve böylece paranoid reaksiyon tipleri gelişebilir.*

Toplumsal genlerimize indiğimizde, zorluk karşısında el ele verdiğimizde kenetlendiğimizde ,aşamayacağımız engel kazanamayacağımz savaş olmadığını defalarca gördük.

Bunu çok iyi bilen, tırnak içinde söylüyorum "dış güçler", Siz Türkler yapamazsınız, başaramazsınız ve  iç ses; abi bizden bir şey olmaz.. önermelerini bilinçaltımıza yerleştirdiler.

Bizim annemizden, babamızdan ,tarihimizden atalarımızdan, utanmamız gerektiğini yaptıkları filmlerle, dizilerle, sit komlarla zihinlerimize işlediler .Bizi medeni Avrupa karşısında Barbar Türkler pozisyonuna düşürdüler

Ortadoğu bataklık deyimini, biz Türklerin ne kadar işe yaramaz olduğunu yıllarca alt benliklerimize işlediler.

Çaresizliği bize aşıladılar.Öğrenilmiş çaresizlik elimizi,kolumuzu görunmez zincirlerle bağladı.

Fil yavrusunu kaçmaması için bir kazık ve ip ile ayağından yere bağlarlar.... Büyüdükçe kazık ve ipi küçük bir ayak darbesi ile kopartabilecek güce ulaşır. Ancak fil onu koparabileceğini asla düşünmez.
Çaresizlik file dayatilmıştır.

Cam tavan sendromunu bilir misiniz?

Kişisel gelişim alanında uzman bir doktor olan David J. Schwartz tarafından yapılan bir deney sonucunda bu isimle anılmaya başlayan bir sendromdur.

Cam tavan, bireylerin başarılarını ve potansiyellerini ulaşılmaz kılan görünmez bir engelin metaforik tanımıdır.

Bu nedenle kişilerin kendi potansiyellerinin farkında olması ve kendi zihinlerindeki engelleri aşmaya çalışması büyük önem taşır.

Cam tavan sendromunun insanların zihninde ve yaşamlarında yarattığı etkileri daha iyi anlayabilmek için bu deneyin çıkış noktasına ve günlük hayattaki karşılıklarına göz atabilirsiniz.

Cam Tavan Sendromu ve Öğrenilmiş Çaresizlik David J. Schwartz önderliğinde çalışmalar yürüten bir grup bilim adamı, pireler üzerinde yaptıkları deneylerde her pirenin farklı yüksekliklere zıplayabildiğini fark eder.

Bu farklılık, cam tavan sendromunun da çıkış noktasını doğurur.

Pirelerden bazılarını bir cam fanusun içine koyan araştırmacılar, fanusun tabanından 30 cm yüksekliğe camdan bir tavan yerleştirilir. Daha sonra fanusun tabanını ısıtmaya başlarlar.

Sıcaklık arttıkça pireler de fanustan kurtulmak için zıplamaya başlar.

Ancak hepsi, 30 cm’lik yüksekliğe ulaştığında cam tavana çarparak tekrar yere düşer.

Defalarca zıplamalarına yani başarmaya çalışmalarına rağmen, ne olduğunu anlayamadıkları bir şey onlara engel olmaktadır.

Araştırmacılar bir süre sonra pirelerin en fazla 30 cm yüksekliğe, yani cam tavana çarpmayacak ölçüde zıplamaya başladığını fark eder.

Pireler kaçmalarına engel olan ve tanımlayamadıkları cam kapaktan kendilerini korumayı öğrenmiştir.

Belirli bir sürenin sonuna gelindiğinde, araştırmacılar fanusun cam kapağını kaldırır ve tekrar fanusun tabanını ısıtmaya başlar.

Pirelerin önünde artık kaçmaları için hiçbir engel yoktur. Fakat artık hiçbir pire 30 cm’den daha yükseğe zıplamaz.

Artık zihinlerinde, daha yükseğe zıplasalar da başaramayacaklarının bilgisi vardır.

Cama her çarptıklarında hissettikleri acı, onlara hiçbir koşulda 30 cm’den yükseğe zıplamamaları gerektiğini öğretmiştir. Bu yüzden ne engelin kalktığının ne de bir adım ötelerinde özgürlüğün olduğunun farkına varabilerler. Bu deney, pirelerin bir eylemi başaramayacaklarını öğrendiklerinin kanıtı olarak tarihe geçer.

Pire deneyinden yola çıkılarak tanımlanan cam tavan sendromu, 1969 yılında Wall Street Journal’da yer alan bir makale sayesinde tüm dünyada duyulur.

Dr. David J. Schwartz, bir eylemin imkânsız olduğuna inandığınızda zihninizin bu inancı haklı kılmak ve kanıtlamak için çabalamaya başladığını söyler. 

Aksine, bir şeyi başaracağınıza dair inancınızı canlı tuttuğunuzda ise zihniniz bu başarıyı gerçeğe dönüştürmenin yollarını aramaya başlar. Pire deneyi sonucunda literatüre kazandırılan cam tavan sendromu, birey psikolojisinde öğrenilmiş çaresizliğe karşılık gelir.

Bir insanın potansiyelini konumlandırdığı nokta, bir başka deyişle hayallerinin uzandığı en üst sınır, onun cam tavanıdır. 

Her insanın cam tavanının konumu hayattaki tecrübelerinden, öğrendiklerinden ve kişiliğinden süzülerek oluşur. 

Bir eylemi başarmak için çabalasanız da amacınıza ulaşamayacağınızı düşünürseniz, defalarca çabalamaktan vazgeçersiniz. Bu vazgeçiş, öğrenilmiş çaresizliğin ve birçok hayalin başarıya ulaşmamasının temel nedenidir.

Başarısızlığı kabullenmek, çaba faktörünü ortadan kaldırır.

Ayrıca, öğrenilmiş çaresizlik bireyin söz konusu durum ya da eylem hakkında artık öz güvenini yitirdiğini gösterir.

Yıllardır medya gücü ile, şimdi de sosyal medya gücü ile verilen subliminal mesajlarla bizden bir şey olmaz abi mi diyeceğiz yani etrak-i bi idrak mı olacağız ya da silkinip bize dayatılan prangalardan kurtulup biz buradayız bir aradayız mı diyeceğız?

Bizim cocuklar haftaya Letonya'yı da yenerse bu amaca hizmet etmeye devam edecek.

Ya sizin çocuklar ne alemde?

Erhan Ziya SANCAR
Eğitimci-Yazar