Araştırma görevliliği ile akademisyenliğe başlayan genç bilim insanları, yüksek lisans, doktora, doktor öğretim üyeliği ve nihayetinde doçentlik sürecine kadar belirsizliğe mahkûm bir hayatın özneleridir.

Yüksek lisans ve doktora öğrencileri arasından seçtiğimiz araştırma görevlileri en az 15 yıl süren, kadro güvencesinin olmadığı, bir iki yılda bir görev süresinin uzatılıp uzatılmayacağı belirsiz, stresli bir memuriyet ile eğitimlerini birlikte sürdürmek mecburiyetindedirler.

Meşakkatli bir yolun yolcusu akademisyenlerimiz yolun da, kaptanın da, kuralların da her an değişebileceği belirsizlik içindedir. Hatta yolculuğun herhangi bir safhasında araçtan da indirilebilir.

KPSS iptali ile gündeme geldi! Şoke eden ihbar: 400 bin lira yatırıldı KPSS iptali ile gündeme geldi! Şoke eden ihbar: 400 bin lira yatırıldı

Eğitim-Bir-Sen’in, Genç Akademisyenler Birliği ve Genç-Memur-Sen ile birlikte bin 122 araştırma görevlisinin katılımıyla yaptığı bir çalışmada, araştırma görevlilerinin yüzde 92’si doktora sonrası işsiz kalacağı kaygısını taşımaktadır. Aynı çalışmada, ‘Güvencesiz Meslek, Belirsiz Gelecek: 50/d Araştırma Görevliliği’ raporunda denmektedir ki, ‘Türkiye’de kadro bulamaz ise yurt dışına gitmek zorundayım’ diyenlerin oranı yüzde 56,6’dır.

8-9 yıllık yüksek lisans ve doktora eğitim maliyeti hariç olmak üzere sadece araştırma görevlisi maaşı olarak 700-800 bin TL ödediğimiz dikkate alındığında, bir araştırma görevlisinin doktora bittiğinde işsizliğe mahkûm edilmesinin hiçbir makul nedeni yoktur.

Araştırma görevliliği kadrosunu üniversitelerimiz geleceğin bilim insanlarını yetiştirmek üzere tahsis etmektedir. Ancak 2018 yılından sonra araştırma görevlileri istisnasız bir şekilde 50/d kadrosu kapsamında istihdam edilerek akademisyenliğe giriş, araştırma görevliliği ‘güvencesiz’ hâle getirilmiş, araştırma görevlileri yurt dışı beyin göçü için arayışa itilmiştir.

Mezkûr rapordan bir şey daha öğreniyoruz: 50/d statüsünün güvencesizliği nedeniyle araştırma görevlilerinin yüzde 47,7’si mobbinge maruz kalmaktadır, ki bu korkunç bir orandır.

50/d araştırma görevlileri, doktora sonrası sözleşmeleri feshedilip işsiz kaldıkları için yüksek lisans ve doktora sürecini uzatabildiği kadar uzatmaktadır. Normalde 5-6 yılda bitecek yüksek lisans ve doktora süreci 8-9 yıla kadar uzatılmaktadır.

Hayattan çalınan bu üç yıla ve anlamsız bir kural için heba edilen üç yıl için ödenen maliyete yazık değil mi!

2018 yılı sonrasında yapılan düzenlemeyle tüm araştırma görevlileri 2547 sayılı Kanun’un 50/d maddesi kapsamında atanmaya başlamıştır. Yapılan değişikliğin rasyonalitesi, makuliyeti ve vizyonu yoktur. 50/d statüsünü burs olarak gören yaygın yanlış anlaşılma da bu kuralın ihdasında faktördür.  

Sonuç olarak çözüm önerimiz şudur. 50/d kapsamında istihdamdan vazgeçilmelidir. Araştırma görevlilerinin doktora eğitimini tamamlama sonrası sözleşmesi feshedilmeyerek iki yıl süreyle doktor araştırma görevlisi olarak görevine devamı sağlanmalıdır. Ardından, Yükseköğretim Kurulu bünyesinde oluşturulan Kariyer Ofisi aracılığıyla öğretim üyesi ihtiyacı olan üniversitelere yönlendirmesi yapılmalıdır. YÖK, doktor öğretim üyesi kadrolarının yüzde 30’unu bu modelde merkezi sistemle Kariyer Ofisi aracılığı ile kullanmalı, kalan yüzde 70 kadro ise eskiden olduğu gibi cari usulle üniversiteler tarafından kullanılmaya devam etmelidir.

Araştırma görevlilerinin açık, net bir görev tanımı yapılmalıdır. Araştırma görevlisi kadrosu ile öğrencilik statüsü arasındaki bağ koparılmalıdır. Ana bilim dalı başkanının hem yüksek lisans, doktora eğitim sürecinin belirleyeni hem de araştırma görevlisinin amiri olması aşırı güç temerküzü üretmekte, kötüye kullanım için zemin oluşturmaktadır. Bu nedenle, araştırma görevlileri kadrolarının bulunduğu üniversite dışında yüksek lisans ve doktora imkânı getirilmelidir. Bu imkânın kullanımında idari makamların takdir yetkisi sınırlanmalıdır.

Bilimsel çalışmalarında kolaylık sağlamak için araştırma görevlileri ile öğretim görevlilerine yeşil pasaport imkânı da sağlanmalıdır.

Şenol METİN